Ali Poyrazoğlu ile oynadığımız, 'İyi Günde Kötü Akasya Durağı'nda Eleni rolünde Zeki Alasya'nın eşini canlandırıyorum. Aynı zamanda Tolga Çevik askere gittiği için onun annesi rolünde Maksimum'da rol aldım.
Oyun, boşanmış bir çifti anlatıyor. Boşanmışlar, fakat birbirlerinden vazgeçemiyorlar. Teması da şu: “Mademki birini çok seviyorsunuz. Onu kaybetmeyin. Aşklar bir daha gelmez…”
Evet. Menopoz konusunda kadını bilinçlendirme kampanyası yaptım. Aynı zamanda Parkinson hastalığı ile ilgili bir kampanya çalışmasının içindeydim. Kadınlarla, menopoz konusunda toplantılar yaptık. Doktorlarla, 15 şehir dolaştık. Diyarbakır'da bin 500 kadını topladık mesela. Bir sürü şehirde bir sürü kalabalık oldu, ama Diyarbakır benim için önemliydi. Çünkü kadınlar çekimserdi çok.
Kadınlar, menopoza girdikleri zaman eşleri tarafından ikinci sınıf vatandaş gibi görüldüklerini düşünüyorlar. Menopoz demek kadın hayatında her şeyin bitmesi demek değil. Onlara, menopozun bir hastalık olmadığını anlattık.
Bunları düşünüyor. Kadınlara “Eşlerinizide toplantılara çağırın” dedik.
Erkekler de ilgi gösterdi. Kadınlara bu dönemde hassas davranmak gerekir. Böyle işlerde sanatçılar faydalı olabiliyor. Kadınlara eğitim vermek lazım, işi olacak, kendi ayakları üzerinde duracak.
Oluyor tabii, çünkü, ataerkil bir toplumdayız. Aslında baktığınızda anaerkil durumda var. Örneğin, Karadenizli kadınlar… Bütün kuvvet, Karadeniz kadınını elinde. Tabii bu yöreden yöreye değişiyor. Doğuda bu durum tam tersi. Karadeniz kadını çok güçlüdür. Kolay kolay erkeğe pabuç bırakmaz.
Evet. Babannem, Atina'dan İstanbul'a tatile geldiği zaman, dedemle tanışmış. Dedem namazında niyazında bir adamdı. Büyük bir aşk yaşamışlar. Ve o aşkla evleniyorlar, ancak dedem babaannemin Müslüman olmasını istiyor. Babaannem bunu kabul ediyor. Babaannem şuan da Müslüman mezarlığında yatıyor.
Geçen gün ben de bunu düşündüm. Hayatımda ayrılıklar ve ölümler yaşadım. Benim hayatta bu kadar neşeli olmamın en önemli nedeni çok sevdiğim işi yapmam. Bir kere yapısal olarak gücüm var zaten. Ama, acılarımdan eğlenerek çıkmamın baş nedeni, çok sevdiğim bir mesleğimin olması. Bunun için, Allah'a teşekkür ediyorum.
Onlar benim enerjime yetişemediler. Yarı yolda kaldılar, ben de gittim . Geri dönemedim. Benimle mutlu olan insandan kolay kolay vazgeçmem. Ama mutlaka onlar bir hata yapmışlardır da vazgeçmişimdir.
Aldatmaysa affetmem. Hayatımda her şeyde bir büyü vardır. Dostluklarımda da o sihir vardır. İş hayatımda vardır. İlişkimde sihir bozuldu mu hiçbir şeyde hevesim kalmaz. Bir anda sönerim. O sönük halim de kimseye yaramaz.
Erkekle-kadın çok farklı. Şimdi feminist olup kadınla erkek birdir demem. İlişkinin olması için iki kişinin de çaba göstermesi ve ilişkiye saygı duyması lazım. Sırf erkeğe de hata bulmuyorum. Kadınlar tarafından terk edilen acı çekmiş erkek arkadaşlarım da var. Kadının böyle bir durumu vardır. Erkek, bıraktığı yerde hâlâ o kadının durduğunu düşünür. O kadın gider. Kadının büyüsü biterse her şey biter.
Hata yapınca ben gidiyorum Kimse benden gitmedi. Çünkü ben hata yapmadım. Bazen bir kadını anlamak işlerine gelmiyor.
İlişkide hesap kitap yapamam. Samimiyet diye bir şey var. İlişkide herkes açık olmalı. Ben sahnede oynuyorum özel hatta oynamam.
Ben normal hayatımda dermo-kozmetik ürün kullanmayı tercih ediyorum. Mavi anemon çiçekli ve kinetin içerili bir ürün kullanıyorum. Lekeleri gideriyor, kırışıklıkları açıyor. Öyle sosyetenin kullandığı kremlere para vermem.
Kararında olması gerekir. Ancak bütün kadınlar hayret ifadeleriyle koca koca dudaklarla bir dudağı yerde bir dudağı havada dolaşıyor. Böyle bir estetiği kabul etmiyorum. Nebahat Çehre estetiğine varım. Nebahat Çehre'de estetik yaptıran bir kadın, ama fıstık gibi..
İstanbul deli bir şehir. Ama burayı çok seviyorum. Doğma büyüme buralıyım. Onun için de hafif deliyim galiba. Bu şehir çok güzel. Bir tek trafiği çok büyük sorun. O zamanlarda da tırnaklarımı yerim. Çok güzel araba kullanırımmmmmm!!!!! Hiçbir zaman tiyatrodan birini alıp doğru dürüst evine götürmüşlüğüm yoktur. Ya Edirne'ye ya İzmit'e gidiyorum. Yani şu adamcağız (Oyunun yönetmeni) benim arabama binip belli bir saatte evine gidemedi. Taksime giderken Beşiktaş'a götürüyorum. Yanımdakiyle konuşurken gideceğim yeri unutuyorum. Ekipte Ali var, tiyatrodan çıkarken , 'Ali araban yoksa ben seni bırakayım' dedim. 'Yokkkk ben yürürüm yine de senin arabana binmem'dedi. Benim arabama kimse binmiyor. Geçen gün evine bir arkadaşı götürüm diye arabaya aldım. E- 5'in ortasında benzin bitti. Çocuk arabayı itti. Ertesi gün 'seni bırakayım istersen' dediğimde 'Yok abla ben otobüsle giderim' dedi ve hızla yanımdan uzaklaştı.
Bebeği ve Ortaköyü çok severim. Nişantaşı'nı da severim. Evim Şişli'de yürüyerek giderim. Hele Boğaz'a bayılırım. Her geçişte 'Allahım ne şanslıyım, böyle bir şehirde yaşıyorum' diyorum. İstanbul'da yaşamak hem bir şans hem de bir sanattır. İstanbul'u bilerek keyifli yaşamak lazım. Sadece işinden çık, evine git, İstanbul'a yetmez. Bu şehre zaman ayırmalı.
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.