
Türk seyircisinin “Kurtlar Vadisi”, “Deli Yürek”, “Süper Baba” ve “Ekmek Teknesi” gibi televizyon dizileriyle tanıdığı, “Uzun Hikâye”, “Deli Yürek: Bumerang Cehennemi” gibi filmlere imza atan yönetmen Osman Sınav’ın vefatının ardından edebiyat, dizi ve sinema dünyasından dostları Yeni Şafak Pazar’a konuştu. Hülya Koçyiğit, “Farklı bir dünyayı keşfetmemizi sağladı. O, izleyiciyi yalnızca eğlendiren değil, düşündüren, duygulandıran ve toplumsal sorumlulukları hatırlatan bir sanatçıydı” ifadelerini kullanıyor. Hikâyelerini beyaz perdeye taşıyan usta yönetmeni yazar Mustafa Kutlu, “Uzun Hikâye, onun sanatsal derinliğini gösteren önemli bir eserdi. Osman Sınav, duygusal ve kalbi olan bir insandı” diye konuşuyor.
1958 yılında Burdur’da doğan Osman Sınav, 1975-1979 yılları arasında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde önce resim ve tekstil tasarımı, ardından sinema ve televizyon eğitimi aldı. Kariyerine reklam sektöründe metin yazarlığı ve yönetmenlikle başlayan Sınav, 1984’te Sinegraf adlı film yapım şirketini kurarak 1984-1987 yılları arasında 500’den fazla reklam filmi çekti. Görsel sanatlara duyduğu ilgiyi sinemaya taşıyan Sınav, 1987’de başladığı sinema yolculuğunda televizyon için “Bir Muharririn Ölümü”, “Yalancı Şafak”, “Atlıkarınca”, “Hünkarın Bir Günü”, “Küçük Dünya”, “Aşka Kimse Yok”, “Kapıları Açmak” ve “Yalancı” gibi filmleri yönetti. Sinema için ise “Gerilla”, “Deli Yürek: Bumerang Cehennemi”, “Pars: Kiraz Operasyonu”, “Uzun Hikâye” ve “Aşk Kırmızı” filmlerine imza attı. Televizyon dünyasına damga vuran “Kurtlar Vadisi”, “Ekmek Teknesi”, “Süper Baba” ve “Deli Yürek” gibi unutulmaz dizileriyle hafızalara kazınan Sınav, milyonları ekran başına kitleyen 25 dizi filmin yapımcı ve yönetmeni oldu. Uzun süredir kanser tedavisi gören usta isim geçtiğimiz günlerde 69 yaşında hayata veda etti.
Yeni Şafak Pazar olarak Osman Sınav’ı; Usta hikâyeci Mustafa Kutlu, sinema oyuncusu Hülya Koçyiğit oyuncu Eray Demirkol, Ahmet Yenilmez, Erdem Yılmaz, Sinan Albayrak, senarist Recep Çavdar ve uygulayıcı yapımcı Hamide Keçin ile konuştuk. Dostları ve yıllarca birlikte çalıştığı isimler Sınav’ın sanat dünyasına katkılarını ve hatıralarını paylaştı.

‘Deli Yürek’ delikanlılığı, ‘Acı Hayat’ ise Anadolu sevdasını öğretti
Merhum Osman Sınav’ı en iyi tanımlayacak kelime delikanlıdır. “Deli Yürek” dizisi ile delikanlılığın manifestosunu yazdı ve gitti. Bana olan katkısı bir baba yarısı katkıdır. Şu anda bir kıymeti harbiyem varsa bunu iki kişiye borçluyum Muhsin Yazıcıoğlu ve Osman Sınav. Özelikle vahşi emperyalizmin en etkili silahı haline gelmiş olan sinemada milli bir duruş bir başka ifade ile Kuvay-ı Milliyesi’ni başlatmıştır. Bir “Ekmek Teknesi” bunun en iyi ispatı olmuştur. “Deli Yürek” delikanlılığı genç nesle öğretmiş, “Acı Hayat” ise Anadolu sevdasını anlatmıştır. En unutamadığım sözü “Ben gelene git, gidene kal demem” sözüdür.

Eray Demirkol (Oyuncu)
İşini hakkıyla yapan bir sinema emekçisiydi
Osman Sınav çok zeki, sinema bilgisi üst seviye olan, işini layıkıyla, hakkıyla, terinin son damlasına kadar yapan, mükemmel bir sinema emekçisiydi. Osman Abi’yle bir baba-oğul ilişkimiz vardı. Özellikle Süper Baba, Deli Yürek ve Ekmek Teknesi zamanlarında baba-oğul gibiydik çünkü o dönemler çocukluktan ergenliğe geçiş dönemimdi. Ailemden en çok zaman geçirdiğim insanlardan bir tanesiydi. Çünkü ev dışında sürekli sette oluyordum. Osman Abi de biraz titiz çalıştığı için set sürelerimiz bayağı uzundu. Türk dizi tarihine, sinema tarihine hatta reklam tarihine adı altın harflerle yazılacak bir ustaydı, bir yol göstericiydi bizler için. Biz haftalık diziler yapıyoruz fakat Osman Abi dizi çekmiyordu. Osman Abi her hafta bir sinema filmi çekiyordu. Senaryo üzerinde yaptığı çalışmalarında içerisinde diyalog olmayan sahneleri bile 10-15 plana bölüp detaylı şekilde çektiği yüzlerce sahne söyleyebilirim. Bence en büyük katkısı bakış açısı. Çok geniş bir perspektiften bakar. Çok detaylı bir şekilde anlatırdı anlatacağı hikâyeyi. Farklı bir bakış açısı, farklı bir vizyon getirdi. Onun vizyonu sinema ve dizi sektörüne en büyük katkısıdır. Osman Abi 4 sene süren Süper Baba dizisinin en fazla süreyle görev alan yönetmeniydi. Tam 71 bölüm Osman Abi çekti Süper Baba’yı. Bu ilişkimizin başlangıcı da oradan doğdu zaten.
Ondan öğrendiklerimizle anısını hep yaşatacağız
Osman Abi’yle ilgili birçok anım var tabii ki ama en önemlilerinden bir tanesi Süper Baba’nın final yemeğiydi. 1997 yılı. Annem, rahmetli babam ve ben yemekteyiz. Tabii ben üzgünüm dizi bittiği için. Annem de keza benim kadar üzgün. Osman Abi annemle babamın yanına gitmiş. Annemin üzgün olduğunu görmüş. “Ne oldu?” diye sormuş. Annem “Dizi bittiği için üzülüyoruz. Sizlerle bir daha beraber olamayacağız, göremeyeceğiz sizleri” demiş. Duygusal bir an olmuş onun içinde. Osman Abi de “Biz Eray’la daha devam edeceğiz.” demişti. Gerçekten de o sözü söyledikten sonra bir sene sonra Deli Yürek dizisine başladık, akabinde Ekmek Teknesi. O sözünü tuttu. Benim buralara gelmemde çok büyük emeği var. Çok büyük bir insanı, çok önemli bir insanı, bir babayı, bir hocayı, bir ağabeyi, bir üstadı kaybettik maalesef. Onun öğrettikleriyle işimize bakacağız. Ve anısını hep yaşatmaya çalışacağız.

Sinegraf bir okul, bir aile gibiydi
Osman hoca bakışıyla her şeyi anlatabilen bilen bir hocaydı. O ustaydı ben de çıraktım. Osman Sınav, Sinegraf Film demek. Çok yönlü, çok şey öğrendiğimiz bir okuldu, bir aileydi Sinegraf. Orada çalışan herkes de bu aileden. Bu yıllar geçse de hiçbirimizde yok olmayan bir duygu. Bize en büyük katkısı; hiçbir koşulun seni vazgeçirmesine izin vermeden ve korkmadan inandığın projeyi gerçekleştirebileceğini göstermek oldu. “Kurduğum projeyi istediğim gibi çekebilmek için yapımcılık yapıyorum” demişti bir defa bana. O, onun için hem yönetmen hem yapımcı olmuştu. Yönetmenliği hep yapımcılığının önünde olmuştu. Proje yaparken bir cümle kurar gibi ilk harfinden noktasına kadar düşünerek tasarlamayı onunla çalışırken öğrendik. Öğrenirken de çok derinden pek çok açıdan öğrenmiş olduğumuzun farkına varmıyorduk ama ayrılıp sektörün içine girdiğimizde aslında pek çok açıdan işi öğrendiğimizin farkına vardık.

Farklı bir dünyayı keşfetmemizi sağladı
Sevgili Osman Sınav ile maalesef birebir çalışma fırsatım olmadı. Ancak “Film Gibi Hayatlar” programında onu daha yakından tanıma, kendisiyle derinlemesine sohbet etme şansım oldu. Osman Sınav, Türk sinemasının ve televizyonunun mihenk taşlarından biriydi. Yaratıcılığı, derinlikli bakış açısı ve eşsiz anlatım tarzı ile sayısız projeye imza attı. Her projesiyle, izleyicisine benzersiz bir bakış açısı sundu. Farklı bir dünyayı keşfetmemizi sağladı. Hem yönetmen olarak hem de yapımcı olarak Türk ekranlarında çok önemli farkındalıklar yarattı. O, izleyiciyi yalnızca eğlendiren değil, düşündüren, duygulandıran ve toplumsal sorumlulukları hatırlatan bir sanatçıydı. Dürüstlüğü, insanlara olan saygısı ve işine olan bağlılığıyla hep takdir topladı. Ne yazık ki çok erken, çok önemli bir değeri daha kaybettik. Onun bırakmış olduğu miras hem bugünün hem de geleceğin sanatçıları için ilham kaynağı olmaya devam edecek. Ruhun şad olsun, Osman Sınav.

Yazdığı karakterler yaşamın içinden gelen gerçek insanlardı
Türk sinemasına ve televizyon sektörüne büyük katkılar sağlamış, birçok oyuncu, yönetmen ve senarist yetiştirmiş efsane bir usta, hoca Osman Sınav. Herkesin kalbinde taht kurmuş çok değerli bir isim. Osman Sınav’ı büyük bir usta yapan şey, yalnızca yaptığı işlerin başarısı değil, aynı zamanda sektöre kazandırdığı insanlardır. Setlerinde yalnızca sahneler çekilmezdi; oyunculara karakterin ruhunu keşfetmeyi, yönetmenlere sahne dili oluşturmayı, senaristlere ise gerçek bir hikâye anlatıcısı olmayı öğretirdi. Ayrıca Osman Sınav, projelerinde yalnızca teknik başarıyı değil, sanatsal ve insani derinliği de ön planda tutan bir isimdi. Onun filmlerinde ve dizilerinde karakterler, yalnızca yazılıp oynanan figürler değil, yaşamın içinden gelen gerçek insanlardı. Bu yüzden izleyiciler, onun projelerinde kendilerinden bir şeyler bulur, hikâyelere ruhlarını katardı. Osman Sınav ile çalışma şansını, çok kıymetli hocam Çağatay Tosun’un yönetmenliğini yaptığı “Yalnız Kurt” dizisinde yakaladım. Dönem dönem hem sette hem de yapım şirketinde kendisiyle bir araya gelme şansım oldu. Onun varlığı bile başlı başına bir ilham kaynağıydı. Set ortamında bile her anından bir şeyler öğrenebileceğiniz, enerjisiyle ekibi motive eden bir ustaydı. Onunla birebir sohbet etme fırsatım olduğunda, ne kadar derin bir entelektüel birikime sahip olduğunu bir kez daha anladım. Sinemaya, sanata, topluma ve insana dair öyle özel bir bakış açısı vardı ki, bir sohbet bile size bambaşka ufuklar açıyordu.

Türk dizileri onun sayesinde yurt dışında etki oluşturdu
Osman Sınav, alanında, kendi perspektifinde ilklere imza attı. Hem dünya görüşü itibarıyla bunu yaptı hem de teknik olarak sinema sanatı, estetik sanatı üzerine yaptığı yeniliklerle, hep bir öncü olmayı başardı. Türk dizileri bugün yurt dışında bir etki oluşturuyorsa ve kültürel değerlerimizi dünyaya tanıtabiliyorsak, bunda Osman Sınav’ın büyük katkısı vardır. Bizim ilk ciddi yurt dışı satışımız Deli Yürek dizisidir. Deli Yürek’le alakalı meselenin nasıl olduğunu da Rahmetli hocamdan dinlemiştim. Bölüm başı bir dolar bedelle. Bakın, bir dolar. Sadece sembolik bir şeyle. İlki Deli Yürek Kazakistan’a gitti. Ondan sonra Rahmetli Ömer Lütfü Mete, Kenan İmirzalıoğlu ve kendisi bir Kazakistan ziyareti yapmış ki Bir Deli Yürek fırtınası esiyor. Çocuklara Yusuf ismi koyuluyor. Her yönüyle öncülük ona nasip oldu. Niyeti çok güzeldi. Para kazanmak için yapmıyordu bu işi. Deli Yürek’i de yurt dışına para kazanmak için satmadı. Sadece bizim kültürümüz, bizim inancımız dünya insanına bir koridor olsun, nefes alabilecekleri bir alan olsun diye yaptı.
Kutlu’nun “Rüzgârlı Pazar” hikâyesi son filmi olacaktı
Çok şükür onun son öğrencisi olma şerefine nail olmuş olduk. Onun çırağıydık, talebesiydik ve son 2-3 işinde de yoldaşı olmak nasip oldu. Onunla “Sen Anlat Karadeniz” dizisiyle başladım. Üçüncü sezonunda hikâyeye katkı sağlayarak çalışmaya başladım. Aslında benim Osman Sınav’ın okuluna başlama projem oldu o. Özgüven pompalayarak, öğreterek, göstererek “Sen Anlat Karadeniz”de başladık. Buna rağmen eğer bir şeyi benimsemiyorsam, bir şeyden rahatsız olmuşsam veyahut tasvip etmiyorsam bunu çok rahatlıkla ifade edebilir, tartışabilirdim Osman Hoca’yla. Çünkü o öyle bir alan sağlıyordu insana. Kompleksiz bir insandı. Özgüveni çok yüksekti. Daha sonrasında bir sinema filmi çalıştık. Sevgili Mustafa Kutlu’nun “Rüzgârlı Pazar” hikâyesini senaryolaştırdım ben. Yine Osman Hoca’nın mentörlüğünde yaptım. Benim ilk sinema filmim olacaktı. Aslında hocayla başka bir sinema filmi çalışıyorduk biz, yine bir edebiyat uyarlaması. Fakat ben o projeyi sevmemiştim açıkçası. Çok içime sinmiyordu. Bence kapanışı keşke Osman Sınav daha böyle kendine yakın bir projeyle yapsa diyordum. Ama haddim de değildi. “Siz bunu yapmayın” diyemezdim çünkü o projeye çalışıyorduk. Bir gün bu sohbet o noktaya geldi ki ben kendimde bu cesareti buldum ve “Hocam aslında sizin yeni bir Mustafa Kutlu filmi çekme zamanınız gelmedi mi ?” dedim. Hiç düşünmediğim halde “Rüzgarlı Pazar” dedi. Heyecanlandım. O projeden başka bir projeye geçmesi bile benim için çok güzel bir şeydi. “Tamam Rüzgârlı Pazar’ı çekiyoruz” dedi. Üç saniye sürmedi. Şaşırdım. Nasıl bu kadar sert bir şekilde karar değiştirdi? Yani diğer projede bir mesafe kat etmişiz ve burada sıfırdan bir şeye başlayacağız. “Hocam, çok ani olmadı mı? Ben çok sevindim şu anda ama çok seri geçmedik mi buraya? Çok ani olmadı mı?” deyince tebessüm etti. Dedi ki: “Bir hafta önce Mustafa abi aradı ‘Osman şu Rüzgârlı Pazar’ı çekeceksen çek. Bak, benden çekmek için izin istiyorlar. Ama sana söz verdiğim için kimseye veremiyorum. Çekmeyeceksen de bana söyle’ dedi.” Daha set kurulmadan bir hafta sonra Rüzgârlı Pazar’ı çekelim dedi. Yani sezgisel manada izleri takip etmeyi de bilirdi. Algoritması kafasında çok güçlüydü. Bütün bunlarla beraber izleri takip etmeyi de bilirdi. Bu yönüyle de bu toprakların insanıydı. “Rüzgârlı Pazar” hocanın son sinema filmi olacaktı. Bu yönüyle de çok heyecanlıydık. Benim son sinema filmim olacak diye sürekli tekrarladı. Ama rahatsızlığından dolayı nasip olmadı. Rüzgârlı Pazar’ı hayata geçiremedik.

Kimi zaman bir abi, kimi zaman dosttu
Osman Sınav dürüst, hakkaniyetli, mütevazı biriydi. Erdemli bir kişiydi ki bu piyasada o özelliklere sahip olmak onun sıfatında, onun gücünde bir isim için gerçekten çok önemli bir şey. Bu değerleri yaşayan birisinin bu piyasada yapımcı olarak, hiç çizgisini bozmadan devam edebildiğini görmek bile bizim için bir ilhamdı. Bir abi, bir dost olabilen bir yapımcıydı. Bana “Yalaza” dizisinde çalışmak kısmet oldu. Bu dizinin başrolünü aldığım zaman gerçekten çok mutluydum ama biraz da hüzünlüydüm. Hep hayal ettiğim şey onun o sert yapımdaki dizilerinin içerisinde o mizacındaki karakterlerden birini canlandırmaktı. “Yalaza” dizisinde biraz hem dramatik hem komik unsuru barındıran bir karakter oldum İbrahim olarak. Taraklı’da çektiğimiz bir işti. İstediğimiz gibi sonuçlanmadı. Biraz hikâyesel olarak sapmalar oldu. Ama en azından bu süreçte, bu çalıştığımız yapım içerisinde Osman Sınav’la çalışma ayrıcalığına erdim. Bu benim için çok önemli bir şeydi.

Osman Sınav’ın yaratıcı buluşları dizilerinde de kendini gösterdi
Osman Sınav’ı öğrenciliğinden beri tanıyordum ve sinemacılar arasında en yetenekli gördüğüm isimdi. Güzel Sanatlar mezunu olduğu için sanatçı yönü de güçlüydü. Çok yakın arkadaş olmasak da birçok kez yanında bulundum. Benim “Kapıları Açmak” kitabımdan bir film çekti ve bu film Antalya’da ödül aldı. Mehmet Aslantuğ, en iyi erkek oyuncu seçildi ki bu onun için önemliydi. Daha sonra “Kapıları Açmak” hikâyesini diziye uyarladı. O dizide jenerikte ilk kez ebru sanatını görsel bir anlatım unsuru olarak kullandı. Ebrunun oluşumu ve dağılımını kullandı. Gerçeküstü ve etkileyici bir yenilikti. Sonrasında bu teknik çokça taklit edildi. Osman Sınav’ın bu tür yaratıcı buluşları dizilerinde de kendini gösterdi. Osman Sınav, Türk dizilerinde ve filmlerinde daha önce görülmemiş bir yeniliğe imza attı. “Kapıları Açmak” dizisinde, bir kadın şarkıcı sahnede ilk kez gazel okudu. Bu sahne büyük ses getirdi ve dizi iyi gidiyordu. Ancak Osman Sınav’a yönelik bazı tezbiratlar oldu. Kanal, diziyi önce gece 23.00’e, sonra da maç saatine denk gelecek şekilde yayınlamaya başladı. Bu olumsuz tutumu fark eden Osman, büyük emek ve masraf harcadığı diziyi dördüncü bölümden sonra kendisi yayından çekti. Dizi için büyük yatırımlar yapmıştı; örneğin, Ege Denizi’ne karşı bir yamacı satın alıp üzerine bina inşa etti. Sanatına ve projelerine değer veren, masraftan kaçınmayan biriydi. “Kapıları Açmak” dizisini de çok seviyordu ve senaryosu son derece etkileyiciydi. Ne yazık ki bu dizi, yaşananlar nedeniyle yarım kaldı ve sonradan tamamlamak mümkün olmadı.
Uzun Hikâye sinemacı yönünü ortaya koyan bir yapım oldu
Osman Sınav, daha sonra “Uzun Hikâye” filmini çekti. Bu, benim çok sevdiğim bir hikâyemdir ve dört dörtlük bir filme dönüştürdü. Osman Sınav’ın sinemacı yönünü tam anlamıyla ortaya koyan bir yapım oldu. Genellikle aksiyon ağırlıklı filmler yapmasına rağmen, Uzun Hikâye onun sanatsal derinliğini de gösteren önemli bir eserdi. Osman Sınav, duygusal ve kalbi olan bir insandı. Sinema onun için bir tutkuydu ve Sinegraf, etrafında büyük bir çalışan kesimin olduğu bir ekmek teknesine dönüşmüştü. Peş peşe projeler yapmasının nedeni de buydu. Ancak o, sadece aksiyon dizilerinin yönetmeni olarak görülse de aslında Uzun Hikâye gibi duygusal ve derin hikâyeleri seven biriydi. Osman Sınav, Emine Işınsu’nun “Atlıkarınca” kitabından uyarladığı bir filmi de çekmişti. Bu da onun sinemaya olan sanatsal ve duygusal yaklaşımını gösteriyordu. Hastalığı sırasında Osman’la konuşuyorduk. Ona moral vermek için “Akira Kurosawa Düşler filmini 90 yaşında çekti, senin de daha çekeceğin çok film var” diyordum. Ama o, “Abi bizden geçti artık” diyordu. Kapıları Açmak dışında çok fazla görüşme fırsatımız olmasa da Osman, çok değerli bir yönetmendi.










