Yazarlar Nereye doğru gidiyoruz?

Nereye doğru gidiyoruz?

Ali Bayramoğlu
Ali Bayramoğlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Pazar günü siyasi hayatın kritik bir virajından geçeceğiz. Zorunlu ya da anayasal seçimler için ülke sandık başına gidecek.
Bir önceki seçimin ana teması AK Parti'nin başkanlık sistemine geçiş için anayasal çoğunluğu elde edip edemeyeceğiydi. Bu söz konusu olmadı.
Ve HDP'nin barajı rahatlıkla geçmesi, AK Parti'nin ciddi bir oy kaybıyla karşı karşıya kalması, koalisyon zorunluluğu ve görüşmeleri, takip eden uzlaşmazlık geçen 5 ayın bilançosunu oluşturdu.
Temmuz ortasından itibaren terör eylemlerinin ülkeyi kuşatması, IŞİD'in Suruç, Diyarbakır, Ankara saldırıları, PKK eylemleri, güvenlik tedbirleri, çatışmalar, ölümler buna eklendi.
Özetle siyasi konjonktür ve dengeler 5 ayda ciddi bir değişikliğe uğradı.
Zorunlu seçimlere bu koşullar altında gidiyoruz.
Yapılan kamuoyu araştırmaları Kasım seçim sonuçlarının Haziran seçimlerinden çok farklı olmayacağını gösteriyor. Başka bir ifadeyle son sonuçlar bir “yol kaza”sına değil, birikimle oluşmuş ve kalıcı görünen “son denge hali”ne işaret ediyor. Bununla birlikte, bu denge değişmeksizin, bir kaç puanlık oy artışıyla AK Parti'nin tekrar tek başına iktidar olabileceğini biliyoruz.
Kasım seçimlerinin ana temasını da bu oluşturuyor.
Sonuçlar AK Parti'nin tek başına iktidarına mı işaret edecek?
Yoksa yine koalisyon zorunluluğu mu ortaya çıkacak?
Kabul etmek gerekir ki, her iki durumun da Türk siyasetinin genel dengeleri ve gidişi açısından olumlu ve olumsuz yönleri bulunuyor.
AK Parti'nin tek başına iktidar olması, şüphe yok ki, hükümet istikrarı sorununu ortadan kaldıracak, ekonomik istikrarla ise ilgili güven verecek bir gelişme olacaktır.
Bununla birlikte, anayasayı değiştirme ve yasal olarak siyasetin merkezini Beştepe'ye taşıma imkanı olmadığına göre, AK Parti'nin tek başına iktidar olması halinde, Türkiye bir önceki döneme benzer tartışmalar ve krizler yaşama riski taşımaktadır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, sistem değişikliğinin fiilen gerçekleştiği konusundaki ısrarı, bu konuda verdiği mücadele ve siyasete bakış tarzı iki tür soruna yol açabilir.
İlki cumhurbaşkanının icraî ve siyasi alanda daha çok görünmesiyle anayasa ihlalleri ve meşruiyet tartışmasının ülkeyi iyice kuşatma ihtimalidir.
İkincisi ise yürütme içinde, dolayısıyla AK Parti saflarında yaşanabilecek gerginliklerdir. Bu da siyasetin doğası içinde karşılaşabilecek kriz odağı oluşturabilecek bir durumdur.
Koalisyon koşulları ve bu koşulların yerine getirilmesi, yani bu çerçevede bir hükümetin kurulması ise, mevcut toplumsal ve gerginlik hali dikkate alınırsa, bunlara çare olacak “uzlaşma” ve “mutabakat”ı fikrini akla getirebilir.
Nitekim AK Parti-CHP görüşmeleri sırasında bu genel kamuoyu tarafından benimsenen, arzu edilen bir ihtimal olmuştu.
Bununla birlikte koalisyon şıkkının en önemli sorunu koalisyon hükümetinin “kurulması” değil, “sürdürülebilirliliği”dir. Türkiye'de pek çok koalisyonun örneğin Ecevit-Erbakan, Çiller-Yılmaz hükümetlerinin birer kriz üretim merkezi gibi çalıştıklarını unutmamak gerekir. Türkiye'yi bir dönem ciddi bir şekilde yoran popülist politikaların, dar siyaset kavgalarının temelinde koalisyon hükümetleri yatmıştır.
Kurulacak ve iç gerginliklerle 6 ay sonra dağılacak bir koalisyonun, (cumhurbaşkanlığının da işin içinde olacağı varsayılırsa) üreteceği muhtemel devlet krizi yanında, Kürt sorunu, terör, dış politik gerekler, ekonomik denge gibi konular açısından son derece ciddi riskler taşıdığı da ortadadır.
Mesele, tek başına AK parti iktidarı ya da koalisyon, sonuç ne olursa olsun, siyasetçilerin bu tablonun ve risklerin farkında olması ve fedakarlık yapmayı, taviz vermeyi bilmeleridir.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.