
Hürriyet''te Yılmaz Özdil, Hababam''a güvenin başlıklı bir yazı yayımladı [19 Eylül]. Özetle, "Hababam Sınıfı''ndaki karakterler gençliğini yaşıyordu. Filmde din unsuru yok. Romancı Rıfat Ilgaz, Yönetmen Ertem Eğilmez hikayeye ''gençliğini yaşamayan silik tipleri'' almamıştı. Mustafa Kemal''in ilkeleri ders kitaplarından çıkarılamaz. Gençliğini yaşamamış kimseler de çocuklara ders veremez, anca karne verir" diyor.
Berfu Haşıoğlu 9 Eylül günkü Vatan Pazar''da Psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Doğan Şahin''e ''Türkiye bir insan olsaydı, nasıl biri olurdu?'' sorusunu yöneltmiş. Cevap şu: ''Ruhsal sağlığımız pek iyi değil. Yeterince olgun değiliz. Özür dilemesini bilmeyen, hatalarını görmek istemeyen biraz şımarık bir çocuk gibiyiz. Maalesef dünyadaki imajımız da bu.''
Sanırım hepimiz, ülkeleri insan formunda algılıyoruz.
Mesela ''Rusya, Meksika, Arabistan, Japonya...'' denilince, zihnimizde bir insan figürü beliriyor. Peki ya Türkiye?
Bir ülkenin bir insana benzemesi, gerekli de galiba.
Ülkenizi bir insan gibi tasavvur etmiyorsanız, onu anlamanız, benimsemeniz, yüceltmeniz zorlaşıyor.
Türkiye''yi tek bir insan olarak algılarsak, belki millî bütünlük fikrini, duygusunu daha kolay ediniriz.
Etnik köken, din, cinsiyet, mezhep, ideoloji... her şeyi ayrıma değil, birliğe tahvil edebiliriz.
Hababam Sınıfı''nda anlatılan hikaye; gençlik masumiyeti ve coşkusuyla yaşayan liselilerin Kel Mahmut ve Hafize Ana tarafından derin bir şefkatle sevilmesi ve himaye edilmesiydi.
Her ikisinin öncelikleri farklıydı, o ayrı.
Mahmut Hoca, çocukların halinden ötürü dertleniyordu.
Kel Mahmut, tüm Türkiye''nin öğretmenidir. Özdil''in ''silik'' dediği çocuklar dahil, hepimizin Mahmut Hocasıdır.
Zannetmiyorum ki bu ülkede öğrencilik anılarını anlatırken ''Bizim sınıf Hababam Sınıfı gibiydi'' cümlesini kurmamış bir tek kişi olsun.
Dindar veya değil, bu toprağın tüm evlatlarını düşünmüyorsanız, Mahmut Hoca''yı kendiniz gibi sanmayınız.
Hababam Sınıfı gibi kalpleri yumuşatan bir filmi bile ayrımcılığa, katı yürekliliğe malzeme yapmak, Türkiye''nin insani imgesini baltalamaktır.
Hababam Sınıfı halini beğenmediğin, tutumunu tasvip etmediğin insanları sevmek demektir.
Hababam''a güvenemezsiniz. Fakat onu seversiniz.
Hababam da bu koşulsuz sevgi sayesinde gayrete gelir, mutlu sona ulaşır.
Hababam ruhu budur.
Komple sınıfta kalan, ''İstanbul hangi yıl fethedildi?'' sorusunu bile cevaplayamayan Hababam Sınıfı''nın, bir ağızdan Gençliğe Hitabe''yi okuması da, duygusal yükü dolayısıyla kolay hazmedilen, tadımlık bir mantık hatasıydı. Gayet güzeldi, o başka.
Bence, Başöğretmen Atatürk, Hababam Sınıfı''nı teftiş etse, Mahmut Hoca''nın endişelerini paylaşırdı.
Yanılıyor muyum? ''Aferin çocuklar, vatan size emanet'' mi derdi?
Gelgelelim bu ülkenin çocukları; fırlaması, moronu, sosyalisti, bireycisi, dindarı, siliği, tembeli, çalışkanıyla bizim evlatlarımız, kardeşlerimizdir.
Atatürk, Türk gençliğinin mükemmel olduğunu mu düşünüyordu?
Sanmam. Fakat onları çok seviyordu.
O çocukların cephede öldüğünü gözleriyle görmüştü...
Dahası, gençleri herkes sever.
Dindar diye bir genci dışlamak, ''gençliğini yaşamıyor'' diye damgalamak bana gaddarca görünüyor.
Filmden gerçeğe döndüğümüzde, gençlerimizin biraz daha entelektüel, kitapsever, sanatsever olmalarını istemez miyiz?
Gerçekten, İnek Şaban, gençliğini mi yaşıyordu? Atatürk''ün idealindeki genç miydi?
Din adına gençlerin kullanılmasına, yargılanmasına, ezilmesine karşıyım.
Buna mukabil ''İçinde dinci yok'' diyerek Hababam''ı zimmetine geçirmeye kalkışmak... İyi denemeydi.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.