Menü

Geri

EDİSYON   :

TRTRENENARARFRFRRURUURUR
26

Bildirimler

Oğuzname’lere yaklaşma denemesi

04:00, 15/10/2025, Çarşamba
Yeni Şafak
Arşiv.

Türklerin en önemli metinlerinden sayılan Oğuznameler toplu olarak Ketebe Yayınları arasında okurla buluştu. Türklerin inanç, gelenek ve göreneklerini en net ortaya koyan bu destanlar aynı zamanda tarihi geçmişe, dil, hutut ve kültürel kimliğimiz hakkında da önemli ayrıntılara yer veriyor.

Ömer Yalçınova

Oğuz Kağan’dan veya Oğuzlardan söz edilmiş bütün eserlere, kitap bölümlerine veya sayfalarına genel olarak Oğuzname deniliyor. Bu manada Dede Korkut da bir Oğuzname’dir. Fakat Dede Korkut dışındaki Oğuzname’ler fazlasıyla dağınık. Bunların çoğunda eksik sayfalar var. Dede Korkut gibi başlayan ve biten bir Oğuzname’ye rastlamak zor. Çoğunda anlatılan olaylar arasında neden-sonuç bağlantısı da kurulmamış. Bazıları mitolojik öğelerle dolu, bazılarıysa bir tarih kitabı formatında. Dilde de tam bir tutarlılık gözlenmiyor. Uygurcadan çevrilende farklı bir üslup ve dil gözlenirken, Farsçadan çevrilende bambaşka bir dizayn, söz dizimi ve anlatım mevcut. İçerdikleri bilgiler de çoğu zaman birbirini tutmuyor. Fakat şu kesin: Oğuzname’ler her dönem çok önemsenmiş. Bu yüzden her tarihi dönemde farklı bir Oğuzname ortaya çıkmış gibi. Yeni bilgilerle zenginleştirilmiş, genişletilmiş diyemiyoruz. Çünkü yeni bilgiler eklenirken, bazı bilgiler eserden çıkarılmış ya da değiştirilmiş. Bu da büyük ihtimal eserin yazıldığı dönemde ağır basan siyasi yönelimlerden kaynaklanıyor.

Her Türk boyu kendini Oğuz Kağan’a dayandırma gayreti içinde olmuş. “Han” olmanın geçerliliği bu soy kütüğüne bağlı. Eğer soyunuz Oğuz Kağan’a dayanmıyorsa, sizin “han” olmanız imkansız. İsterseniz Emir Timur gibi büyük ülkeler fethedip imparatorluk kurun, yine de “han” unvanına layık görülmüyorsunuz. Bu bir Türk örf ve adeti. Avrupa’da da benzer anlayışlarla karşılaşılır. Kral soyundan gelmiyorsanız, kral kabul edilmiyorsunuz. İsterseniz devletin başında olun, size o gözle bakılmıyor. Çünkü eski inançlara göre kral, Tanrı’nın gölgesi ve temsilcisidir. Bu özellik kralın soyunda devam eder. Türklerde de benzer bir şekilde “kut” inancı vardır. Türklerin hanı/yöneticisi Tanrı tarafından “kut”lanmış kişidir. Dünya tarihinde bu öngörü, kabul, anlayış, inanç kırıldığında krallıkların da bittiği görülür. Belki de modernizmin tarihini bu anlayışın ortadan kalkışıyla başlatmak gerekir. Öyleyse Türkler için modernizmden önce bir atasının ismi Oğuzname’de geçmiyorsa, o kişinin “han”lığı tartışma konusudur. Bu yüzden birçok lider, atasının isminin geçtiği bir Oğuzname yazdırmıştır diye düşünürsek, sanırım çok da gerçeğin hilafında bir yorum yapmış olmayız.

PEK ÇOK NÜSHASI BULUNUYOR

Elimizde Oğuzname denilince söz edeceğimiz tek bir nüsha yok. Bunun bir nedeni de, halk arasında anlatılagelen Oğuz Kağan hikayelerinin, belki de olayın üzerinden yüzyıllar geçmesinden sonra kağıda geçirilmesidir. Hemen bütün Oğuzname’ler, Uygur Yazılı Paris Nüshası esas alınarak yazılmış. O, ilk örnek kabul ediliyor. Sonra Reşidettin Fazlullah’ın Camiüt’-Tevârih (14. yy) kitabının Oğuzlarla ilgili bölümü geliyor. En kapsamlı bilgiler bu kitapta geçiyor. Yazar kendince bir neden-sonuç ilişkisi içinde olayları anlatmış. Fakat hemen fark ediliyor ki, yazar olayları birbirine bağlamak için yaşadığı dönem içindeki dini, siyasi, içtimai eğilimlerden kaynaklı nedenler uydurmuş, olaylar arasında ilişki kurmuş, bazen farklı kaynaklardan bilgi aktarımı yapmış. Oğuzname’lerde görülen israiliyat da anlaşılan bu şekilde oluşmuş. Oğuzname’lere eklenen bilgiler sadece Tevrat’tan değil Kur’an-ı Kerim’den ve Peygamber Efendimizin hadislerinden de alınmış. Yazıcıoğlu Ali’nin Tevârih-i Al-î Selçuk’unda (15. yy) bol miktarda Oğuz Kağan’a ait olduğu belirtilen sözler var ki kaynağını bulmak zor. Belki Yazıcıoğlu Ali bunları Uygur Oğuznamesi ve Camiüt’-Tevârih’ten almıştır. Çeviri olduğu için yine bir değişimden, yazarın metin üzerindeki tasarrufundan söz edebiliriz. Zira her seçim, dönüştürücüdür. Hiç değilse bağlamından bütünüyle değilse de kısmi bir koparmadır. Bu durumda her Oğuzname, kendinden önceki Oğuzname’lerle bağlantılı ama bütünüyle o değildir. Bu bir karmaşaya yol açmıyor mu? Bence bu, bilimsel veya multidisipliner çalıştığını iddia eden tarihçiler için içinden çıkılmz bir karmaşa. Edebiyatçılar için müthiş bir kaynak ve zenginlik. Çalışma alanı Türkçe olanlar içinse bir okyanus ki git git bitmez.

EVLENME HİKAYELERİ

Mesela hemen bütün Oğuzname’lerde geçen Oğuz Han’ın evlenme hikâyesi. Babası Kara Han oğlunu kardeşinin kızıyla evlendirir. Oğuz Han, eşine tevhit inancını (“Tengri’yi bir bilürsen”) söyler ve onun da kendisi gibi inanmasını ister. Kadın kabul etmez bunu. Kadın “Atana diyem seni, helak ide!” der. Oğuz Han’ın ilk karısına yaklaşmadığını gören Kara Han, diğer kardeşinin kızını da ona nikahlar. Aynı olay ikinci eşinde de yaşanır. O kadın da tek Tanrı inancını kabul etmez. Bu yüzden Oğuz Han, ona da yaklaşmaz. Bu durumda Oğuz Han’ın başka bir amcasının kızıyla nikahı kıyılacak olur. O kıza Oğuz Han tek Tanrı inancını tebliğ ettiğinde kız kabul eder. Oğuz Han da onu sever, onunla eş olur. Kara Han, ilk iki gelinine “Oğuz niçin onu daha çok seviyor; bunun sebebi nedir?” diye sorar. Fırsattan istifade ilk iki gelin, Oğuz Han’ın atalarının dinini terk ettiğini, tek Tanrı inancı taşıdığını söylerler. Buna sinirlenir Kara Han. Kardeşleriyle durumu istişare eder. Karar, Oğuz Han’ın öldürülmesidir. Bu sırada Oğuz Han avdadır. Üçüncü eşi kararı öğrenir öğrenmez, Oğuz Han’a gizlice haber gönderir. Oğuz Han böylelikle babası ve amcalarıyla uzun yıllar sürecek bir savaşın içine girer.

Oğuz Kağan tek Tanrı inancına nasıl ulaşmıştır? Henüz bebekken bu inanca sahiptir o. Adeta bu inanç için doğmuştur. Mesela annesi “kafir” olduğu için onun sütünü içmez. Annesi buna çok üzülür. Defalarca rüyasında oğlu kendisine “İy benüm anam! Eger Tengri’ye tapup Tengri’yi sevicilerden olursan senün südini emerem.” ihtarında bulunur. Kadın bunu yaptığında hem kendinin hem de oğlunun öldürüleceğini bildiğinden önce kabul etmez. Bir yandan da oğlunun süt emmemesine dayanamaz. O yüzden gizlice Müslüman olur. Bebek annesini emmeye başlamıştır. Oğuz Kağan’ın bu iki hikayesi aslında onun hayatının tevhit mücadelesiyle geçtiğini gösterir. Dünyayı değiştiren bir mücadeledir bu. Ayrıca bu, Türklerin ilk kez tarih sahnesine çıkışıdır. Türklerin tarihte etkin rol alışıyla tevhit inancı arasında kurulan bağ bu şekilde Oğuz Kağan’la başlar.

Uygur Oğuznamesi’nde Oğuz Kağan’ın evliliği mitolojik bir şekilde anlatılır: “Oğuz Kağan bir yerde Tanrı’ya yalvarmakta idi. Karanlık bastı. Gökten bir gök ışık indi. (…) O ışığın içinde bir kız var, yalnız olarak oturuyor.” Belki de bu mitolojik anlatım, amcasının kızıyla evlenmeye dönüştürülmüştür Müslüman yazarlar tarafından. Zira Necati Demir’in verdiği bilgiye göre Türkler arasında akraba evliliği yapılmaz. Ama bu da Oğuz Kağan’ın doğuştan tevhit inancına sahip olduğu gerçeğini zedelemez. Çünkü ışık altındaki kız nereden gelmiştir? Onun da Tanrı’nın işi olmadığını kim, nasıl iddia edebilir?

Oğuz Han’ın ilk iki eşiyle değil de üçüncü eşiyle birlikte olması sadece inanç konusuyla açıklanamaz. İlk iki eşi, rahatlıkla Kara Han’a Oğuz Han’ı ispiyonlamıştır. Oğuz Han onlara tek Tanrı inancını teklif ettiğinde de ikisinin tavrı “Atana diyem seni,” şeklinde olmuştur. Yani kocalarını değil, kocalarının babasını esas almaktadırlar. Oysa Oğuz Han kayıtsız şartsız güveni, sadakati, sevgiyi istemektedir. Din, en temel duygumuz olduğu için de Oğuz Han oradan girmiştir mevzuya. Eğer dinini eşi için değiştiriyorsa, o kadın eşine gerçekten sağlam bağlarla bağlanmış demektir. Onun saygısına inanılır, güveniyle hareket edilir, sevgisiyle mutluluk yakalanır. Öbür türlüsü, Oğuz Han’ın ilk iki karısında olduğu gibi haset, kin, pusu ve ihanet demektir. Oğuz Han, dünya imparatorluğuna giden yolun aileden, doğru insanları seçmekten geçtiğini bu şekilde göstermiştir.

Oğuz Han’ın ilk savaşını babası ve amcalarıyla yapması da manidardır. Uygur Oğuznamesi’nde Oğuz Han ilk mücadelesini ormandaki canavarla verir. Yine sembollerle dolu bir hikayedir bu. Canavarı, ayıyı, doğanı öldürür. Becerikli ve çok akıllıdır. Yem hazırlar canavara. Onu tuzağa düşürür. Babasının canavar, amcalarının doğan ve ayı olduğunu düşünmüş olabilir Müslüman yazarlar. Tevhit mücadelesinde çok tanrılı dinlerle savaşmak diye de yorumlanabilir. Oğuz Han’ın ilk, babasıyla savaşması psikanalisttik yöntemlerle de çözümlenebilir. Meşhur “oedipus kompleksi” meselesi. Babayı öldürmeden kendisi olamayan erkek gerçeği. Bu ölüm manevi/düşünsel/psikolojik boyutta gerçekleşir. Babanın egemenliğinden çıkmadan kendi egemenliğini kuramayan, diğer bir değişle babasının gölgesinden kurtulmadığında baba olamayan erkek, Oğuzname’de derinlemesine işlenir.

Acaba birileri çıkacak da Oğuzname’lerde anlatılan bu hikayeleri farklı disiplinler açısından çözümleyecek mi? Dede Korkut’a yönelik bu tür çalışmalar yapılıyor. Oğuzname’ler ihmal edilmiş gibi. İlk önce Oğuzname’leri Türk boylarının isimlerinin sayılmasından ibaret görmeyi bırakmak gerekiyor. İkincisi, Oğuzname’leri israilliyat sayıp itibardan düşürmek büyük bir imkanı tepmek manasına gelir. Sonuçta Tevrat’tan bilgi ve olay alınırken de dönüştürmeye tabi tutulmuştur. Bunun anlatı sanatı açısından önemi vardır. Oğuzname’lerdeki dil özellikleri, sanatsal yönleriyle desteklenerek incelenmelidir. Necati Demir’in yayına hazırladığı, sözlük, ön söz ve makaleleriyle daha anlaşılır kıldığı, Ketebe Yayınları arasından üç cilt halinde çıkan on yedi Oğuzname, bu ve benzeri daha birçok çalışma için bulunmaz bir kaynak.

Yorumlar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...