Menü

Geri

EDİSYON   :

TRTRENENARARFRFRRURUURUR
26

Bildirimler

Yazar Emine Arlı’ya yeni kitabı İsmim Nereye Gitti? vesilesiyle merak ettiklerimizi sorduk. Arlı, “Bu kitapla çocukların kendilerine ‘Ben kimim?’ sorusunu daha sağlıklı, daha güvenli bir zeminde sorabilmelerini istedim.” diyor.


“İsmim Nereye Gitti?” ismi üzerinden zorbalığa uğrayan Burak Ali’yle açılıyor ve kimlik arayışı, kendini bulma, aidiyet gibi konulara temas ederek ilerliyor. Siz de çocukluğunu, bu mevzuların pek de konuşulmadığı 80’ler sonu 90’lar başında yaşamış bir nesildensiniz. Kimlik arayışı gibi cevabını bulmanın uzun yıllar aldığı meseleleri küçük yaşlardan itibaren metinler vasıtasıyla çocuklara sunmayı çağın gerekliliği olarak mı görüyorsunuz?

“Ben kimim?” sorusu, çocuklukta başlayan, ergenlikte yoğunlaşan ve yetişkinlik boyunca farklı katmanlarda devam eden bir kimlik arayışının özüdür. Bizim dönemimizde bu konular çok dile getirilmiyordu fakat konuşulmasa bile insanlık tarihi boyunca üzerinde düşünülen temel meselelerden biri olmuştur. Bugünse çocuklar dijital medya sayesinde farklı kültür ve yaşam tarzlarıyla çok daha erken yaşta tanışıyorlar. Bu durum onları “Ben kimim?” sorusuyla çok erken karşı karşıya getiriyor. Ne var ki sosyal medya, reklam dünyası ve dijital oyunların oynandığı mecralar, kimlik gelişimini çoğu zaman sağlıksız biçimde yönlendirebiliyor. Bu da kimlik karmaşasına, bağımlı ya da bastırılmış kimliklerin oluşumuna zemin hazırlıyor. Örneğin çocuklar, dijital oyunlardaki avatarlar üzerinden “gerçek benliklerini” değersiz görüp yalnızca sanal kimlikleriyle var olmaya yönelebiliyorlar. Benzer şekilde, sosyal medya platformlarında “mükemmel beden”, “lüks hayat” ya da “popüler olma” mesajları yoğun biçimde dayatılıyor. Reklam ve pazarlama dünyası da oyuncaktan giyime kadar “bu senin olmalı, yoksa eksiksin” mesajlarıyla tüketim üzerinden kimlik inşasını teşvik ediyor. Tüm bunlar, çocukların kendi doğal kimliklerini yetersiz görmesine ve sürekli başkalarıyla kıyaslama yapmasına yol açıyor. Bu kitabı yazarken beni harekete geçiren en temel etken, çocukların kendilerini oldukları hâliyle değerli hissetmelerine katkı sunmaktı. İsmimizin, kimliğimizin ve aidiyetimizin hayatımızda ne kadar belirleyici olduğunu çok erken yaşta fark ediyoruz fakat bu fark ediş bazen incitici deneyimlerle, dışlanmalarla, zorbalıklarla gelebiliyor. Ben çocukların “Ben kimim?” sorusunu daha sağlıklı, daha güvenli bir zeminde sorabilmelerini istedim. Çünkü bu soru aslında hiç bitmeyen bir yolculuk; her yaşta, her dönemde yeniden karşımıza çıkıyor. Ve biliyoruz ki çocuk edebiyatı, bu yolculuğun ilk adımlarında onlara eşlik edebilecek en güçlü araçlardan biri.


Bu kitabı okuyan çocuklar muhtemelen isimlerinin hikâyelerini merak edecekler. Sizin isminizin bir hikâyesi var mı?

Evet, ismimin özel bir hikâyesi var. Ama öyle herkesle paylaşılacak türden değil, daha çok dost meclisinde anlatınca tadı çıkan cinsten… Biraz güldüren, biraz da yaşadığımız dönemin sosyolojik gerçeklerini yansıtan bir hikâye aslında. İsimler, sadece bizi tanımlayan birer kelime değil; geçmişimizle, ailemizle ve kültürümüzle kurduğumuz görünmez bir bağdır. Çocuklar kendi isimlerinin hikâyesini öğrenmeye başladığında, aslında köklerini ve geçmişlerini keşfetmeye de bir adım atmış olurlar. Bu süreç onlara aidiyet duygusu verir, kim olduklarını da daha iyi anlamalarını sağlar. Aynı zamanda aile ilişkilerine de olumlu bir yansıması olur. Çocuk, ailesinin kendisi için taşıdığı anlamı, sevgiyi ve özeni fark ettiğinde, ebeveynleriyle arasında daha derin bir bağ oluşur.


“İsmim Nereye Gitti?”de kahramanımız Burak Ali bir sabah isimsiz olarak uyanıyor. Limon Çekirdekleri kitabınızda da kitaba konu olan şehrin ismi zikredilmemiş ve “Kayıp Limon Şehri” denilmişti. İki kitapta da “isimsizlik” temasını görüyoruz. İsimlerimizi kaybetmeden bulmanın bir yolu var mı?

Bazen bir şeyin değeri, onun yokluğuyla anlaşılır. İsimsizliği bu yüzden sadece bir kayıp değil, kendine ya da manaya başka bir yerden yeniden rastlamak olarak görüyorum. Örneğin “Burak Ali” demeden de Burak Ali hala vardır. “Kayıp Limon Şehri”nin adı olmasa da orada yaşayanların hikâyesi yine de anlatılıyor. Burada unutmak aslında önemli bir metafor… Çünkü unutmak, bir yandan kaybetmek gibi görünse de diğer yandan yeniden bulmanın da ön koşuludur. İsmini veya limonlarıyla ünlü bir şehri yitirmek, aslında varlığın özüne, ruhuna daha yakından bakabilmek demektir. Hatırlamak, sadece zihinde bir izi taşımak değil; o anları ve hisleri yeniden yaşamak ve onlara yeniden bir anlam katmaktır. Ve işte tam burada okur devreye girer: Onun gözünde eksilen bir isim ya da şehir, kendi hayal gücüyle tamamlanır, kendi duygusuyla büyür. Kayıp, yalnızca bir boşluk değildir bu yönüyle; yeniden hissetmek ve keşfetmek için bir davettir. Böylece her iki kitapta da isimler kaybolduklarında bile varlıklarını hissettirmeye devam ederler.

Metinlerinizde mesajını okura net bir biçimde sunan aynı zamanda da “hissettiren” bir dil görüyoruz. Olay örgüsü içerisinde bir anın, bir hissin akılda kaldığı bir okuma pratiğine yakın olduğunuzu söyleyebilir miyiz?

Evet. Kitaplarımı yazarken düşünceyi önemserim ama his olmadan kelimeler boş bir çerçeve gibi kalır. Asıl değerli olan, okurun kitabı bir fikir değil, bir hisle kapatmasıdır. Yazmanın amacı, bu yüzden yalnızca olay örgüsünün mantıksal akışını sunmak olmamalıdır; o anların ve duyguların da okuyucuya içtenlikle ulaşmasını sağlamalıdır. Çünkü yazmak, bir anlamda duyguyu paylaşıma açmak ve okura unutulmayacak bir deneyim yaşatmaktır.



Yorumlar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...