Türkiye ve bölgemiz tarihi dönemlerden geçiyor. Yarım asırdır devam eden PKK terörü sona erdiriliyor. Daha önce defalarca denenen süreçler, iç ve dış müdahalelerle akamete uğratıldı. 40 yılı aşkındır devam eden silahlı terör eylemleri, toplumda büyük ayrışmaya ve acılara neden oldu.
Bu topraklarda bin yıldır birlikte yaşayan milletleri, birbirine düşürmek için emperyalistler 200 yıldır büyük oyunlar sergiliyor. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Arabistan’a Lawrence’ı, Bağdat’a Çöl Kraliçesi Gertrude Bell’i, Kürtlerin yaşadığı topraklara da Binbaşı Noel’i nifak tohumları ekmek için gönderdiler.
O tarihlerden beri maalesef bölgemizde kan ve göz yaşı hiç eksik olmadı. Emperyalistlerin emelleri doğrultusunda bölgede eylemler gerçekleştiren örgütler hep olmuştur. Kardeşi kardeşe kırdırma projesinin esas sahibi şüphesiz, “Vadedilmiş Topraklar” diğer adıyla Arz-ı Mev’ud sapkınlığı ile hareket eden Siyonistlerdir.
Türkiye 15 Temmuz sonrası içindeki en büyük virüsten temizlendikçe daha kararlı adımlar attı. TSK ve diğer güvenlik birimleri gayri milli unsurlardan arındıkça, terörle mücadelede daha üstün başarılar ortaya koydu.
15 Temmuz’un üzerinden 2 ay geçmeden sınırlarımızın ötesinde Baas rejiminin himayesindeki terör unsurlarına operasyonlar başlatıldı. Önce IŞİD’e karşı Fırat Kalkanı, daha sonra PKK’ya karşı Zeytindalı ve Barış Pınarı harekatları gerçekleştirildi. Ardından Irak’ın kuzeyinde Pençe-Kilit operasyonlarıyla terörün bütün barınma alanları ortadan kaldırıldı.
Ülkemizde ve sınırlarımıza yakın bölgelerde terörün varlığına son verilmesi, beraberinde bugün konuştuğumuz Terörsüz Türkiye sürecini getirdi. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 2024 yılı ekim ayında yaptığı çağrı ile başlayan süreç, onca sabotaj girişimlerine rağmen, çok büyük titizlikle yürütüldü ve artık TBMM’de süreç açısından çok önemli adım olan yasanın görüşülmesine başlandı.
2015 yılında Dolmabahçe Mutabakatından rahatsız olan çevreler, bugün de aynı rahatsızlık içindedirler. Ancak, Tayyip Erdoğan karşıtlığında yakın geçmişte iş tuttukları HDP-DEM’e yine ihtiyaçları olur gerekçesiyle eskisi kadar açıkça karşı çıkamıyorlar.
Dolmabahçe mutabakatından sonra o zaman Milliyet gazetesinin Ankara temsilcisi olan Aslı Aydıntaşbaş “Kürtler bizi sattı mı” başlıklı bir yazı kaleme almıştı. “Dün, HDP ve hükümet arasındaki ortak açıklamadan sonra telefonlarım susmadı. Eş dost, benim HDP’yi yakından izlediğimi bilen tanıdıklar, hep aynı kaygıya kapılmıştı: HDP, çözüm sürecinin yüzü suyu hürmetine AK Parti’yle anlaştı mı?” ifadeleriyle başlayan yazının ana fikrine baktığımızda Kürt olmayan birileri, PKK’nın silah bırakmasını kendilerini satma olarak görüyor.
Bugünlerde yine ilginç bir yazı çıktı karşımıza. Kürt adına kitap yazan, her platformda barış havariliği yapan, DEM’den milletvekili adayı olan Hasan Cemal’in bir milli duyguları kabardı. Süreçte gelinen önemli aşama konuşulurken, Hasan Cemal “Çok şehit verdik, çoğu kucağımda öldü!” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Ne hikmetse Hasan Cemal’in bugünlerde terörle mücadele eden Hasan Kundakçı ve Necati Özgen gibi paşalarla anıları aklına gelmiş.
Terörün bitmesinden küresel alanda kimlerin rahatsız olduğunu herkes biliyor. Siyonist İsrail’in süreci sabote etmek için neler yaptığını az çok herkes gördü. İçerde de kimlerin istemediğine iyi bakmak lazım. Samimi kaygıları hepimizin iyi anlaması lazım. Ancak Türkiye diye bir derdi olmayan küçük bir azınlığın sürece yönelik söylemlerinin ardındaki art niyeti de iyi analiz etmeliyiz.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.