Hayat 5 asırlık caminin boya ve çimentoyla kapatılan süslemeleri gün yüzüne çıktı

5 asırlık caminin boya ve çimentoyla kapatılan süslemeleri gün yüzüne çıktı

Antalya Kaleiçi girişindeki Osmanlı eseri Tekeli Mehmet Paşa Camisi'nin, önceki 6 onarımda boya ve çimento sıvayla kapatılmış tarihi süslemeler, altın varaklar ve çinileri, raspa tekniğiyle yeniden gün yüzüne çıkarıldı. Vakıflar Bölge Müdürü Hüseyin Coşar, Tekeli Mehmet Paşa Camisi'nin Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde de geçtiğini belirterek, "Gayet süslü, ziynetli bir cami. Tarihi kaynaklarda, 1850 yılında Sultan Abdülaziz, Rodos'tan buraya geleceği için bir onarım yapıldığı geçiyor. Bu yüzden kadınlar mahfili olarak görülen alanın hünkar mahfili yapıldığı söyleniyor. 1850'den sonra cami 1909, 1940, 1952, 1977 ve 1996 yılında onarımlardan geçmiş, fakat en kapsamlı onarımı şu an yapıyoruz" dedi.

Abone Ol Google News
Haber Merkezi DHA
5 asırlık caminin boya ve çimentoyla kapatılan süslemeleri gün yüzüne çıktı
Türk barok stili, caminin en özgün örneklerinden biri.

Antalya Tarihi Kaleiçi'nde Saat Kulesi ve Yivli Minare ile birlikte kentin en önemli sembollerinden olan, 1600'lü yıllarda Osmanlı döneminde inşa edilen Tekeli Mehmet Paşa Camisi'nde Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nce 2018'de başlatılan restorasyon çalışmalarında sona yaklaşıldı.

2018 yılında başlatılan ve yaklaşık 3 yıl süren restorasyonun 2 aya kadar tamamlanması ve caminin yeniden ibadete açılması bekleniyor.

6 kez onarımdan geçti

Vakıflar Bölge Müdürü Hüseyin Coşar, Tekeli Mehmet Paşa Camisi'nin Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde de geçtiğini belirterek, "Gayet süslü, ziynetli bir cami. Tarihi kaynaklarda, 1850 yılında Sultan Abdülaziz, Rodos'tan buraya geleceği için bir onarım yapıldığı geçiyor. Bu yüzden kadınlar mahfili olarak görülen alanın hünkar mahfili yapıldığı söyleniyor. 1850'den sonra cami 1909, 1940, 1952, 1977 ve 1996 yılında onarımlardan geçmiş, fakat en kapsamlı onarımı şu an yapıyoruz" dedi.

Yüklerinden arındırıldı

2018'deki ihale sonrası başlatılan restorasyonda caminin özgününde olan ve sonraki yıllarda kapatılmış çok sayıda veriye rastlanıldığını kaydeden Coşar, “Dış cepheler tamamen sıvalıydı, çimentolu sıva vardı. Biz burada tarihi dokuya uygun sıva raspası yaptık. Zaten öncesinde tarihi cami özelliği de çok fazla anlaşılmıyordu. Ama şu an baktığımızda bu cami yüklerinden arındırıldı ve sonradan çimentoyla kapatılan bazı çiniler, süslemeler ortaya çıkarıldı. Şu an tarihi caminin orijinal dokusuna uygun olduğu görülebiliyor" dedi.

Caminin zemininde yer alan 12 santimlik betonarme şapın kaldırıldığını belirten Coşar, “Alttan özgün tuğla döşeme ortaya çıktı. Kubbelerde hiçbir şekilde süslemeler gözükmüyordu, onlar ortaya çıkarıldı. Müezzin mahfilinde 9 kat boya katmanına raspa yaptık ve altında Edirne kari stilinde süslemeleri ortaya çıkardık. Ana kubbede de raspalar yaptık. Özellikle kilit taşı boyalı bir şekilde duruyordu. Altın varak izlerine rastladık ve altın varaklı şekilde kilit taşını yeniden restore ettik. Bu kubbe kasnaklarında özgün bir cami ve baştan sona Fetih suresi var. Hemen kıble tarafından başlayıp aynı yerde bitiyor" diye konuştu.

Altın varaklı süslemeler

Yine boyalı olan kuşaklarda raspa sonucu altın varaklara rastlandığını kaydeden Hüseyin Coşar, “Altın varaklı şekilde konservasyonunu yaptık. Fetih suresinin üstündeki motiflerde daha önce yoktu, çok niteliksiz motif vardı orada da raspa yaptık ve altta çok özgün, nitelikli bir süsleme gördük ve bu şekilde ihya etmiş olduk. Kubbelerde şu an görünen motiflerin hiçbiri yoktu. Üstü kapatılmış, boyanmıştı. Boya ve sıva raspaları sonucunda ortaya çıkardık" dedi.

Süslemeler yağlı boya ile kapatılmış

Müezzin mahfilindeki süslemeleri ortaya çıkarmak için 9 kat boya raspası yaptıklarını dile getiren Coşar, “Burası yağlı boyayla tamamen bembeyaz boyanmış duruyordu. Yine üstündeki, başka camide yok, ciddi süslemelere rastlandı ve aslına uygun şekilde konservasyonunu yapıp ziyarete açacağız. Müezzin mahfilindeki babalar dediğimiz süslemeler de yoktu. Üzerlerine boyalar yapılmış ve zamanla deforme olmuş, biz kaldığı şekliyle muhafaza edeceğiz" diye konuştu.

En özgün kısmı kadınlar mahfili

Özellikle kadınlar mahfilinde çok özgün süslemeler ortaya çıkarıldığını anlatan Hüseyin Coşar, “Kadınlar mahfilinde, bu camiyi diğer camilerden ayıran çok önemli bir özellik var. Pencere alınlıklarında hem iç hem dışta Kaside-i Münferice bulunuyor. Kaside-i Münferice 1040 yılında Tunuslu bir alimin kasidesi. Artık nasıl yazıldıysa o dönemi bilmiyorum ama Tunuslu alimin eşyaları çalınıyor, çok zor durumda kalıyor, sonra çalınan malları geri geliyor ve bu şekilde Münferice Kasidesi yazılıyor. Daha sonra bu sıkıntılardan kurtulmak için okunuyor. Aslında caminin avizelerini kapatınca loş bir hava oluşuyor. Çok aydınlık bir cami değil. Tabi düşünmeden de edemiyoruz, acaba bu sıkıntı, ıstırapları yansıtmak için mi yapıldı bu cami, bilemiyoruz tabi" diye konuştu.

Kayıp beyitler bulundu

Kadınlar mahfilinde kayıp olan iki beyitin de ortaya çıktığını söyleyen Coşar, çini üzerindeki bu beyitlerin hem yukarı hem de aşağıdan görülebilecek şekilde bir niş yapılarak sergileneceğini açıkladı. Camideki en özgün süslemelere bu bölümdeki kubbede rastladıklarını belirten Coşar, “Hem klasik dönem hem de sonraki barok stilde süslemeler ortaya çıktı. Biz her ikisini de orada canlandırdık. Klasik dönem Rumiler, birçoğunda hiç canlandırma yapmadık, diğeri de 18-19'uncu yüzyılda barok stil süslemeler yapılmış. Onların da altında klasik dönem süslemeler var ama her ikisi de nitelikli ve restorasyon bilimi açısından da korunması, yaşatılması lazım. O yüzden motiflerin hangisi daha ayakta kaldıysa onları ikiye böldük. Yarısında klasik dönem, diğer yarısında barok stil süslemeleri mevcut. Tabi bu Türk barok stili, caminin en özgün kısmı burası aslında" dedi.

Mersin balığı tutkalı kullanılıyor

Camide, üzerlerinde 'Allah', 'Hz. Muhammed', 'Hz. Ebubekir', 'Hz. Ömer', 'Hz. Osman' ve 'Hz. Ali' yazılı hat eserlerin de büyük tahribata uğradığı, ciddi ölçüde çatlaklar oluştuğu belirlendi. Hat eserler üzerindeki çatlaklar, tarihi Orta Asya'ya kadar giden Mersin balığından elde edilen tutkalla düzenlendi. Hat eserlerin nitelikli tarihi mimari özelliğe sahip olduğunu belirten Coşar, çatlakların Mersin balığından elde edilen tutkalla konservasyon yapıldığını açıkladı. Coşar, "Çatlakların daha fazla artmaması için onarıcı değil, çatlak ve deformasyonun daha fazla ilerlememesi için uygulanan bir yöntem. Yüzyıllardır da uygulanıyor. Mersin balığından elde edilen balık tutkalı saf suyla karıştırılıp, alttan ısıtma yöntemiyle eritiliyor. Hiçbir kimyasal yok" dedi.

Hat eserlerin konservasyonunu yapan restoratör nakkaş Mehmet Yetişkin, Mersin balığının hava kesesinden elde edilen ve dünyanın en kuvvetli organik yapıştırıcısı olduğu da söylenen tutkalla yapıştırılarak, yeniden koruma altına aldıklarını açıkladı. Yetişkin, "Mersin balığından alınan yapıştırıcı özelliğe sahip kısmı inceltip, çözelti olduktan sonra bezle üzerine uygulama yapıyoruz. Kimyasalların zarar vereceği düşünüldüğünden organik kimyasal olarak görüyoruz. Atalarımız, Orta Asya'dan beri yay kirişlerinde kullanmış bunları, yüzyıllar boyunca kullanmış. Amacımız esere hiçbir şekilde zarar vermeyip önümüzdeki yüzyıllara aktarabilmek" ifadelerini kullandı.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.