Menü

Geri

EDİSYON   :

TRTRENENARARFRFRRURUURUR
26

Bildirimler

Suavi Kemal Yazgıç’ı tanıdığımda ben memurluğu yeni bırakmıştım. Yazgıç’sa sanırım öğrenciydi. Mahçup bir edayla yayınevine gelir, otururdu. Gözleri yerde. Aradan uzun yıllar geçti. Suavi Kemal mezun oldu, bir yandan maişet derdiyle uğraşırken bir yandan da yazılar, şiirler yazdı, kitaplar yayımladı.

Bundan beş yıl önce imzalamış Heves’ini (Profil Yayıncılık) şair. Kitabı o zaman okumuş, notlarla beraber kitaplığıma kaldırmışım. Geçenlerde bir vesileyle elime geçince tekrar okudum ve bir yazı yazmaya ‘heves’ ettim.

İstanbul doğumlu (1972) Suavi Kemal. Balkan Savaşı’nda Makedonya’dan Türkiye’ye göç eden bir aileden. Hikâyeleri, şiirleri ve eleştiri yazıları dergilerde yer bulan şairin yayımlanmış şiir ve hikâye kitapları var.

Suavi Kemal Yazgıç

Gelelim Heves’e. “Hayatımda ne varsa şiirimde o var” diyen şair, hem yaşayıp hem de yazmış. ‘Heves’, aynı zamanda Yazgıç’ın okuma-yazma serüvenini özetleyen bir sözcük olması bakımından önemli. Bizim gibi hayata yenik başlamışlar tayfasından Suavi Kemal. Kitabı yalan dünyaya yenik olarak adım atan şairi, şairin o dünyada bir ‘heves’ olan hayatını resmediyor. Özet çıkarmak gerekirse, parmağa şiir yazıyor Yazgıç; şiiriyle dua ediyor, konuşuyor; tahkiyeye yöneldiği oluyor. Bütün bunları yaparken sadelikten ve basitlikten güç alıyor. Gücünü oluşturan basitliği kelime oyunlarıyla zenginleştirip, kendi felsefesiyle derinleştiriyor. Şiiri bir ‘heves’ mesabesinde tutuyor. “bellidir bir parabellumun anlatacakları” deyip sınırını çiziyor ve o sınırları zorluyor. Bazen yola güzellemeler düzüyor. Baharın baharatından bahsediyor, üveyiğin üveyliğinden. Kimi Yeryüzü Notları gibi geniş başlıklar kullanıyor, mesafeleri ölçüyor. Hayatın bir nefeslik oluşuna dikkat çekiyor. Bütün bunları yapan bir sanatkâr o, hükmen mağlup bir yolcu, arka sıralardan bir şair.

Kitaba dönersek, 88 sayfaya yerleştirilmiş 41 şiirden oluşan eserine Münacaat’la başlıyor şair: rabbim bana bir cümle /…/ kulluğumu hatırlatan bir cümle (s. 11). Din için, saum, salat, hac, zekât ve kelime-i şehadet için bir cümle: İkra! Ve naat: efendime yetişmek için bir adım /…/ efendimi yaşamak için kaç ben (s. 13).

Noktalama işaretleriyle oyalanmıyor; sadece yazıyor; düz, sâde.

Eleştirel yaklaşım hemen hemen her şiirinde görülüyor: ... ülke heykel çölüyken / kuşlara düşer / fani olanları işaretlemek (s. 21). Veya “biz bir ‘ah’ ettik mi / karşıki dağlar alışveriş / merkezi olur / ya da toplu konut kooperatifi” (s. 24).

“ve bir yalan daha yürürlüğe girer / bilmem kaç sayılı resmi gazetede” (s. 38) gibi dizeleri bizi şairin siyasal yanına gönderiyor. Hayatımızda ters giden şeyler olduğunu görüyor, gördüğünü işaretliyor, eleştiriyor, hicvediyor, yeriyor fakat umudu kesmiyor: diktatörlere inat / bahar bir sabah çıkagelir (s. 22).

Zur Judenfrage, bir Türkiye şiiri. Hüseyin’in Doğumunu Beyan Eder başlıklı şiiri Filistin’i işaret ediyor. Bir dizesi o bölgede bugün de yaşanılanları özetliyor: Hüseyin büyüdükçe / küçülüyor onu Hüseyin yapan dünyası. (s. 27).

Hayat denen kısa yürüyüşü ne güzel özetliyor: okuruz son şarkımızı / doğumla ölüm arasındaki yolda (s. 37). O yolda yürümek biraz da bedel ister: ki ayaklarının altındayız / baş tacı ettiğimiz yalanların (s. 38).

Şiirler arası geçişler yapıyor. Parmak İçin Mersiye’de kesik parmaktan söz ediyor, bir sonraki şiir Kaynama Noktası’na şöyle bir dize koyuyor: evin annesi kesik parmağını emer (s. 65).

Güzel benzetmeler var. “seküler dualar adıyoruz” (s. 23), “zekatı ödenmemiş / zekamızla” (s. 24) gibi.

Düz yazı ve tahkiyeye yakın duruyor bazı çalışmalarında şair. Örnek verilecek birçok şiir var. Mesela Yüzbaşı Hamdi beyi anlatan şiir. ‘Sosyal’ yazım biçimi da Yazgıç’ı da etkilemiş gibi. “Kandil İçin Sms, Hükmen Mağlup gibi başlıklar bunu gösteriyor.

“ve unuttuğum coğrafyanın ağırlığı / kırarken eklemlerimin kibrini” (s. 41) dizelerini okuyunca Süleyman Çobanoğlu’nun “Türkiye ağır yüktür kemiği çatırdatır” dizesini hatırladım.

İstanbul’un şairi Suavi, ‘çok gurbetli’, ‘çok bankalı’, ‘çok bulvarlı’, ‘çok yoksullu’, ‘çok telaşlı’ bir İstanbul’un.

Yarım kalan bir şeyler var. Hayat, yaşamak, sevmek, mutluluk hatta mutsuzluk: bir suskunluk payı düştü / okuduğumuz kitaplardan (s. 71).

“ve babam ölünce / baba olmak bana kaldı / tüm cehaletimle (s. 77) dizeleriyse çaresiz kalışımızı resmediyor felek karşısında.

‘Ve’yle başlayan dizeler ve kelime oyunları sıkça başvurduğu yöntemlerden. “nasıl bihaberdin nasıl bir haberdin” (s. 16), “bir ben var sanıyorum / bir ben var sayıyorum” (s. 19), “zekâtı ödenmemiş / zekamızla” (s.24) , “kararan aklığına” (s. 60), “… şiire bulaşan / şiirle buluşan … (s. 60) örneklerinde olduğu gibi.

Güzel dizeleri de not almışım: “kuytularda tazelenen bir rüyaydın” (s. 16), “yağmur değmiyor yaralarımıza” (s. 17), “değil mi ki / bir damla su ararken / göllerde yittiniz” (s. 47), “bir çiçek açarken neyi getirirse dünyaya / yanımda onu götürmek istiyorum” (s. 51), “bir sigara içimlik balkonda mültecidir” (s. 65).

Yazgıç’ın şu sözünü de bir kenara not etmişim: Düzyazısını olgunlaştıran şairin şiir dünyası derinlik kazanır.

Dizelerle vereyim son mesajımı: “yolcu yolun evladı /…/ yol yolcunun yanlışlarını yontar” ve “zamanla her yolcu / yürüdüğü yola benzer” (s. 14-15).


Acısıyla kardeş olanların hikâyesi

Okur-yazar Türk kadınının kaderini derinden etkileyen 28 Şubat döneminin romanı, hikâyesi yazılmadı. Yazılan yok mu? Yıldız Ramazanoğlu’nun İkna Odası, Sibel Eraslan’ın Saklı Kitap’ı, Ahmet Kekeç’in Yağmurdan Sonra’sı ve İsmail Özen’in Karlı Bir Gece Vakti isimli kitabı hatırladıklarım. Dergilerden âşina olduğum Emine Batar’ın da 28 Şubat konulu bir romanı var: Karanlık Rüzgâr (Muhit Kitap). 2024’ün sonunda, bir toplantıda tanıştığım Batar’ın romanını 28 Şubat'ın yıl dönümünde okumak nasip oldu!

Eserindeki kahramanları andıran Batar, herhangi bir üniversitede geçen on günlük bir kesiti ele alıyor Karanlık Rüzgâr’da. Aktarım, ‘insan’la yapılıyor. İnsanı anla, olayları da anlarsın.

Yakın tarihimizin trajik dönemini mağdur edebiyatı yapmadan, arabeske yönelmeden ve siyasi dilden uzak kalarak aktarıyor Batar. Öğretmenlik de yapmıyor.

Romanda beş kişilik ‘kader’ arkadaşı gurubu var. Elif, Ayşe, Esra, Saliha ve Meral. Onlarını yanı sıra iki aktör daha yer bulmuş: Nesrin ve Ahmet. Onların beşliden farkı karşı tarafta olmaları.

Fragman romanları andırıyor eser. Kısa, iki sayfayı geçmeyen metinler. Her fragmanda bir isim var. Bölümün başlığını da o isim oluşturuyor.

Sanki 28 Şubat mağdurlarına birer defter verilmiş ve “Her şeyi bu deftere yazın” denmiş. Defteri en kabarık olan Elif. Onu Saliha takip ediyor. Peşlerinden Esra, Ayşe ve Meral ve ‘karşıdakiler’ geliyor.

Devir 28 Şubat devri. Baskı yükselmiş, çocuklar çaresiz. Yaşananlar ortada ve sorgulama hep var. ‘Öteki’ olarak görülenlerin hissettiği şu: Ben de sizin kadar özgürüm (s. 6). Oysa özgürlük kolay değil. Hele başın örtülüyse. Aşağılamalar, psikolojik baskı, kanun şiddeti vs.

Kahramanlara bir bakalım. Ayşe’nin şairliği var. Durumunu dizelerle anlatıyor: Sen yarın zenci olacaksın / … / Ve kanunlar seni / Siyaha boyayacak (s. 8). Konuşmak istiyor Esra. Çünkü “… konuştukça sökülüyor yumak ve gittikçe karmaşık bir ip yığına dönüşüyor” (s. 9). Elif karamsar: Bugün beni olduğum gibi kabul etmeyen ülkem, birazdan bana sırt dönecek (s. 18). Saliha, "Bizi sürü yapmak istiyorlar" (s. 29) düşüncesinde.

‘Karşı’dakiler emir kulu pozisyonunda. “Başımızdakiler ne derse o” diyerek rahatlıyorlar. Onların Müslümandan beklediklerini Ahmet annesinden istiyor: Sen namazını kıl, orucunu tut. (s. 72).

Kızlar içine düştükleri karmaşayı, kendilerini, çevrelerindekileri, ailelerini yani her şeyi sorguluyor. Ruhi olarak iyi durumda değiller. İkna odaları iki yönlü. Biri üniversitede, diğeri evde. “Diren kızım” diyen de var tersini söyleyen de.

28 Şubat sonrasının cevabını Elif veriyor: Kendim yok artık (s. 81).

Elif’in hikâyesiyle çıkmıştım yola. O yol beni çabuk unutulan bir döneme götürdü. Ben unutmadım, unutmayacağım ve tekrar aynı kötü günler yaşanmasın diye dua edeceğim.


Yorumlar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...