Tabii ki her şeyden önce bu benim için büyük bir şoktu. İnsanın başına tabii ki her şey gelebilir ama istemeden içine sürüklendiğiniz şeyler daha da canınızı yakıyor. Benim ailem eğitimci. Bugün Türkiye'nin hemen her okulunda ailemin kitapları okunurken, kendi çocuklarının böyle bir şey yaşaması, üzüntümü kat be artırdı. İki kişinin arasında çözemediği problemlerin bir anda farklı noktaya gelmesi, sadece iki kişinin acı çekmesine neden olmadı. Onca insanın da acı çekmesine neden oldu. Bütün sorumluluklar omuzlarıma bindikçe ben daha da ağırlaştım.
Böyle bir olayla gündeme gelmekten utanç duyuyorum. Ben, en ağır eleştiriyi ilk önce kendime yapan bir insan olduğum için, nerede hata yaptığımın bilincindeyim. Fakat bazı zamanlarda yaşadığınız hayat, yaşadığınız sistem birtakım şeyler üzerinizde çok farklı kurgulanabiliyor. Bu kurgunun içerisinde de siz sadece bir oyuncu oluyorsunuz. Ve o oyunu oynamak durumunda kalabiliyorsunuz.
Evet, bu olayda ben bir oyuncuydum. Aslında denizde bir kum tanesiydim. Ve bu olayda sadece ben yanmadım. Hepimiz yandık.
Ben güzelliğimin ve şöhretimin bedelini çok ağır ödedim. Kapılar kapandığında geceydi ve daha da garip bir atmosferdi. Gecenin ağırlığı daha çok çökmüştü duvarlara. Bir de sürekli kapılar açılıyor, kapılar kapanıyor, o sesler zaten insanın beyninde hiç gitmez. Ve son kapı açıldığında yeni arkadaşlarımla işte bir aradaydım. İlk sabah feryatlar halinde kalktım. Bir gün sessiz bir köşede ağlıyordum. Bir görevli, “Koskoca Tuğba Özay ağlar mı?” dedi. Bir daha orada hiç ağlamadım. Ve çevremdeki kadınlara moral vermeye başladım.
Ben yabancılarla kalıyordum. Orayı yaz okulu olarak düşünmeye çalışıyordum. Dominikli bir kadın vardı. Sadece kendi dilini konuşabiliyor. Aylardır içerideymiş, kimse ona yardım edemiyor. Ben geldikten sonra kadınla sadece beden dilimizi kullanarak anlaştık. Ve daha sonrasında ben yazışmalar yaptım. İdareye çıktım. Ve kadını ülkesinden gelip aldılar. Interpol tarafından aranmasının tek nedeni de bir ifadesine başvurulması gerekiyormuş. Ama maalesef hayat o kadar çelişkilerle ve sürprizlerle dolu ki, kimin başına ne zaman ne geleceği de belli olmuyor. Geriye dönüp baktığım zaman o da bir tecrübeydi be, o da büyük bir deneyimdi.
Hem de çok ağır bir hayat okulu oldu. Evimizde iki gün dışarıya çıkmadan zor dururken, böyle bir dayatmayla karşı karşıya kalmak hiç kolay bir şey değil. Dışarı çıktıktan sonra şuna bile şahit oldum. Etiler, Nişantaşı gibi yerlerde kadınlar beni yolda çevirip “Tuğba hanım, bir sorunum var. Adamla bir türlü halledemiyorum. Adamı bacağından vursam kaç ay yatarım” diyor. Böyle saçma sapan sorularla bile karşı karşıya kaldım. İngiltere'de adamın biri 27 yıl içeride yatıyor. Sonra suçsuzluğu anlaşılıyor. Bunun gibi çok örnekler var. Sadece Türkiye'de değil, dünyada da var.
Ben ülkemi satmadım. Vatan hainliği yapmadım. Kimseyi öldürmedim. Aksine 15 yıldır, sosyal sorumluluklarımın da farkında olan biri olarak eğitime katkıda bulundum. Kendi sektörümde en çok vergi veren insanların başında geldim. Ama hatam ne oldu. Ben yaşadığım ilişkide çözemediğim sorunu, tamamen iyi niyetle yola çıkılıp yanımda çalışan kişinin tanıdığı kişiye, 'Lütfen arayıp akrabammış gibi konuşup, kendisini yumuşatır mısın' dedim ve 6 ay içeride kaldım.
Bugün kimler neler yapıyor, kimlerin kimlerle ne tür çıkar ilişkileri var. Demek kaderimde bu varmış.
Aslında ben olayları ilk başından beri hisseden insanlardan biriyim. Kıskançlıklar, bizi farklı noktalara getirdi. Ama artık herkesin farklı hayatları var. Arkama bakarsam, öndekine toslarım.
Ben Allah'a inancı olan bir insanım. Allah'ın adını içimden dakikada bir zikrederim. Bunu dışarıya yansıtmam. Benim için en büyük ibadet insan olabilmektir. İnsan olabilmek de iki kolla iki bacakla olmuyor. İyi bir yürek, temiz bir beyin gerektirir. Ben yüreğimi ve beynimi karartmadım. Ben Allah'a olan ibadetimi zaten bu şekilde yapmaktayım.
Orası kendi iç dünyanla hesaplaştığın kendini daha çok dinlediğin, dışarıya karşı belki de daha fazla soyutlandığın bir ortam olduğu için inançlarını da belki daha yoğun bir şekilde yaşıyorsun. Daha çok sığınıyorsun. Bu, içsel bir şey... Bunları ben içeriye girdim diye yapmadım. Yeni yıla geçtiğimizde buz gibi bir hava vardı. Sabah çok erken saatte kalkıp, kız arkadaşıma, “Ben bugün avluda namaz kılmak istiyorum” dedim ve biz o gün iki arkadaş buz gibi havada namaz kılmıştık. Bu insani bir dürtüydü…
İnanılır gibi değil ama şarkı bile yazıldı. Kendi dünyamda naif ve çocuksu bir yanım var. En küçük bir şeyden bile mutlu olabilecek yöne sahibim. Ama bir o kadar da; tavrı, duruşu olan, sözünü esirgemeyen insanım. Ben insanların karşısında ajitasyon yapmadım. Ağlayıp sızlamadım. Bunları hep kendi içimde yaşadım, aksine daha çok öfkelendi karşı taraf ve bekli de daha çok ezmeye kalktı. 'Ulan' dedi, 'Gözdağı yapıyoruz buna, bir şey olmuyor, ağlamıyor, zırlamıyor.' Halbuki, gözümden akması gereken o kan, benim yüreğimde akıyor.
Racon olayı benim çocukluğumdan beri var ya… Sınıfta, mahallede her yerde oluyordu. Bir insanı önemli kılan tavrıdır, duruşudur. Şimdi kimse beni ezerek bir şey yaptırmaya kalkabilir mi? Yani koğuş ağalığı hikâye şeyler. Önemli olan, insanca tavrını göstermek. Kötülük yaparak, baskı kurmaya çalışarak o insanda sadece korku yaratırsın. Ama o korku; iki gün sonra o insanın çıkarının ters düşmesi sonucu başka birine, seni satmasına sebep olur. Bedel adlı kitabımda şöyle bir yazı var. Doğru kime ve neye göre doğrudur. Suç nedir? Suçu hazırlayan zemin nasıldır, nasıl oluşur? Ben bunları da sorguladım. O yüzden hayat o kadar zor ki...
Bu hayatı aslında zorlaştıran yine insanlar. Ve biz insanlar, bazı zamanlar canavara dönüşüyoruz. Yani, kim suçlu? Tarihten bu yana, yaşananlara bakarsak hep çıkar, para uğruna insanlar feda edilmiş. O kadar uçurumlar, o kadar çelişkiler var ki! İçeride bulunduğum dönem bu anlamda bana çok artılar kazandırdı. Herkesin de yükünün kendine ağır olduğunu gördüm. Orada bir plastik kovanın bile insanlar için ne kadar önemli olduğuna şahit oldum.
Hayat tecrübesi edindim. Yaşadıklarım insanlara güvenmemeyi öğretti. Bugüne kadar hep karşımdakini kendim gibi gördüm. Ben yürekli bir insanım arkadaş, benims öyle alavere dalaverelerle işim olmaz. Hatalarım var. Bu hatalar genelde benim yüreğime söz geçiremeyişimdir. Her ne kadar bana zarar vereceğini düşünsem de, sevdiysem, sevmişimdir ve bunun da arkasında durmuşumdur. Ama sonra o sevda küllenince geçmişe bakarım, 'ah be Tuğba derim' sadece. İnan hiç kimseyle görüşmüyorum. O kadar kendi kabuğumdayım ki… Sıkıntılarımı bile içimde yaşıyorum. İsmimin büyüklüğünün bir kez daha farkına vardım. Meğer Roma'yı ben yakmışım da farkında değilmişim.
AKP'nin, özellikle kadınların ve gençlerin teşkilatlanmasını çok beğeniyorum. Çok güzel çalışıyorlar. Halka yakın ve hatta içinde olmak gerekiyor. Ben Recep Tayyip Erdoğan'ı halka çok yakın görüyorum. Aynı şeyi bir başka parti lideri için söyleyemeyeceğim. Deniz Baykal'ın bana göre en büyük eksikliğinden biri budur.
Ben ülkesini seven bir gencim. Cumhuriyet Halk Partisi gençlik kollarının üyesiydim. Fakat ben içerideyken Mehmet Sevigen, kalkmış çok gereksiz açıklamalarda bulunmuş. Bu beni çok üzdü. Ben kundaktan bu yana CHP'liyim, o şimdi nerede. O yüzden lütfen, herkes konuşmalarına dikkat etsin. Bugün baktığınız zaman ideolojiden ziyade insan için bir şey yapmak önemli, yaşadığın dünyayı güzelleştirmek önemli. Yoksa solun da sağın da iyi ve kötüsü var.
Yollar kötü. Onun dışında kültür merkezi ve halk eğitim merkezleri yapılmalı. İnsanları, buralara gelmeye teşvik etmeli. Kimse evinde boş oturmamalı. Herkes üretmeli. Villalarla gecekondu görünümlü evler iç içe, bu da çarpık kentleşme sonucu aslında. Belediye başkanı olsam şu bölgede, bir boya firmasıyla anlaşır, sponsor bulur, dış cepheleri boyattırırdım. Daha çok ağaçlandırma yapılması gerekir.
İstanbul, dünyanın gelmiş geçmiş en güzel şehri. Yurt dışında yaşayan ve İstanbul'u görmemiş arkadaşlara, 'gerçekten fantastik bir şehir' diyorum. İstanbul'u görenlerin de ne kadar kıskandıklarını hissediyorum. Bu şehre aşığım.
Bu fikre karşıyım. Öyleyse, İzmir'e Ankara'ya giderken de vize konulsun. Bugün sadece İstanbul'a göç yok. Özellikle doğu illerimizde yaşayanlar, Antalya, Mersin ve İzmir'e göç ediyor. Dolayısıyla İstanbul'un artık taşıyacak gücü yok ancak vize uygulamasını da ben yerinde bulmuyorum. Bu ayrımcılık olur. Hepimiz bu vatanın evlatlarıyız. Ben bu çayı burada içebiliyorsam o da gelip çayını burada içebilmeli.
Ana kış erken mi geldi ne
Hava soğudu bir anda
Gök ağlıyor, yağmur yağıyor
On beş adımlık avluma
On beş adım ne eder
Say ana dışarıda
Demir kapılı bile üşüdü be
Yağmur bereketti hani, çiçeğin kardeşiydi
Niye ayrılığı getirdi
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.