Albüm çıkarmayalı, 2,5 sene gibi bir süre oldu. Ama bu 2.5 senenin bir senesi stüdyoda geçti. Çünkü, hassasiyet göstererek, en önemlisi çok emek vererek yapılan iki albüm oldu. İki albüm birden çıkarmaman nedeni de şu; sektörümüz o kadar kötüleşti ki, şu zamanda ülkemde sanatçıyım demeye utanıyorum. Bunun sebepleri var. Çok çirkin şeyler üretiliyor ve her şey çok güncel yaşanıyor. Yani bir şarkı geliyor kapıdan giriyor, odayı daha turlamadan pencereden çıkıp gidiyor. Türkiye'de gerçekten çok değerli besteciler ve söz yazarları var. Ama sayısı sınırlı. Ben popstarmış, mega starmış divaymış öyle şeylerle ilgilenmiyorum. Ben o değilim. Ben sadece yorumcuyum.
Ahmet Kaya, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük yorumcusudur benim için. O şarkıların sözlerini yazan Yusuf Hayaloğlu'nun da hayranıyım. Kasette, kendimle örtüştürdüğüm bir söz var: 'Ben ağlamam bilirsin'... Ama 'Ben ağlarım bilirsin'. olmalıydı.
Haksızlık yapıldığına sonuna kadar inanıyorum. O bir tek Kürtçe okumak istedi. Ama şimdi şu zamana bakıyorum. Kürtçe şarkıyı Başbakan'ın karşısında okuyabiliyorlar. Bir de TRT radyolarında Kürtçe çalınıyor. MGD gecesinde yapılanlar çok kötüydü. O gecede ben yoktum, eğer orada olsaydım yaşananları çok kötü eleştirirdim. Vatanına olan hasretinden aramızdan erken ayrıldı. Ama yıllar önce Onno Tunç'la albüm yaparken aynı firmadaydık. Bana telefon açtı, 'Zerrin senin için bir parça yaptım' dedi. Parçaya bayıldım. Ama rahmetli Onno Tunç istemedi. 'Bizim albümümüzün kosteptine uymuyor' dedi. Aranjesini değiştirdi üç dört defa daha yolladı. O şarkı, 'Kum Gibi'ydi. Aramızda çok güzel bir sevgi vardı. Çok yazık oldu. İnsan aşkı uçsuz bucaksız bu kadar iyi anlatabilir.
Hayallerimi. Düşünüyorum da hayata dair çok güzel hayallerim vardı. Hayatın zorluklarını ağırlıklarını sırtında taşımaya başlamamış biri var orada.
Çoğu hayalim gerçek olmadı.
Hayatta en önem verdiğim şey insan olabilmek. Yani ona çabalamak, ona emek vermek. Başarı da geçici, ses de geçici. Çünkü ömür geçiyor. İnsan olabilmek çok önemli. Hele bu zamanda ne vefa kalmış ne saygı ne sevgi ne birliktelik. İnsanlık can çekişiyor. Kötülükler hakim oluyor. Sanki iyi- kötü savaşı var. Sanki sürekli kötülük öne geçiyormuş gibi. Bu hayat 'sen kötü ol' diyor. Ne kadar iyilikle davransanız karşı taraftan öyle cevaplar alıyorsunuz ki, 'Ben sizin iyiliğinizi kabul etmiyorum, senin iyiliğini kullanıyorum. Çünkü ben kendimi buna göre planlamışım'. Ama ben de inatla 'Ben kötü olmayacağım. Çünkü beceremem' diyorum. Kafanı koyup uyuduğun zaman ve yatağa yattığın zaman rahat yatabiliyorsan en önemli mükafat bu hayatta. Ama bazen utanıyorlar. Utandırmak çok güzel bir şey aslında.
Bana, 'Bak Zerrin, bu tarafta bu meslek diğer tarafta mutluluk. Çok iyi düşün' dediler. Ben istediğim çok şeyi yapamadım. Eskiden annemi suçluyordum ama şimdi çok farklı düşünüyorum. Hayat insanı olgunlaştırıyor. Oturduğunuz yerde ömür geçmiyor. Bir şeylerin peşinde koşarken ömür geçiyor ve geçerken de birtakım tecrübeler izler bırakarak geçiyor. Şu anda ben Amerika'dan seslenebilirdim dünyaya. Ama bugün pişman mıyım...Onun kadar hayatımda yaşadığım acılar da var.
İkisi hiçbir zaman bir arada olmuyor. Şimdi benim güzel bir evliliğim var. Bu evliliğe gönülden baş koydum.
Hayatımda hiç keşkeyi sevmem. Zayıflık çağrıştırır. Ama ilk defa keşke dediğim bir şey var. Nedense son birkaç yıldır bu düşüncem arttı. Veya özel bir insan bulamamıştım. Belki de baba olmaya layık görmedim. Baba çok önemli portre. Şimdi çok istiyorum; ama galiba çok geç kaldım.
Evet kitabı yazarken kendime hiç kıyak geçmedim. Belki de özgüvenim bundan kaynaklanıyor. İnsanlar bir şey sunarken kendi eksilerini pek dışarı vurmak istemezler. Ben burada tamamıyla yaptığım yanlışları da yazdım. Yani 'Zerrin budur, seveceksen böyle sev' dedim. Yıllardır aşamadığım engellerim oldu. Benim evladım olmadığı için böyle bir eser yazdım.
Çoğu sanatçılara dikkat edin. Anne-babası ayrıdır. Hep mutsuz bir çocukluk geçirmiştir. Hiç buna böyle baktınız mı? Hepimiz öyleyiz. Hep bir anne-baba ayrılığı, hayata karşı genç yaşta yorgun başlamak ve de hayata biraz güvensiz başlamak... Sanki çoğu sanatçı arkadaşım benimle aynı kaderi paylaşıyor.
Hayatımda öyle önemli imzalar atıldı ki. Ben genç kızlığımda son derece özgüveni olan hiçbir şeyi kendi fikrinin dışında savunmayan çok güçlü bir kişiliğim vardı. Daha sonra bu hayatın ödettiği bir takım faturalar oldu. Bu benim kimliğime de şahsiyetime de yansıdı. Ailemle olan diyaloglarıma da yansıdı.
Tabii ki... Bir güvensizlik oldu bende. Ve ilişkilerimde çok acı çektirdim. Kendimle de yüzleşmediğim bir konudur bu. Yaşadığım çok acı olaylar sonucu, bir de babasız büyümüş bir genç kız olarak, erkeklerden intikam alabildim. Bu özeleştirimi, kendi kendime bir itiraf mı onu da bilemiyorum. Hiç biri hak etmediler. O yüzden ilişkilerdeki Zerrin'i hiç bir zaman sevmedim . Bu ruh rahatsızlığıyla da alakalı bir şey.
Şimdi hayata başka bakıyorum. Çünkü hayatı bir yerde artık dondurdum. Belirli bir yaşa geldim. 'Her şeyi bitirdim' dediğim dönemde, Levent çıktı karşıma. Ben hayatımı her şekilde yaşadım. Her şey tecrübeydi. Yaşamadığım hiçbir şey kalmamıştı. Ne bir heyecan duyuyordum ne de bir aşk. Meslek adına da o kadar yorgundum ki, pes ettim. Çünkü benim bir karakterim var. Beni yoran karakter bu. Uçlarda yaşıyorum. Ya dibine kadar batmalıyım ya da en iyi yerde olmalıyım. Ve dolayısıyla dibe vurdum. Bayağı dibe vurdum. Ve dibe vurduktan sonra kendimi kaybetmeye başladım. Yani 'kaybolmalısın' dedim. Çünkü içimden kendimi kaybettiğimi hissettim. O kadar acılar yaşadım. Mesleki anlamda da içimde bir heves kalmamıştı.
Yarını düşünmüyorum artık. Bugün çok güzel bir ilişki yaşıyorum. Yarın Levent gidebilir. Veya ben gidebilirim. Artık her şeye hazırlıklıyım. Şimdi hayat bana o kadar çok şey öğretti ki. Onun için bugünleri dolu dolu yaşıyorum. Acıysa bugün acı çekiyorum. Sallanıyorum, sarsılıyorum. Ertesi gün bir şey kalmıyor. Eskiden her şey beni üzerdi. Şimdi üzüntülerim çok kıymetli artık. Hayatımda ilk defa Zerrin Özer'i, Zerrin olarak kontrol edebiliyorum.
Beni incitecek o kadar çok şey yaşadım ki. Hayat, insanlar, davranışlar beni çok incitti. Eğer hâlâ ayakta durabiliyorsam çok kuvvetli bir kadın olduğum için. Çünkü benim zayıflığa karşı çok büyük korkum var. Kırılgan olabilirim, incinebilirim, ama o beni yenemez.
Hayatı siz yönlendiriyorsunuz. Seneler sonra bunu öğrendim. Eskiden sen insanlara karşı bu kadar iyi şeyler düşünüyorken niçin sana bu kadar darbeler geliyor derdim. Hayır, eğer karşı taraftaki insanın sana bu acıyı yaşatmasına sen vesile olmuşsan suçlu olan sensin. Bu yüzden herkesi affettim. Kendimi de affettim. O insan sana kötülük ediyorsa sebep sen olabilirsin, sen çok farklı yaklaşsaydın, sana o kötülüğü edemezdi.
İnsan...
Kesinlikle istemiyorum. Yaşarken bana bu önem verilmeli. Ben yaşarken bana çelme takılmamalı. Öldükten sonra ne oluyor biliyor musun? Giden gitmiş oluyor. Cem Karaca kaç kişinin idolü olan bir sanatçıydı. Ve bu insan üç yüz milyon para alıyordu. Onun hayranları sanatçılar da milyarlar alıyorlardı. Şimdi Cem Karaca diye yere göğe sığdıramıyorlar. Vasiyetimdir: Ne bir devlet sanatçılığı ne Zerrin'e özel gece ne Zerrin Özer ödülü katiyen böyle bir şey istemiyorum. Bu benim vasiyetimdir. Çünkü benim üzerimden kimse hak iddia edemez. Hep çelme takıldı bana...
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.