Demirtaş’ın kirli seçim pazarlığı

04:0017/04/2023, Pazartesi
G: 16/04/2023, Pazar
Yeni Şafak
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun, PKK’nın Suriye yapılanmasına yönelik “biz terör örgütü değiliz diyorlar”, “PYD bize mi saldıracak” gibi örgütü olumlayan açıklamaları halen arşivlerde. Demirtaş’ın son açıklamasıyla, Kılıçdaroğlu’nun söylemlerinden çıkarılabilecek en net sonuç PKK’nın, Türkiye’de eylem yapmamasına karşılık Suriye’de devletleşme yolundaki faaliyetlerine göz yumulması gibi bir noktada buluşulduğudur…

Doç. Dr. Hüseyin Alptekin / Siyaset Bilimci

HDP eski eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 4 Kasım 2016’da “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “terör örgütü üyesi olmak”, “örgüt adına suç işlemek”, “terör örgütü propagandası yapmak” iddialarıyla göz altına alınıp tutuklanmıştı. 2018 yılında terör örgütü propagandası yapmak suçundan 4 yıl 8 ay hapis cezası alan Demirtaş, 2 polisin şehit olduğu, 35 kişinin hayatını kaybettiği 6-8 Ekim 2014 olaylarında HDP Genel Başkanı olarak rol oynamıştır. HDP’nin partililere, sokaklara inerek “direnişe” katılmaları çağrısı yapmasıyla eylemlerin azmettiricisi haline gelen Demirtaş, PKK’nın “siyasi alan merkez sorumlusu” olarak faaliyet yürütmek gibi suçlardan yargılanmaya devam ediyor.

YEDİLİ İTTİFAK KURULDU

Demirtaş’ın dosyası kabarık olsa da kamuoyu hafızasında en çok yer eden görüntü Demirtaş’ın tutuklu terörist başı Öcalan ve Kalaşnikof silah fotoğrafları önündeki miting konuşmaları oldu.

Demirtaş’ın toplum vicdanında yara açan bir diğer görüntüsü de 2012 yılında Mardin Kızıltepe’de gerçekleştirdiği bir konuşmasıydı. Demirtaş bu konuşmasında Öcalan’ı “Kürt halk önderi” olarak nitelendirmiş ve “Öcalan’ın posterini Kürdistan’da asmayacak da nereye asacak bu halk? Buna alışsanız iyi olur. Çünkü daha biz Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz heykelini. Bunu kafanıza yazın” ifadelerini kullanmıştı. Türkiye’de Kılıçdaroğlu’nun liderliğindeki muhalefet bloku, Demirtaş’ı “siyasi tutuklu” olarak adlandırdığına göre Demirtaş’ın burada yer verilen sözlerinde suç unsuru görmüyor olmalı. Nitekim Demirtaş’ın salıverilmesinden kayyum idarelerine son vermeye kadar çeşitli vaatleri dile getiren, sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarına zaten parti olarak TBMM’de hayır oyu veren Kılıçdaroğlu, HDP’nin de cumhurbaşkanlığı seçimleri için desteğini sağlamış durumda. Bu destekle altılı masa yedili ittifaka dönüşmüşken, Demirtaş bu hafta içinde Twitter üzerinden paylaştığı mesajlarla dikkatleri yeniden HDP üzerine çekti…

İTİRAF GİBİ AÇIKLAMA

Söz konusu paylaşımında Demirtaş “Halkımıza sözümüz olsun, çatışmadan beslenen Erdoğan rejimi sonrasında PKK’nin Türkiye’de tümüyle silah bırakması için elimizden geleni yapacağız ve mutlaka başaracağız” ifadesini kullandı. Paylaşımlar yedili muhalefet blokunda hoşnutlukla karşılansa da aslında bir nevi itiraf gibi yorumlanabilecek bir içeriğe sahip. Zira Demirtaş PKK’nın silah bırakmasına dair bu kısa mesajında iki anahtar sorunun cevabını veriyor. Ne zaman? “Erdoğan rejimi sonrasında”. Nerede? “Türkiye’de”. Yani PKK, Erdoğan gidene kadar silah bırakmayacak ve Erdoğan sonrasında ise Irak ve Suriye’de değil, “Türkiye’de” silah bırakacak.

CHP, Türkiye’nin Irak ve Suriye’de sürdürdüğü terörle mücadele operasyonlarının sürelerinin uzatılmasına karşı hayır oyu kullandı. Öte yandan Kılıçdaroğlu’nun, PKK’nın Suriye yapılanmasına yönelik “biz terör örgütü değiliz diyorlar”, “PYD bize mi saldıracak” gibi örgütü olumlayan açıklamaları halen arşivlerde ve zaman zaman yineleniyor. Bu söylemler genel başkan yardımcısı düzeyindeki isimlerin “sınırımızda başkası olacağına PYD olsun” açıklamalarıyla pekiştiriliyor. Bu resme bakıldığında Demirtaş’la, Kılıçdaroğlu’nun söylemlerinden çıkarılabilecek en net sonuç PKK’nın Türkiye’de eylem yapmamasına karşılık Suriye’de devletleşme yolundaki faaliyetlerine göz yumulması gibi bir noktada buluşulduğudur.

MUHALEFET BLOKUNDAN CESARET ALIYOR

Demokrasilerde iktidara giden yol seçim kazanmaktan geçer. Bu yolda partilerin seçim ittifakı yapması sürecin doğası gereğidir. Ancak Demirtaş’ın ve diğer tüm “siyasi tutukluların” salınacağı, seçildikten sonra kitleye PKK marşı okuttuğu için görevinden alınan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı başta olmak üzere görevden alınan tüm HDP’li belediye başkanlarına göreve dönme sözleri verilmesi siyasetin değil hukukun konusudur. Bu konularda HDP’ye sözler vermek Türkiye’nin güvenliği açısından da hukukun bağımsızlığı açısından da problemli vaatlerdir. İşin hukuki kısmını hukukçulara bırakıp siyasi kısmından devam edelim.

Demirtaş’ın HDP genel başkanlığını yürütürken Abdullah Öcalan’dan “Başkan” olarak bahsetmesi zaten HDP’nin, kendisini de içine alan daha büyük bir örgütsel yapının parçası olduğunu ortaya koymakta. Bu yapının “başkan”ı Öcalan ise o yapının adının PKK olduğunu anlamak pek zor olmasa gerek yok. Demirtaş’ın ve HDP’li diğer siyasetçilerin bu söylemlerini değiştirmek kolay değil. HDP, PKK’nın güdümündeki bir siyasi parti olarak kalmayı tercih etti, ya da örgüt tarafından buna mecbur bırakıldı. Ancak HDP’nin Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararını açıklamasıyla yedili muhalefet bloku olarak anılan blokun içinde yer alan ana akım partilerin bu radikal söylemi cesaretlendirmesi siyasi bir hatanın ötesinde mühim bir güvenlik problemi de doğurmakta.

TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN GÜVENLİK SORUNU

Türkiye 2016 yılındaki Fırat Kalkanı Harekatı’ndan beri gerçekleştirdiği bir dizi harekatla Suriye’de güvenli bölgeler oluşturmuş, sınırını büyük oranda terör örgütlerinden temizlemiş, Suriye sınırından kaynaklanan terör sızmalarını durdurmuşken;

27 Mayıs 2019 tarihinde başlatılan Pençe-1 Harekatı’ndan bugüne kadar Irak’ta sınır boyunca derinlere inmiş, Hatfanin, Metina, Zap, Avaşin, Hakurk gibi Kuzey Irak’ta on yıllardır terör örgütünün kontrolünde bulunan bölgelere Türk Silahlı Kuvvetleri yerleşmişken;

Bu harekatlar neticesinde Irak’ta sınırımız boyunca ve önceden PKK kontrolündeki alanların derinliklerine kadar uzanan bölgelerde konumlanan askeri üs ve gözlem noktaları sayesinde Irak’tan da sızmalar neredeyse imkansız hale gelmişken;

Irak’taki Pençe harekatları planlandığı gibi sürdürülürse, PKK’nın Irak’tan Türkiye’ye yönelik bir tehdit oluşturması tamamen imkansız hale gelecekken;

Irak ve Suriye’de gerçekleştirilen SİHA operasyonlarıyla kırmızı listeyle aranan pek çok örgüt elebaşısı etkisiz hale getirilmiş, yerlerine gelen yeni isimler hareket edemez halde kıstırılmışken;

Bir bakıma Türkiye hiç olmadığı kadar PKK’nın terör üretme kapasitesini ortadan kaldırmışken;

Sınır ötesindeki bu güvenlik politikalarıyla beraber ülke içinde HDP’li belediyelerin örgüte militan devşirme ve finansman toplama faaliyetleri ortadan kaldırılmışken;

Diyarbakır Anneleri’nin gösterdiği üzere önceden terör baskısı altında kalan il ve ilçelerde korku duvarı yıkılmışken;

Tüm bunlar olmuşken HDP’ye Irak ve Suriye’den Türk askerini çekme sözleri vermek, TBMM’ye gelen tezkerelerde bu yönde oy kullanmak, karşılığında alınan söz ne olursa olsun Türkiye için hayati bir güvenlik problemi taşımaktadır.

TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TALEPLERİNİ MEŞRULAŞTIRACAK YOLU AÇMAK

2015 yazında PKK’nın Adıyaman, Ceylanpınar, Diyarbakır saldırılarıyla fiilen sona erdirdiği, Hendek ayaklanmalarıyla üzerine beton döktüğü Çözüm Süreci çok değilse bile bir şeyi öğretmiş olmalı: PKK, sivilleşecek bir HDP uğruna kendisini feshedecek bir örgüt değil. PKK’nın birincil misyonu ne anadilde eğitim, ne özerklik, ne de başka bir reform konusu. PKK’nın birincil amacı kendi varlığını sürdürebilmek. Ne hapis cezası olan HDP’liler ne de dağlarda mağaralarda hayatını kaybeden militanlar PKK için öncelikli bir konu. PKK örgütsel varlığını sürdürebilmek adına konjonktüre göre eylemsizlik ilan etmeye de, kendi ilan ettiği eylemsizliği yeni bir terör dalgasıyla bitirmeye de hazır bir örgüt. HDP de bunda bir sorun görmüyor olmalı ki partinin şimdi tutuklu olan eski genel başkanı Demirtaş kendisini değil, Abdullah Öcalan’ı “başkan” olarak görmekteydi. Bu şartlar altında HDP’nin normal bir siyasi partiymiş gibi muamele görmesi, HDP’ye Suriye ve Irak sahalarını PKK’ya bırakmak anlamına gelen sözler verilmesi son derece problemli.

Umulur ki seçim atmosferinde “Erdoğan gitsin de ne olursa olsun” hezeyanıyla girilen bu miyopik ittifak ilişkilerinin doğuracağı sonuçlar gerek muhalefet blokunun ana akım partileri tarafından gerekse de kamuoyu tarafından çok geç olmadan idrak edilebilir. Zira HDP ile girilen bu tür ilişkiler seçim sonucundan bağımsız olarak, PKK’nın gayrimeşru taleplerine meşruiyet tanımaya, bu talepleri geniş toplum kesimleri gözünde normalleştirmeye gidebilecek bir yolu açma riski taşımakta…






#Seçim
#Kemal Kılıçdaroğlu
#Selahattin Demirtaş
#PKK
#PYD