Charles Olson (1910-1970) Türkiye’de tanınmayan, hatta ismi duyulmayan Amerikalı bir şair. Ben de 2005 yılında Atlılar dergisinin 15. sayısında karşılaşmıştım onun ismiyle. Hakkında daha çok kendi çağının şairlerini şiir görüşüyle etkilediği belirtiliyor. Mesela işte Denise Levertov ve Paul Blachburn’ü. Bu şairler kimdir ve Türkiye’de ne kadar tanınır? Aslında onları da bilmiyoruz. Bilmememizin sebebi, onların diğer bir dile güç çevrilen şiirleridir biraz da. Edgar Allan Poe, Walt Whitman, Sylvia Plath, hatta Allen Ginsberg ve Amiri Baraka’yı duymuşluğumuz var. Bu şairlerin şiirleri Türkçeye çevrildi. Ama Olson kitap bütünlüğü içinde ilk kez çevriliyor. Oysa Maximus Şiirleri’nin ilk baskısı 1960’da çıkmış. Kitabı elinize alınca, neden bu kadar geç çevrildiğini anlamak mümkün. Bırakın bir dilden diğer bir dile çevirmeyi, bu şiirleri kendi dilinden okumak bile zor. Sonuçta şiir yazıp kendini şair değil “sabahın arkeoloğu” diye tanımlayan biriyle karşı karşıyayız.
ŞİİRİ HANGİ TEKNİKLE OKUMALI
Türkiye’de “biçimci şiir”, “deneysel şiir”, “görsel şiir” gibi adlandırmalar altında Ahmet Güntan, Serkan Işın, Hakan Şardemir, Enis Akın, Hayriye Ünal veya Ömer Şişman gibi şairlerin çalışmalarıyla karşılaşmamış kişiler için Maximus Şiirleri tam bir karmaşa gibi görünebilir. Öyleyse Maximus Şiirleri’ni nasıl okuyacağız? Ya da mümkünse bu şiirlerin içine nasıl gireceğiz? Enis Akın kitabın “Önsöz”ünde “(…) Olson, Avrupa şiirini zamanın (tarihin) şiiri olarak teorileştirirken, Amerikan şiirinin uzamın (coğrafyanın) şiiri olduğunu belirtir.” vurgusu bir çıkış yolu gösterir gibi. Maximus Şiirleri’nde balıkçı kasabası Gloucester anlatılır. Aslında bu yönüyle şiirler gayet ilgi çekicidir. Kasaba, köy veya şehir anlatımı, daha doğrusu bir mekândan yola çıkılarak oluşturulan şiirler somutluğuyla, ortak noktada buluşma imkânı vaadiyle o mekânı bilenlere ayrı, bilmeyenlere ayrı tat verecek mahiyettedir. Fakat Olson’un şiirlerinde öyle olmuyor. Eminim Gloucester’ı adım adım bilen kişiler bile Olson’un şiirlerini okuduklarında “Nasıl?”, “Ne demek?”, “Neresi?”, “Hangi tarih?” gibi sürekli kendilerine soru soracaklar ve belli bir cevap bulamayacaklardır. Çünkü şiirlerin bütününe değil parçalarına yoğunlaşacaklardır. Parçalardan ziyade de şiirlerde anılan mekân ve şahıs isimlerinden, verilen rakam ve tarihlerden dikkatlerini çekemeyecek, onlarla meşgul olmaya devam edeceklerdir. Kantolar’da da benzer bir durumla karşılaşmıştık. Eğer Ezra Pound’un referanslarını araştırarak şiiri çözmeye çalışırsak, işin sonunda şiire dair bir şey söylemeyen binlerce malumatla boş yere uğraşmış olabiliriz. Yine de bu bir okuma yöntemidir. Bir anlama çabasıdır ve değerlidir. O malumatlar başka okuyuculara yardımcı olabilir. Maximus Şiirleri’nde de Kantolar’da olduğu gibi yığınla referans vardır. Bir Türk okuyucusunun hiçbir işine yaramayacak yığınla bilgi, isim, rakam…
Özge Özbek Akıman’ın “Charles Olson’ın Maximus Şiirlerine Bakış: Kahraman Kavramı Üzerine Bir İnceleme” (Edebiyat Fakültesi Dergisi, Haziran 2012) başlıklı makalesi bu tür bir çabanın ürünü ve çok değerli. Onun içinden bir bilgiyi çekip almak, şahsi okumayı güçlendirebilir. Bu, okumanın sonraki aşamalarında yapılabilecek bir şey. İlk okumada bundan kaçınmak; her şiire olduğu gibi Maximus Şiirleri’ne de yalın yaklaşmak gerekiyor. Onu okumak ve anlamak için hiçbir şeye ihtiyacım yok diyerek okumaya başlamak… Şiir de aslında okuyucusundan ilk önce bunu bekler: Ona hesapsız yaklaşmak. Çünkü her şiir okuyucusuna bir şey verecek şekilde kodlanmıştır. Bu, şiirin doğasında vardır. Ona ne kadar bilgi yüklerseniz yükleyin ya da onu nasıl, hangi yöntemle yazarsanız yazın, onun kaba düşünceyle elde edilemeyecek, ince bir mesajı, ayrımı, söylemi olacaktır ve bunu anlamak için insan olmak yeterlidir. Öyleyse Maximus Şiirleri’ni anlamanın (birinci okuma yöntem) entelektüel bir uğraşa dönüşmeden, yalın kılıç yapılması (ikinci okuma yöntemi) gerektiğini mi söylemeye çalışıyorum? Evet. Öyle olunca, arada okuyucu kendini bulabiliyor. Çünkü Olson her ne kadar kendine “MS 2. yüzyılda Fenikelilerin antik Sur kentinde yaşamış, pek tanınmayan bir filozof, bir diyalektikçi olan Surlu Maximus”u alıp bir 20. yüzyıl kahramanına dönüştürse de kendinden ve yaşadığı dönemden yola çıkar. Mesela “kolay değildir aşk/ ama nereden bileceksin sen” mısralarına hangi ülke şiirinde veya hangi zaman diliminde yazılmış şiirlerde rastlamamak mümkündür?
BİLGİYİ YENİDEN SÖZE DÖKMEK
Maximus Şiirleri’nin bence asıl önemli yönüyse, teknik/biçim tarafıdır. Olson’un dediği gibi “aşk biçimdir”. Şiirin teknik yönü, farklı dillerde şiir yazan, şiir üzerine düşünen herkese hitap etmekte, kendi şiirlerini kurma aşamasında ipucu taşımaktadır. Olson’un mekânı ele alırken tarihe yönelmesi; tarih söz konusu olduğundaysa, sadece Antik Yunan ve Roma tarihleriyle yetinmeyip Fenikelilere, Sümerlere kadar uzanması da diğer bir dikkat çekici yönü. Olson, tarihten aldığı ham bilgiyi, kendi gündemiyle harekete geçirir. Bugüne seslenmeyen, bugün bir anlam ifade etmeyen tarih zaten tarih olmaktan çıkar. Olson’un sözden anladığı şey de biraz böyledir: O, sözün de yapmak olduğu gerçeğinden hareketle şiirini kurar. Bu yüzden salt belli bir tarihsel döneme saplanıp kalmak yersizdir. “İnsan” gerçeğinde buluşmak, kendi yaşadığı coğrafyanın içine dünyanın tamamını sığdırmak, kendi yaşadığı zaman dilimine tarihin bütünü açısından bakmak, şiirin asırlar boyunca akıp gelen nefes, ses ve ritmini yakalamak anlamına gelir. Bu noktada Maximus Şiirleri’nde geçen yer, şahıs isimleri, istatistiksel rakamlar, yapılan alıntılar bir anda anlam kazanıyor. O belli bir yere, zamana özgü olmaktan çıkıp tüm zamanlara ve yerlere özgü oluyor. Olson bu şekilde bir nevi her okuyucusuna içinde yaşadığı mekân, zaman, toplum ve ülkeye yönelik nasıl bir bilinçle yaklaşması gerektiğini gösteriyor.
Maximus Şiirleri birkaç kez okunup anlaşılacak veya kolayca dünyasına girilebilecek şiirlerden oluşmuyor. Hele ilk baskısının yapıldığı 1960’larda Türkiye’de yazılan şiirler göz önünde bulundurulursa, onun okuyucusuna daha farklı açılımlar sağlayacak güçte olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.