Sanctum ülkemiz sinemalarında orijinal adıyla vizyona girdi. Alister Grierson yönettiği filmin yapımcılığını Avatar ve Titanic filmlerinden tanıdığımız James Cameron üstleniyor. 3D formatında gösterilen filme yeryüzünün el değmemiş alanlarından Esa-ala mağaraları eşlik ediyor.
Küba'da Dünyanın en büyük ve bilinmez tünel sistemi olan Esa-ala mağaralarında araştırma yapan bir ekip, sürpriz bir fırtına sonucunda yeraltında mahsur kalır. Kurtulmak için çıkışı olduğu dahi bilinmeyen bir yola giren grubu tabiat şartlarıyla girecekleri zorlu bir mücadele beklemektedir. Erzak ve ışıklarının hızla tükenmesinden daha önemli olan sorunları ise, bu zorlu imtihanda insaniyetlerini de kaybetmeleridir.
Filmin yönetmen koltuğunda oturan Alister Grierson okulunu bitirdikten sonra yalnızca tek film yapmış, tecrübesiz bir isim. Grierson'un yönetmen olarak seçilmesinde ilk filmi Kokoda'nın eleştirmelerin övgülerine mazhar olmasının yanı sıra yapımcıların üzerinde tahakküm kurma şanslarının yüksek oluşu hiç şüphesiz önemli bir faktör. Filmin ortaya çıkış öyküsü senarist ve ortak yapımcılardan Andrew Weight'in 1988 yılında yaşadığı bir maceraya dayanıyor. Mağaracılık deneyimleri olan Weight yaptığı bir keşif gezisinde çıkan fırtına nedeniyle mağara girişinin kapanmasıyla on beş kişiyle birlikte mağarada mahsur kalmış. Weight bu tecrübeyi belgesel diliyle sinemaya birebir aktarmak yerine, seyirciyi içine çekecek farklı bir öykü kurgulamayı tercih etmiş. İş arkadaşı James Cameron'a giderek filmle ilgili çalışmalara başlamışlar.
Avatar ve Titanic gibi filmlerinden tanıdığımız yönetmen Cameron'ın ismi filmin gerek pazarlamasında, gerek katkıları nedeniyle ön plana çıkıyor. Cameron filmlerini görenler, Sanctum'u seyrettiklerinde filme olan katkılarını anlamakta zorluk çekmeyecektir. Cameron'un teknik anlamdaki katkılarının yanı sıra filmin fikri alt yapısına da müdahil olduğunu düşünüyorum.
Filmin ilk sahnelerinde alabildiğine geniş planlarla tasvir edilen mekânlar içinde insanın neredeyse bir karınca kadar küçük bir varlık olduğunun altı çiziliyor. Cameron'un yönetmenlik tecrübelerini Grierson'la paylaştığı aşikâr olan bu sahnelerde kendini tabiat üzerinde hükmedecek güçte gören insanın, esas değeri vurgulanıyor adeta. Devamında insan-tabiat çatışmasında esas galibin kim olduğunu film bize söyleyecek. Söz konusu bu devasa sahneler farklı bir bakış açısıyla bizi tanrısal bir sisteme götürebilir. Ancak Sanctum konuya böyle yaklaşmadığını sık sık farklı yollarla ifade ediyor. Filmde Esa-ala mağaralarının bekâreti tanrının dahi bilmediği bir yer şeklinde ifade ediliyor. Filmin Türkçeye çevrilmeyen, “kutsal yer” anlamındaki adı, bakış açısını ifade etmenin başka bir yöntemi. Filmde keşfedilen yeni yerlerin bir tür mabet ya da kilise gibi ifadelerle tanımlanması bu alternatif inanç sisteminin bir tür ifadesi.
En başta kendini tabiata hükmedici konumda gören insan, filmin ilerleyen bölümlerinde rakibi karşısında zayıf duruma düşüyor. Bu kez avantajlı konuma geçen tabiatın insana aslında ne kadar aciz olduğunu anlatmak ister gibi bir hali var. O yüzden insana karşı acımasız davranıyor. İnsanoğlu teknolojik yükleriyle tabiata karşı adil pozisyonda olmasa da bu haliyle bile yeterince aciz. “İnsan insanın kurdudur” mantığıyla ilerleyen olan örgüsü sergilediği bu tablo ile insana hayatta kalmak için pek de şans vermiyor. Ne zaman ki insanoğlu tüm yüklerini geride bırakıp, saf haliyle yoluna devam ediyor, o zaman hayatta kalmak için bir şans yakalamış oluyor.
Sanctum insan ve tabiat denklemine tipik sinemasal numaralarla yaklaşırken yönetmenlik ve oyunculuk konusundaki başarısıyla türdeşleri arasında avantaj elde ediyor. Yönetmen filmin başında gördüğümüz dev ölçekli planların da, ilerleyen bölümlerdeki mağara duvarlarında sıkışıp kalma hissinin de hakkını vermeyi başarıyor. Sanctum bu tarz gerilimi sevenler için ilgi çekici bir seyirlik olacaktır.
Orijinal adı : Sanctum
Yönetmen : Alister Grierson
Senaryo : John Garvin , Andrew Wight
Yapımcı : Andrew Wight, James Cameron
Tür : Dram / Macera / Aksiyon
Yapım : 2010, ABD / Avustralya
Oyuncular : Ioan Gruffudd, Richard Roxburgh






