Menü

Geri

EDİSYON   :

TRTRENENARARFRFRRURUURUR
26

Bildirimler

Hüseyin Akın

Devlet millet için mi yoksa millet devlet için midir? Bu soruyu soranlar devletin tüzel bir aygıt olduğunu bilmezden gelip ona bir şahsiyet giydirmek isteyenlerdir. Devlet dilinde bir araya gelen insan topluluklarına kamu denir. Kamu hizmeti görenler devletin merkezi iradesine tabidirler. Vakıflar, dernekler, kurumlar, kuruluşlar tüzel kişiliktir ve bireysel bir kişilikleri yoktur. Hangi resmi dizgede görev yapıyor, çalışıp rol alıyorsa o yapı ve kuruluşun amacı doğrultusunda kişilik oluştururlar. Uzun yıllar ülkemizde devletin baba olarak görülüp tavsif edilmesi bu anlayışın bir dışa vurumudur. Devlet-millet ilişkisinin baba-evlat ilişkisiyle ilişkilendirilmesi ise “baba”ya yüklediğimiz otoriterlik vasfından ayrı düşünülmeyecek bir yakıştırma. Kemal Tahir’in “Devlet Ana”sı koruyucu ve müşfik devlet anlayışını paternalist otoriter baba anlayışının yerine ikame etmek içindir.

Merhamet yoksunu olan devletin aklı nasıl çalışır? Bu sorunun cevabını “Geri Kalmışlık Ve Despotizm Kıskacında İmparatorluğun Çöküşü”nü inceleyen Koray Demir’in “Devlet Aklı Kimin Aklı” kitabında bulmaya çalıştım. Gerçi yıllar öncesi bu sorunun peşine düştüğümde önüme çıkan birçok kitap olmuştu. Lise 2.sınıfta edebiyat dersi hocamızın dönem ödevi olarak verdiği İsmail Cem’in “Türkiye’nin Geri Kalmışlığının Tarihi” başta olmak üzere yıllar içinde Friedrich Meinecke’nin “Modern Çağda Devlet Aklı Düşüncesi” gibi kitapları bu konuda zihnimin ön kayıt işlemi sayabilirim.

SİNEMADA YENİ SORULAR

Koray Demir ismi sinemaya ilgi duyup meşgul olanların yakından tanıyacakları bir isim. Film yönetmenliği, film yapımcılığı gibi yazarlığının önünde seyreden sinema ve televizyon için hazırladığı çok sayıda projede imzası bulunuyor. Yapımı 7 ülkede 4 yılı aşkın süren bol ödüllü ‘Kut-ul Amare: Masaldan Gerçeğe’ isimli belgesel de bunlardan biri. Önsözünde de ifade edildiği üzere dört yüz kırk sekiz sayfalık ‘Devlet Aklı-Kimin Aklı ’kitabı bir sinema filmi hazırlığı sırasında yapılan çalışmaların, yıllara yayılan araştırmalara dönüşmesi ile ortaya çıkmıştır. Bu kurgu değil asli gerçekliğin peşinde koşan bir yönetmenin Osmanlı’da gerçekleşen ilk Türk askeri darbesi (30 Mayıs 1876) ve bununla beraber gelişen olayları içeren bir film hazırlığı yaparken filme sığmayan tecessüsünü perdeden kâğıda yansıtabilme başarısıdır. Yazıyla başlayan bir senaryo perde kapandıktan sonra dönüp dolaşıp yine yazıya dönüşmekte.

Gerçekliğin ötelenip kurguya feda edildiği yer sadece filmler değil, hayatın kendisi de masal, efsane ve kurgunun etrafında şekilleniyor. Bu anlamda tarih ve tarihi vakalar daha bir korunaksız ve bir o kadar da şimdiye ve geleceğin inşasına refakat etmekten uzak. Tarihi olayların arka planında yer alan gerçek sebebin ‘Devlet Aklı’ teoremine takıldığını ve ‘devlet aklı’ denilen şeyin sanki altında hikmeti barındıran bir bilgeliğin mahsulü gibi kalabalıkların beynine oturtulduğunu söyleyen yazar bu bildiğini okuma tavrını tarihi kesitlerle ortaya koyuyor. Bir taraftan da bilginin vehbi değil kesbi olduğunu ve hakiki inancın ancak aklı kullanmak suretiyle bulunabileceğini söyleyen Maturidi mezhebinin yolunu takip edip de koca bir coğrafyaya nasıl asırlarca Eşari okutulduğunu sorgulamaktan geri durmuyor.

Doğru bilgiye ulaşmak doğru karar vermeyi, o da doğru neticelere gitmeyi doğurur. Matbaanın İslam dünyasına girebilmesi için neden iki yüz elli seneden fazla bir süre gerekecekti? Karahanlılar tarafından yazdırılan (12. Yüzyıl) ilk Türkçe Kur’an mealinin basılabilmesi için niye bin yıl beklemek zorunda kaldık? İcadından on küsür yıl sonra Osmanlı tebaası olan Yahudi cemaatinin İstanbul’da kitaplarını basmak için bir matbaa açmasına izin verilmesine rağmen niçin asli unsur olan Müslüman nüfusun bu icatla ilgilenmesinin önü açılmamıştır? Yine dünyanın gerçekleştirdiği iletişim devrimine gücünün en doruk noktasında bile prim vermeyen Osmanlı imparatorluğu gazeteyle tanışmak için 19.yüzyıla kadar beklemek zorunda mıydı? Koray Demir’e göre bütün bu teknik gelişmelerdeki gecikmelere dair dünden bugüne bıkmaksızın öne sürülen mazeretlerin hiç sorgulanmaması ayrı bir vahamet sayılmalıdır.

BAZI YASAKLARIN ARKASI

Dünkü gelişim ve bilişim teknolojisin Müslüman nüfusa yasak kılınmasındaki mantığı anlayabilmek için bugünkü Müslüman milletlerin teknoloji ile kurdukları sıkı ilişkiye bakmak yeterlidir. Dünün hallerini bugünden anlayabilmek için yazarın tavsiyesine uyarak o anı zihnimizde canlandırmaya çalışalım: “Hayal edelim…Öyle ki dünyada internet diye bir mecra var, herkes buradan istediği bilgiyi, kütüphaneye gitmeye gerek kalmadan evinden öğrenebiliyor. Bilimsel gelişmeleri takip edebileceği gibi, yenileri için de kendisini geliştirebiliyor. Ayrıca istediği haberlere de ulaşabilme hakkı var. Dünyada ne olup bittiğini yakından takip edebiliyor. Ayrıca istediği herkesle haberleşmek için de e-posta hesabı kullanabiliyor. Fakat Türkiye, internetin ülke içine girmesine izin vermiyor. Herkes bilgi edinmek için kütüphanelere gitmek zorunda ve haberleşme ile ilgili de mektup kullanımında ısrar ediyor. Kimsenin elektronik posta kullanmasına da izin verilmiyor. Çünkü, sayısı yüz binleri bulan postacılar ve kütüphaneciler işsiz kalabilir.” (Devlet Aklı-Kimin Aklı/ Koray Demir-s.48)

Yazar tarihi film belgeselleri yaparken zihninde oluşan soru işaretlerini tüm olan bitenin temel sebeplerini açığa çıkarmakta bir imkân olarak kullanıyor. Neyin gerçeğin hilafına öne çıkarıldığını ve bazı soruların bilinçli şekilde sorulmayarak neyin üstünün örtülmeye çalışıldığını aramaya ve de anlamaya çalışıyor. Osmanlı’nın geri kaldığını kabul eden yazar, bu kırılmayı Avrupa’daki gibi bilginin serbest yayılımına bağlar.

Bilginin serbest dolaşımı devlet aklı, kamu aklı, tüzel akıl sabitesini bozarak kişi (birey) aklının faaliyete geçmesini sağlamakla kalmaz bu dağınık akılları organize eder. Karl Popper’in ifadesiyle söyleyecek olursak: “Bugüne kadar insanlığın tarihi hiç yazılmadı; yazılan sadece siyasi iktidarın tarihidir.” Bilgi resmî prangalardan kurtulduğunda insan özgür akıl ve iradesinin de tarihi kendiliğinden oluşacaktır. ‘Devlet Aklı Kimin Aklı’ kitabında bilgi tekelinin kırılıp serbest dolaşıma geçtiğinde toplumların kendi durumlarını nasıl değiştirme sürecine girdiğine dair örnekler üzerinde de duruluyor. İnsanlığın eşitliği, düşünme ve ifade etme özgürlüğü, baskıya karşı direnme hakkı, devlet görevlilerini denetleme hakkı, masumiyet karinesi, güçler ayrılığı…gibi dünyanın 250 sene önce karara bağladığı bu meseleleri bugün bile duymayan ülkeler vardır. Yazara göre bilginin serbest dolaşımı ve yeniden üretimi olmamış olsaydı, bu uğurda bedeller ödenmeseydi insan haklarına dair bu tekamüle de ulaşmak mümkün olmayacaktı.

Yedi bölümden oluşan kitapta çeşitli dönemlerde devlet aklının sebep olduğu talihsiz olaylara geniş olarak yer verilmekte. Balkanların, Trablus’un kaybedilmesine sebep olan politikalar mercek altına alınırken, bir taraftan da tarihçilerimizin ilgi göstermedikleri koca imparatorluğun çöküşünü hazırlayan hatalar ve olaylar bütün objektifliği ile anlatılmakta. Selanik hadisesi (Kız Vakası) ve savaşa hazırlıksızlık, İktidar savaşları ve kişisel çekişmelerle elimizden giden Balkanların kaybedilişi, İstanbul Kadıköy’deki Osmanlı Bankası’nın 26 komitacı tarafından basılıp bombalı saldırı gerçekleştirilmesi sonucu pek çok sivil ve askerin öldürülmesi ardından komitacılarla eylemi bırakmaları karşılığında salıverilecekleri teminatının verilmesi ve komitacıların lideri Karakin Pastırmacıyan’ın bir süre sonra açılan Osmanlı Meclis-i Mebusanına Erzurum Milletvekili olarak girmesi devlet aklı, kimin aklı dedirtecek cinsten hadiselerdir.

Gerçeği aramayı en önemli erdem kabul eden yazar Koray Demir bunun yorucu ve yıpratıcı olduğunun farkındadır. Belki de bu yüzden dilin ve kalemin kendi ekseni etrafında dönmesinin bir yokuşa göğüs germek kadar zorlu bir çaba gerektirdiğini teslim ederek 448 sayfalık bir çevrimle okuyucusunu baş başa bırakmış. Lütfen önden buyurun!

Başlıklar :aktüelhayattarih
Yorumlar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...