Beklenen ittifak gerçekleşti: İslâm askerî ve stratejik iş birliği teşkilatı kuruldu!
Mekke Anlaşması, düşmana korku saldı, dosta huzur ve güven verdi.
Çok riskli bir adım bu, kabul.
Ama risksiz tarih yapıldığını tarih yazmıyor. Tarih, büyük riskleri almasını bilen adamların eseridir. Risklerden korkanlar, korkularının esiri!
Mekke Anlaşması’nın İran’a karşı yapıldığı tezviratı döndü dolaştı sosyal medyada. İran’ın Ankara Büyükelçiliği’nden yapılan resmî açıklamada, Mekke Anlaşması’nın İran’a karşı yapılmadığı ifade edildi açıkça.
Mekke Anlaşması ilk meyvelerini de vermeye başladı: İsrail, “Mekke Anlaşması çok tehlikeli” açıklaması yaptı.
Henüz aysbergin görünen kısmı bu!
Bir adım ötesini düşünmek bile istemiyor İsrail. İsrail’in kâbusu olacak bu anlaşma!
Bu cümleleri kurarken çok da kolay kurmadığımı, hepsini tırnak içine alarak kurduğumu hatırlatmak isterim. Hâdise hiç de göründüğü gibi değil. Karmaşık ama önemli bir hâdise var karşımızda.
MEKKE ANLAŞMASI’NIN ZAMANLAMASI
Mekke Anlaşması’nın zamanlamasına özellikle dikkatinizi çekmek isterim.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, tam zamanında Mekke Anlaşması’na imza attılar: Tam da İsrail yönetiminin ve dünyadaki -özellikle de Amerika’daki- ABD’yi her bakımdan esir alan, Trump yönetimini İran’la zorla savaşa sokan güçlü İsrailci siyonist lobinin öne sürdüğü tiplerin (kongre üyelerinin ve elitokrasinin önde gelen, etkin isimlerinin) Türkiye’yi hedefe yatırdıkları, İsrail yönetiminin her bir bakanının ve hatta eli kanlı terörist başbakanı Netanyahu’nun Türkiye aleyhine sürekli olarak açıklamalar yapmayı adeta “millî bir spor” hâline getirdikleri bir sırada bu anlaşmanın imzalanması çok önemlidir.
İsrail’in Türkiye’yi köşeye sıkıştırıp belki de vurmayı planladığı bir sırada Pakistan ve Suudi Arabistan’ın zaten önceden hazırlıkları yapılan bu anlaşmayı öne çekerek İsrail’in Türkiye’yi hedef alan saldırılarını püskürttüklerini düşünüyorum.
Zamanlama açısından bir başka dikkat çekici nokta da, Ankara’da yapılan ve Türkiye’nin çok önemli mesajlar verdiği NATO Toplantısı’ndan hemen sonra Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında böyle bir anlaşmanın imzalanması -bilenler için- sürpriz olmadı!
NATO TOPLANTISI VE TÜRKİYE’NİN MEYDAN OKUMASI
Ankara’daki NATO Toplantısı, Türkiye’nin miadını doldurmuş bir küresel askerî / stratejik teşkilatı ölümden döndüren bir toplantı oldu.
Ama bir hayli sersemleterek ayağa kaldırdı NATO’yu Türkiye.
Kolay kolay hayal bile edilemeyecek kadar küresel sistemin lordlarına -sistemin içinden!- meydan okudu: Bütün devlet başkanlarının ve devlet erkânının teker teker mehter marşıyla karşılanması, herkese revolver tabanca hediye edilmesi Türkiye’nin mehterle temsil edilen İslâm’ın bayraktarlığı ve Osmanlı ruhu misyonunu yitirmediğini bütün dünya âleme ilan etmesi anlamına geliyordu.
Bu bir meydan okumadır! Sistem içinden yapılan bir meydan okuma olduğu için de etkisi düşük oluyor! Bu sistem içi muhalefet meselesini ayrıca yazacağım.
LOZAN, İÇ CEHPE VE MEKKE ANLAŞMASI
NATO Zirvesi’nden hemen sonra Mekke Anlaşması’nın gelmesi, zihinlere haklı olarak “bu bir NATO projesi mi?” sorusunu getirtti.
Doğrudan NATO projesidir demek, çok büyük haksızlık olur. Bu projenin NATO’dan bağımsız olmasa bile habersiz kurulmuş olabileceğini düşünmekse ahmaklık, elbette ki.
Hassas bir çizgi var burada.
Şöyle bir şey bu: İki asırdan bu yana Türkiye de, İslâm dünyası da bağımsız değil. Türkiye, Tanzimat’la birlikte bağımsızlığını yitirmeye başladı, devleti yöneten irade, bir avuç Sabetay çete tarafından devletin elinden alınmaya başlandığı zamandan bu yana Türkiye tam anlamıyla bağımsız değil. Türkiye, iki asır süren bu modernleşme / laikleşme / Batılılaşma sürecinin sonunda tarih yapma iradesini ve ruhunu kaybetti: Medeniyet ruh kökleri söküldü; tarih yapan, tarihin akışını değiştiren tarihî yönü ve yörüngesi yok edildi; bu toprakları vatan yapmamızı sağlayan İslâmî dinamiklerimiz dinamitlendi, İslâmî hafızamız ve tarihimiz sıfırlandı, tasfiye edildi.
Sonuçta Lozan’da Türkiye’ye bağımsızlık verilmedi mi? Verildi ama o bağımsızlık sadece teritoryal (toprağa dayalı) bağımsızlıktı.
Bu ülkenin çocuklarının beynini yıkadılar ve aptallaştırdılar bir asırdır Lozan konusunda.
Lozan Türkiye’nin tapusudur. Ama “hangi Türkiye’nin?” diye soracak bu ülkenin külyutmaz has çocukları? Lozan, medeniyet iddialarından vazgeçmiş laik, Batıcı Türkiye’nin tapusudur; yeniden tarih yapacak, medeniyet iddialarına sahip çıkacak Müslüman Türkiye’yi reddedişinin de sigortası!
Lozan’la biz bedenimizi / bu toprakları kurtardık ama ruhumuzu kaybettik!
Belki de biz medeniyet iddialarımızı terk etmiyoruz deseydik, bu toprakları da bize çok görebilirlerdi. O yüzden İnönü’nün Lozan’dan çıkarken söylediği “artık 100 sene daha rahat nefes alabileceğiz!” sözü yabana atılmamalı, elbette ki.
Ve fakat, bizim zaman kazanalım diye bütün iddialarımızdan vazgeçtiğimizi ilan etmemiz, gelinen noktada toplum olarak kendi tarihini, kültürünü, medeniyet dinamiklerini ve en önemlisi de hepsinin kurucu, konumlandırıcı ve koruyucu yegâne kaynağı olan İslâmî varoluşsal temellerini kaybetme ve intiharın eşiğine sürüklenme, kısacası, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmamızla sonuçlandı.
İç cephe çöktü: Toplum; kültürel, akîdevî ve zihnî olarak intihar ediyor.
Dış cephede çok güçlüyüz. Benim devlet erkânına tavsiyem her zaman şu olmuştur: İç cephe esir alınmış durumda. Dışarıdan dolanarak iç cephedeki zincirleri kırabiliriz.
Mekke Anlaşması, işte dışarıdan dolanarak içerideki zincirleri kırma adımlarından biri, belki de en önemlisi; tabii bunu zaman gösterecek.
Sözün özü: Türkiye tam anlamıyla bağımsız değildir. Kültürel olarak bağımsız değildir. Epistemolojik ve ontolojik olarak bağımsız değildir. Siyasî olarak, iktisadî olarak da bağımsız değildir.
İslâm dünyası iki asırdır köledir; İslâm dünyası diye bir yer yoktur. Hele de Sünnî Müslüman devletler yoktur; Sünnî denen ülkelerin hepsi de Batılıların ve / veya İsrail’in kölesi hatta bazıları köpeğidir. Sünnî olsa köle olmaz, onlarla savaşırdı tarihte olduğu gibi.
Mekke Anlaşması nedir peki tam olarak?
Sonraki yazıda bu sorunun izini süreceğim…


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.