İlk nesiller için peygamberin varlığı ve vahyin canlı hitabı ne ifade ediyorsa, sonraki kuşaklar için kutlu sanatın bir ölçüde o varoluşu ve huzuru devam ettirebileceğini söylemiştik. Hıristiyan sanatında ikonun gördüğü vazife ile İslam sanatında Kur’an hat ve tezhibinin gördüğü vazife bu bakımdan karşılaştırılabilir; fakat bunlar aynı temsil anlayışına dayanmaz.
İkona, kutsal şahsiyetin sûretini görünür kılarak onların huzurunu (divanını) devam ettirmeye yönelirken, İslam sanatında vahyin kelâmı hat ve tezhip aracılığıyla görünür bir nizama kavuşur. Böylece İslam’da huzurun devamı, ilâhî yahut nebevî bir sûretin temsiliyle değil, vahyedilmiş kelâmın görsel tecellisiyle sağlanır.
Bu yaklaşım, daha önce Gazzâlî ve İbn Arabî bağlamında işaret ettiğimiz düşünceyle aynı istikamete açılır: Sanatkâr hakikati meydana getiren kişi değil, ona şahitlik eden ve onun görünmesine hizmet eden kişidir. İnsan tasvir eder, tertip eder, ölçer-biçer ve işler; fakat hakikatte yaratmaz. Sanatın değeri de sanatkârın kendisini mutlak bir yaratıcı gibi takdim etmesinde değil, yaratılışta mevcut olan hikmet ve güzelliğin görünmesine aracılık etmesinde yatar.
Lings’in üzerinde durduğu bir başka husus, kutlu sanatın şahsî olmaktan ziyade geleneksel ve gayrişahsî oluşudur. Büyük sanat eserlerinin önemli bir kısmı imzasızdır. Bunun sebebi yalnızca sanatkârın isminin kaydedilmemiş olması değil, sanatkârın kendisini eserin mutlak sahibi olarak görmemesidir.
Bununla birlikte gayrişahsîlik, sanatkârın kabiliyetini ve şahsî katkısını ortadan kaldırmaz. Kutlu sanatın başlangıcında güçlü bir ilhamın bulunması gerekir; fakat bu ilhamın sanat tarihindeki en olgun biçimine ulaşması birkaç nesli bulabilir. İlk ruhsal işareti alan kişi ile bu işareti kusursuz bir sanat üslubuna dönüştüren sanatkâr aynı kimse olmayabilir. Böylece kutlu sanat, tek bir kişinin ani buluşu olmaktan çok, ilhamın gelenek içinde tedricen kristalleşmesidir.
Bu kristalleşmenin dünyevî tarafında teknik bilgi, çıraklık, malzeme hâkimiyeti ve üslup eğitimi bulunur. Semavî ilhamın sanat eserine dönüşebilmesi için insan emeği ve sanat geleneği gereklidir. Fakat bu teknik süreç, eserin aşkın menşeini ortadan kaldırmaz; aksine onun maddede görünürlük kazanmasının vasıtası olur. Kutlu sanatın bir kutbu aşkın hakikatte, diğer kutbu ise insanın emeğinde ve malzemede bulunur.
Bu sebeple ulu bir cami, katedral yahut başka bir kutlu sanat eseri, tabiata yabancı bir nesne gibi görünmeden onun içinde yer alabilir. Çünkü gerçek kutlu sanat, yaratma düzeniyle çatışmaz; onunla paralellik kurar. Yeryüzüne inişi, aynı zamanda yukarıya dönüş için bir merdiven oluşturur.
Kur’an hattı ve tezhibi bakımından bu ilişki daha da doğrudandır. Kâğıt, mürekkep, altın ve renk; vahyin nazmına yaklaşmanın ve onun manevî tesirini görme yoluyla derinleştirmenin vasıtalarına dönüşür. Hüsnühat ve tezhip, maddî vasıtaları ortadan kaldırmadan onları vahyin parıltısını taşıyabilecek bir inceliğe eriştirir. Bu tecrübe, her ruhun kendi istidadı ölçüsünde Sonsuz ve Zaman-üstü olandan bir “zevk” almasına imkân verir. “Zevk” kelimesi burada yalnız estetik haz değil, tasavvufî anlamıyla hakikatin içten tadılmasıdır.
Lings’in “kutlu sanat” diye adlandırdığı olgu, bu anlamda vahyin estetik sonuçlarından biridir. Bununla birlikte İslam sanatını yalnızca “kutsal sanat” başlığı altında düşünmek yeterli değildir. Çünkü vahyin dönüştürdüğü nazar yalnız mushaf hattında ve cami mimarisinde değil; gündelik eşyalardan şehir düzenine, tezhipten minyatüre, dokumadan ahşap ve maden sanatlarına kadar medeniyetin bütün alanlarında kendisini gösterir. Bu sebeple İslam sanatını belirleyen şey, belirli nesnelerin kendi başlarına kutsal sayılması değil, tevhidin varlık alanlarının tamamını kuşatan nazarıdır.
Bu bağlamda tasvir meselesinin yalnızca Allah Teâlâ’nın el-Musavvir ismiyle değil, aynı zamanda el-Latîf ismiyle de ilişkili olduğunu düşünüyoruz ki, bu ilişkiyi, özellikle minyatürdeki letâfet, tebessüm, mülâyemet, rikkat ve zarafet üzerinden müstakil olarak ele almamız daha iyi olacaktır.
Okuma önerileri:
Titus Burckhardt, Doğu’da ve Batı’da Kutsal Sanat: Sanatın İlkeleri ve Yöntemleri, çev. Tahir Uluç, İnsan Yayınları; İslam Sanatı – Dil ve Anlam, trc.: Turan Koç, Klasik Yayınları
Martin Lings, Kur’an Hat ve Tezhibinden Parıltılar, çev. Turan Koç, İstanbul Ticaret Odası Yayınları;
Kâmil Güneş, İslam Düşüncesinde Kutsallık, İnsan Yayınları
Ramazan Adıbelli, Mircea Eliade ve Din: Mircea Eliade’nin Din Bilimi Çalışmalarının Metodolojik Açıdan Değerlendirilmesi, İz Yayıncılık
Dârüsselâm Kudüs, haz. heyet, DİB Yayınları, c. 1 içinde: Ömer Lekesiz, “Kiyazmadan Ayrışmaya: Kutsiyet ve Kudüs”


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.