Sudan’da bir iç savaş yok, ülkeye karşı vekaleten işgal girişimi var

Yasin Aktay
Yasin AktayYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 08/08/2026, Cumartesi • Yeni Şafak Haber Merkezi
Sudan’da bir iç savaş yok, ülkeye karşı vekaleten işgal girişimi var

İsrail’in ateşkese rağmen Gazze’de sistematik olarak devam eden soykırımının, Batı Şeria’da barbar gaspçı terörünün üzerine İran’a, Lübnan’a rutin saldırıları, Yemen’de ve Libya’da son günlerde ortaya çıkan hareketlilikler Sudan’da yaklaşık 3 yıldır devam etmekte olan insanlık dramını gündemden düşürüyor olabilir. Oysa Sudan’da yaşananlar bütün bu olaylardan bağımsız değil. Hedef yine Siyonist işgal ve nüfuz planında bir adım daha ileri gitmek ama neticesinde mutat olduğu üzere bir direniş de gelişiyor.

Sudan’dan gelen haberler, ülkede devam eden savaşın yalnızca askerî cephelerde yaşanan bir iktidar mücadelesinden ibaret olmadığını her geçen gün biraz daha açık biçimde gösteriyor. Sudan makamlarının açıklamalarına göre Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) Faşir’de kontrol ettiği hapishanelerde yaklaşık altı bin kişi alıkonuluyor. Save the Children ise kısa bir zaman dilimi içerisinde beş binden fazla çocuğun yeniden yerinden edildiğini bildiriyor.

Bu haberler, Sudan’da yaşanan insani felaketin yalnızca savaşın kaçınılmaz bir yan sonucu olmadığını; sivillerin yerinden edilmesinin, alıkonulmasının, şehirlerin yağmalanmasının ve toplumsal dokunun parçalanmasının bir işgal olayının varlığını kanıtlıyor.

Baştan beri Sudan’daki savaşı hâlâ “iki eşit taraf arasında cereyan eden bir iç savaş” olarak tanımlamanın hem siyasî hem de hukuki gerçekliği ıskaladığını söyledik. Böyle bir tanım, meşru devlet ile onu yıkmaya çalışan silahlı bir yapıyı, tabi bu yapının arkasındaki dış müdahaleyi, işgal girişimini aynı düzleme yerleştiren yanıltıcı bir simetri üretmektedir.

Sudan’da birbirine denk iki meşru taraf yok. Bir tarafta, bütün eksiklerine, zaaflarına ve geçmişteki hatalarına rağmen uluslararası hukuk tarafından tanınan Sudan devleti ve onun silahlı kuvvetleri vardır. Diğer tarafta ise hiçbir zaman devlet olma sorumluluğunu taşımamış, savaş ekonomisi üzerinden büyümüş, yağmayı bir finansman biçimine dönüştürmüş ve dış destek sayesinde askerî kapasitesini sürdüren HDK bulunmaktadır.

Dolayısıyla Sudan’da yaşananlar, iki ordunun iktidarı paylaşamamasından doğan sıradan bir iç çatışma değildir. Toplumun meşru devletinin, dışarıdan desteklenen ve ülkenin kaynaklarını, şehirlerini ve kurumlarını yağmalamaya yönelen paramiliter bir yapıya karşı verdiği varlık mücadelesidir.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Sudan’daki savaşın çeşitli ülkeler arasında bir vekâlet çatışmasına dönüştüğünü söylemesi durumun itirafı olarak önemli. Ancak “vekâlet savaşı” tanımının da dış aktörleri birbirine denk çıkar sahipleri gibi göstererek savaşın sorumluluk ilişkilerini belirsizleştirmek gibi bir sonucu var.

Sudan’daki asıl mesele, yalnızca farklı bölgesel güçlerin karşı karşıya gelmesi değildir. Meşru bir devletin, dışarıdan desteklenen silahlı bir yapı eliyle içeriden çökertilmesi girişimidir. Bu nedenle savaşın vekâlet boyutunu kabul ederken, kimin hangi yapıyı hangi amaçla desteklediğini de açık biçimde konuşmak gerekir ki iş o noktaya geldiğinde karşımıza olağan şüpheli değil, olağan suçlular çıkıyor.

HDK’nin bugüne kadarki sicili, onun devlet kurma veya toplumu yönetme gibi bir amaç taşımadığını açıkça göstermektedir. Darfur’da sivillere karşı işlenen katliamlar, etnik temizlik suçlamaları, sistematik cinsel şiddet, çocukların silahlı çatışmalarda kullanılması, zorla yerinden etmeler, özel mülklerin ve kamu kurumlarının yağmalanması bu yapının karakterini ortaya koymaktadır.

Faşir’de binlerce kişinin alıkonulduğu hapishaneler bu tablonun bir parçasıdır. Bir silahlı yapı, hâkim olduğu bölgelerde hukuk, kamu hizmeti ve güvenlik üretmek yerine korku, yağma ve keyfî tutuklama üretiyorsa, onun bir devlet alternatifi olduğu söylenemez. Bu olsa olsa bir vekaleten işgal girişimidir.

Sudan yönetimi uzun süredir BAE’yi HDK’ye askerî, mali ve lojistik destek sağlamakla suçluyor. Uluslararası kuruluşların raporları, medya araştırmaları ve çeşitli ülkelerde yürütülen tartışmalar da bu desteğe ilişkin iddiaları giderek daha görünür hâle getiriyor. Abu Dabi yönetimi ise suçlamaları reddediyor.

Ancak BAE’nin Sudan’daki rolü, İslam dünyasının diğer kriz alanlarından bağımsız ele alınamaz. Libya’da Halife Hafter’e verilen destek, Yemen’de merkezi devletin zayıflatılarak ayrılıkçı yapıların güçlendirilmesi, Afrika Boynuzu’nda limanlar ve askerî üsler üzerinden kurulan nüfuz ağı, Gazze konusunda İsrail’in güvenlik öncelikleriyle uyumlu seyreden politikalar ve Sudan’da HDK’ye verilen destekle ilgili iddialar birlikte değerlendirildiğinde, karşımıza münferit olaylardan daha geniş bir stratejik çizgi çıkmaktadır.

Bu çizginin ortak sonucu, İslam dünyasında güçlü, bağımsız ve kendi toplumsal meşruiyetine dayanan devletlerin zayıflaması; bunların yerine dış desteğe bağımlı, parçalı ve birbiriyle çatışan silahlı yapıların ortaya çıkmasıdır.

Böyle bir bölgesel düzenin en önemli kazananlarından biri İsrail’dir. Çünkü İsrail’in uzun vadeli güvenlik anlayışı, çevresinde güçlü ve bağımsız devletlerin değil; iç çatışmalarla meşgul, parçalanmış ve dış müdahaleye açık yapıların bulunmasına dayanmaktadır.

Sudan bu stratejik tablonun önemli halkalarından biridir. Kızıldeniz’e açılan uzun kıyıları, Afrika ile Arap dünyası arasındaki konumu, tarım kapasitesi, altın başta olmak üzere doğal kaynakları ve jeopolitik derinliği, ülkeyi bölgesel rekabetin merkezine yerleştirmektedir. Sudan’ın güçlü bir devlet olarak ayakta kalması, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’ndaki güç dengelerini doğrudan etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir.

Bu nedenle ülkede yaşanan mücadele, yalnızca Hartum’da kimin iktidar olacağına ilişkin değildir. Sudan devletinin varlığını, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini koruyup koruyamayacağına ilişkindir.

Sudan’da çözüm, devleti silahlı gruplardan biri seviyesine indiren hibrit formüllerde aranamaz. Kalıcı çözüm, devlet otoritesinin yeniden tesisi, dış askerî desteğin kesilmesi, bütün silahlı yapıların devletin meşru kurumlarına tabi kılınması ve Sudan halkının kendi siyasî geleceğine sahip çıkabileceği bir sürecin oluşturulmasıyla mümkündür.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026