Seyahatname yazma geleneği Türk ve dünya edebiyatının en eski türlerinden biridir. İnsanlar seyahat ederler ve gezip gördükleri yerler hakkında izlenimlerini yazarlar. Buradaki amaç hem kendi duygu ve düşüncelerini paylaşmaktır hem de gezilen yerleri tanıtmaktır.
Türk edebiyatının ilk seyahatnamesi Seydi Âli Reis’in Mir’atü’l-Memalik adlı kitabıdır. Bu türün bilinen en önemli eseri Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sidir. Bugün bile ilgiyle okunan bu eserin bu türün gelişmesinde büyük etkisi olmuştur.
Hece Yayınları arasında çıkan Pasaport Lütfen kitabı Mustafa Everdi’nin gezi yazılarından oluşuyor. Birçok türde kitapları bulunan Everdi böylelikle külliyatına seyahatname de eklemiş oldu.
ÇİN’DEN MİDİLLİ’YE
Gezilen yerlerin kitaptaki dizilişinde bölgesel ya da tarihsel bir sıralanış yok. Bölümler gezilen yerlerin adı ile anılmış. 15 bölüm halinde gerçekleşen bir dünya turundan bahsedebiliriz. Bir tarih aralığından bahsedecek olursak 2012’de Çin gezisi ile başlayıp Eylül 2024’teki Midilli Adası gezisine kadar süren bir macera bu. Keyif alınıyorsa her gezi bir maceradır. Everdi’nin cümlelerinden de bu keyif halini anlamak mümkün.
Sadece gezip görülen yerleri tanıtan sıradan bir gezi kitabı değil Pasaport Lütfen. Karşımızda edebiyatçı ve hukukçu bir kimlik var. Ülkeleri, şahit olunan olayları ve uygulamaları böylelikle daha geniş bir perspektiften değerlendirme şansımız oluyor.
Kitapta; Midilli Adası, Amerika, Almanya, Mısır, Fransa, İspanya, Portekiz, İsviçre, Sırbistan, Kuzey ülkeleri, İngiltere, Hindistan, Orta Avrupa, Özbekistan, Çin, Moğolistan,,, gibi ülkelere yapılan gezilere dair yazılar yer alıyor.
Mustafa Everdi’nin maşallahlık bir direncinin olduğunu söylemek istiyorum. Sayarken bile yorulduğumuz bir dünya coğrafyasından bahsediyoruz. Örneğin; Kuzey ülkeleri gezisi bir hafta sürmüş. Gezilen ülkeler; Hollanda, Almanya, Danimarka, İsveç, Norveç, Belçika… Her ülkeden ayrı bir tat ayrı bir koku yakalıyor yazar kendine göre. Sıradan bir anlatımla değil, şehirlerin kendine dokunan yüzleriyle yapıyor bunu.
Şehri sevmek için şehre kalbiyle bakmak gerekir. Gözün gördüğünü gönlün de görmesi lazım. Böyle olunca şehir daha bir canlanır insanın gözünde. Mustafa Everdi gezdiği yerleri sadece bir mekân olarak görmüyor. Orasının ruha dokunan yanlarını da hissetmek istiyor. Bir bakıyoruz Tahrir meydanında tekbir getiriyor, daha sonra çok uzaklara gidip Çin Seddi’nin üzerinde sisler içinde tarihe doğru bir yolculuğa çıkıyor, İsveç’i ve İsveçlileri sevmek için güzel bahaneler ararken buluyoruz Everdi’yi ya da Hindistan’da Türk izlerini arıyor Tac Mahal’in gölgesinde.
Tarihi bilgiler, geçmişten günümüze uzanan derin tahliller, duyguların yer yer göklere yükseldiği heyecan dalgası sık sık karşımıza çıkıyor gezerken. Özellikle milli ve manevi değeri yüksek şehirlerde bu duygu seli daha çok hissediliyor.
“Taşkent’ten sonra Semerkant huzur şehrine dönüşüyor. Taşkent gibi kalabalık ve trafiği yoğun değil. Emir Timur, başkent yapıp eserlerle süsleyince dünyanın en güzel şehirlerinden biri olmuştu Semerkant. Hâlâ öyledir.” (s.267)
Mustafa Everdi’nin Pasaport Lütfen kitabı, seyahate çıkmak isteyenler için ehil bir elden çıkmış rehber bir çalışma olarak yeni yolcularını bekliyor.

Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.