Türkiye’nin ikinci büyük devrimi zihniyetin millîleşmesi

04:0017/05/2026, Pazar
G: 17/05/2026, Pazar
İhsan Aktaş

Batı medeniyeti diye tarif edilen sömürge kültürü, Eski Yunan’dan bugüne kadar özünü büyük ölçüde koruyarak devam etti. Eski Yunan’da sitenin içindekiler her türlü hakka sahipken, sitenin dışındakiler yarı insan yarı köle statüsündeydi. Hiçbir hakları yoktu. Roma’da bu yaklaşım “Romalılar ve barbarlar” şeklinde biçim değiştirdi. Modern çağ başlayınca Batılı devletler elde ettikleri gücü doğrudan dünyanın geri kalanını işgal ederek vahşi bir sömürgecilik süreci yürüttüler. İngiltere, Fransa, Portekiz,

Batı medeniyeti diye tarif edilen sömürge kültürü, Eski Yunan’dan bugüne kadar özünü büyük ölçüde koruyarak devam etti.

Eski Yunan’da sitenin içindekiler her türlü hakka sahipken, sitenin dışındakiler yarı insan yarı köle statüsündeydi. Hiçbir hakları yoktu.

Roma’da bu yaklaşım “Romalılar ve barbarlar” şeklinde biçim değiştirdi.

Modern çağ başlayınca Batılı devletler elde ettikleri gücü doğrudan dünyanın geri kalanını işgal ederek vahşi bir sömürgecilik süreci yürüttüler.

İngiltere, Fransa, Portekiz, İspanya ve Hollanda gibi devletlerin gücü o kadar büyüdü ki dünyanın geri kalan topraklarının büyük bölümünü işgal ettiler.

Sömürge tarihi boyunca mesele sadece işgal ve sömürüyle sınırlı kalmadı. Öncelikli olarak işgal ettikleri bütün coğrafyalarda milletleri köleleştirdiler.

Hindistan, bugünkü Pakistan, Bangladeş, Malezya, Endonezya, Afrika’nın tamamı, Latin Amerika, adını sanını bilmediğimiz ve bugün hâlâ işgal altında olan binlerce ada…

Birçok insana garip gelebilir ama Kanada, Yeni Zelanda ve Avustralya’nın bugün bile İngiltere adına valilerle yönetildiğini; yapılan her referandumda halkların bu bağlılığı sürdürmeyi tercih ettiğini biliyoruz.

İkinci işgal girişimi ise kültür emperyalizmi oldu.

Kemal Tahir’in dikkat çeken bir sözü vardır:

“Düşman ülkenize girer, onu bir gün taşla sopayla kovarsınız.”

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere ve diğer Batılı ülkelerin zayıflaması, ABD’nin güçlenmesiyle birlikte yeni bir sömürgeleştirme yöntemi devreye girdi.

Sömürgeleştirilen ülkelerde kendilerini taklit eden, kendi milletinden kopmuş, batının namı hesabına hareket eden yönetici sınıflar yetiştirildi.

Kolejler kurularak aydın bir zümre Batılı değerlere uygun şekilde formatlandı.

Daha ileri bir aşamada ise sadece Amerikan kolejleri ya da üniversiteleri değil, ülkelerin eğitim programlarının tamamı tasarlanarak dünyanın hiçbir yerinde alternatif düşünceye imkân bırakmayacak şekilde eğitim ve kültür tekelleştirildi.

Daha sonra medya dili tepeden tırnağa Batı literatürüne, kültürüne ve çıkarlarına göre şekillendirildi.

Karikatür dergileri bu anlamda büyük bir fonksiyon icra etti. Özellikle Osmanlı devleti gibi büyük bir medeniyetin mirasçıları olan ülkemizde; geçmişe, tarihe ve kendi medeniyetimize ait ne varsa kötü, çirkin ve kaba gösterildi; Batı’ya ait olan her şey ise parlatılarak sunuldu.

ABD istihbaratında özel çizgi ve karikatür birimlerinin bulunduğu, kontrol edilmeyen hiçbir siyasi karikatürün rastgele servis edilmediği uzun yıllardır konuşulmaktadır.

Sinema, tiyatro ve çeşitli sanat dallarıyla bu kültürel güç tahkim edildi; bir milletin kendisine ait ne varsa zamanla yokluğa mahkûm edildi.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra sol düşüncenin de etkisiyle demokrasi, insan hakları ve çevre hakları gibi başlıklarda başka milletlerin haklarını da gözeten yeni bir dünya düzeni oluştu. Soğuk Savaş’ın bunda etkisi büyüktü.

Batı kendisini demokrasi ve insan haklarıyla tanımlamaya başladı. Başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler, diğer ülkelerle ilişkilerini “demokrasi ve diktatörlük” ikilemi üzerinden tarif etti.

Fakat aynı süreçte petrol zengini ülkelerdeki diktatörlükler neredeyse hiç sorgulanmadı.

Türkiye’nin deneyimi ise Osmanlı’dan bugüne kadar tam teslimiyetçi bir çizgide olmadı. Bir yönüyle bu kültürle birlikte yaşayarak onu deneyimleme süreciydi.

Tarihin geri dönüşü burada başladı.

Osmanlı döneminde Batılılaşma askerî teçhizatın yenilenmesiyle başlamıştı. Bugün de savunma sanayii devrimiyle birlikte millîleşme süreci yeniden başladı. Tarih adeta geri dönüyor.

Geçtiğimiz haftalarda SAHA Expo’nun bütün dünyada bu kadar konuşulmasının sebeplerinden biri de buydu.

İlim Yayma Ödülleri için yapılan medya buluşmasında şu konuyu gündeme getirmiştim:

Askerî teçhizatın millîleşmesi önemlidir fakat zihniyetin millîleşmesi bundan çok daha önemlidir.

Bugünkü savunma sanayii devrimi, zihniyeti millî olan yöneticiler sayesinde ortaya çıktı. Yönetim, “gavur hayranı” bir anlayışın elinde kalsaydı ne altyapı devrimleri ne de savunma sanayi hamleleri gerçekleşebilirdi.

Millî Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’in eğitim dilinin sömürge kavramlarından arındırılması yönündeki yaklaşımı; Taksim’de Enstitü Sosyal ve NUN Vakfı’nın öncülük ettiği dekolonizasyon zirvesi, kolonyalizme yönelik önemli bir meydan okuma niteliğindeydi.

Bugün bu mesele akademiye kadar taşınmış durumda.

Altyapı ve savunma sanayiinde gerçekleşen devrimlerin eğitim ve kültür alanında da gerçekleşmemesi için hiçbir sebep yoktur.

Bu milletin en büyük devrimi, zihniyetin millîleşmesi olmalıdır.

Çünkü bu milletin önünde; kendi milletinin tarihî birikimi ve kültürel kodlarıyla düşünen, bu yolda başarılı olmuş bir liderlik örneği bulunmaktadır.

#Politika
#Dünya
#İhsan Aktaş