Sarraf gitti, maske düştü

21:0027/03/2016, Pazar
G: 13/09/2019, Cuma
Hüseyin Likoğlu

İran asıllı işadamı Rıza Sarraf'ın ABD'de
17-25 Aralık tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Türk yargısıyla yapamadıkları darbeyi Hint asıllı ABD'li savcıyla yapabilecekleri galeyanına gelen, başta Fetullahçı çete olmak üzere ulusolcular ve malum koro çok heyecanlandı. Doğrusu ben de çok heyecanlandım. 17-25 Aralık darbe girişimi üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, olup bitenler net olarak ortaya çıkmamıştı. Rıza Sarraf'ın ABD'de tutuklandığını öğrendiğimde ilk şunu düşündüm: “Başka bir ülkenin vatandaşını tutuklayabilmek için ya uluslararası bir suç işlemiş olması gerekir, ya da o ülke ile ilgili bir suç işlemiş olması gerekir.”


ABD, Rıza Sarraf'ı Türkiye'de yolsuzluk yaptığı için tutuklayacak değildi ya. ABD'nin Sarraf'ı ne ile suçladığını merak ederken çelişkili haberler gelmeye başladı. Tabi her zamanki gibi Fetullançı çete, işi sulandırmaya girişmişti bile.



Olup biteni anlamaya çalıştığımız sırada, El Cezire Türk'ün yazarı Selva Tor'un analizi ile karşılaştık. Selva Tor, süreci A'dan Z'ye herkesin anlayacağı bir şekilde ortaya koydu. Gezi'de nasıl ki mesele ağaç değildiyse; 17-25 Aralık'ta da mesele yolsuzluk ve hırsızlık değilmiş.



ABD taaa 2009 yılında Türkiye'ye takmış. Türkiye, BM'in nükleer faaliyet konusunda İran'a yaptırım öngören 1929 sayılı kararına hayır dediğinde aslında film kopmuş. ABD, 2010'da bakan yardımcılarını Türkiye'ye göndererek, İran ile ticaret yapmamamızı istemiş. Selva Tor'un analizine göre ABD'li bakan yardımcıları Türkiye'deki bankaların yöneticilerini dahi tehdit etmiş. Banka yöneticileri o kadar korkmuş ki yurt dışına çıktıklarında tutuklanacakları hissine kapılmış.



Fetullahçı örgütün hedefindeki en önemli isim Zafer Çağlayan, o dönemde ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olarak, bankacılara cesur olmaları tavsiyesinde bulunarak, “ABD'nin yayınladığı ambargo kararı var. Her türlü finansman hareketlerine yasak getiren bir düzenleme. Bizi sadece BM'nin kararı bağlar. ABD'ninki değil” demiş.



Türkiye, aynen Çağlayan'ın dediği gibi BM kararlarına uyarak İran ile münasebetlerini sürdürmeye devam etmiş. Gel gör ki; ABD'nin istediğini yapmaması Fetullahçı çetenin çok zoruna gitmiş, “Bizim Hocamızı 10 yıldır Pensilvanya'da prensler gibi ağırlayan ABD'nin isteklerini nasıl yerine getirmezsiniz” diyerek, seferberlik ilan etmiş. Kimi böceği kaptığı gibi ilgili kişilerin makamına yerleştirmiş. Kimi kamerayı kaptığı gibi milletin yatak odasına dalmış. Kimi şantaj montaj işine, kimi evrak toplama derdine düşmüş. Biliyoruz ki, bunlardan bazıları muhalefete yol açtı, bazıları kumpas senaryosu yazmaya başladı, kimi eskort işine girdi. Hasılıkelam, Hoca(!)larını (ev) sahibine karşı mahcup etmek istemiyorlardı.



Ayrıca Hoca(!)ları yıllar önce İran ile ilgili hükmünü de vermişti. Ne diyordu Gülen, “7 dünya bir araya gelse İran'a gitmeyi hiç düşünmem. Ahirette Cennete giden yol İran'dan geçse 'ben sorarım kenarından bir yol var mı?' Riyakar, sapık bunlar…” Efendileri böyle diyen bir çetenin mensupları tabi ki ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları için seferber olacak.



Önce 7 Şubat'ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı devre dışı bırakmak istediler, olmadı. Gezi Parkı tezgahını kurdular, tutmadı. Önce dershane bahanesiyle AK Parti ve Türkiye'ye savaş ilan ettiler. Ardından da 17-25 Aralık darbe girişimiyle hükümeti devirmeyi amaçladılar. Karşılarında millet ve onun iradesinin temsilcisi Tayyip Erdoğan'ı buldular. Beddua ettikçe millet iradesine sahip çıktı. Ama pes etmediler. Şimdi de Cemil Bayık ile el ele verip Türkiye'ye karşı savaşlarını sürdürüyorlar.



ABD, Rıza Sarraf'ı niye tutukladı. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarını ihlal ettiği için. Peki, sonra ne olacak? ABD bu gerekçe ile başta Halkbank olmak üzere Türkiye'deki bazı şirket ve bakanlara da suçlamalar yöneltebilir. Türkiye, ABD'nin yaptırım kararına uymak zorunda mı? Tabi ki hayır! Bir yaptırımın zorunlu olabilmesi için BM'nin şartı gerekir. Türkiye BM'nin şartlarını yerine getirdi mi? Evet getirdi. İşin püf noktası tam burası. ABD yasal yollarla Türkiye'yi köşeye sıkıştıramayınca devreye Fetullahçı mafya girdi. Onlar meseleyi kendi yöntemleriyle çözmeye kalkıştı. Bize yolsuzluk ve rüşvet diye yutturulmak istenen operasyonun iç yüzü Rıza Sarraf'ın tutuklamasıyla ortaya çıktı. Yani takke düştü, kel göründü. Bizim terör örgütü dediğimiz ve Başkentin göbeğinde onlarca sivili katleden YGP'ye silah veren ABD, niye İran'a yaptırım uygulamadınız diye bizi cezalandırmak istiyor.



Umarım; İran bu sonuçtan bir ders çıkarır. ABD bu yaptırımlarla İran'ın nükleer faaliyetini engellemek değil, İran'da bir ekonomik buhran oluşturmayı hedefliyordu. Eğer amacına ulaşsaydı Suriye'den sonra sıra İran'a gelecekti. Türkiye, komşusunda çıkartılmak istenen bu yangına BM kararları doğrultusunda izin vermedi. İran'da istediğini elde edemeyen ABD, Suriye politikasını değiştirerek, Türkiye'yi hedefine aldı. İran her ne kadar sırasını savdıysa da Türkiye'den sonra yine sıranın kendisine geleceğini bilmeli ve Suriye başta olmak bölge politikalarını yeniden gözden geçirmeli.


#Sarraf
#ABD
#tutuklama