Türkan Saylan çağdaşlığı

00:0014/04/2007, Cumartesi
G: 28/08/2019, Çarşamba
Özlem Albayrak

O''nu hepimiz iyi tanıyoruz. Bir akademisyen, bir doktor, Cüzzamla Savaş Derneği ve Uluslararası Lepra Birliği kurucu üyesi, kanserle mücadeleden sağ salim çıkmış bir hayat inatçısı, kızların eğitimi için çalışmalar yapan bir aktivist. Hatta, Bianet''in Ocak ayında Cumhurbaşkanlığı''na aday gösterdiği üç kadından biri.. Bunca tafsilata rağmen tanıyamadınız mı? ''Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği''nin kurucusu ve başkanıdır'' desem...Bildiniz, konumuz Türkan Saylan.Prof. Saylan''ın bu dernek vasıtasıyla

O''nu hepimiz iyi tanıyoruz. Bir akademisyen, bir doktor, Cüzzamla Savaş Derneği ve Uluslararası Lepra Birliği kurucu üyesi, kanserle mücadeleden sağ salim çıkmış bir hayat inatçısı, kızların eğitimi için çalışmalar yapan bir aktivist. Hatta, Bianet''in Ocak ayında Cumhurbaşkanlığı''na aday gösterdiği üç kadından biri.. Bunca tafsilata rağmen tanıyamadınız mı? ''Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği''nin kurucusu ve başkanıdır'' desem...

Bildiniz, konumuz Türkan Saylan.

Prof. Saylan''ın bu dernek vasıtasıyla varolmuş bir kadın olduğunu söyleyecek kadar hakkaniyet duygusundan nasipsiz değilim elbette, ama gelgelelim ÇYDD olmasaydı ve Saylan''ın dili de İslam inancına, toplumun değer yargılarına, Cumhuriyet mirasına yönelik tehlikelere (!) karşı böylesine yalın kılıç dönmüyor olsaydı, herhalde tıbbi çalışmaları da, topu topu bin kişiye burs verdiği bilinen derneğinin “kızları da alın okula” çalışmalarına gösterilen ilgi de bu derece ''yoğunlaştırılmış'' olmazdı; medyanın çok sevdiği o romantik ''kanseri hayata asılarak yendim'' tefrikalarına nesne seçiminde de, şahsiyetlerine böyle gözle görülür bir torpil geçilmezdi.

Medya “kanseri altetme-ölüme nanik yapma” mevzularına hep alaka duymuştur ama, kanseri yenerek direncini, gücünü, cesaretini kanıtlayanın “kim” olduğuyla daha çok ilgilidir, bilirsiniz. Ya Ufuk Güldemir gibi zaman-koşul-çıkarlar değişimi sonucu eski solculuğu, ekstrem ve elegan zevklere dönüştürmeyi başarma, basın elitine dahiliyet oranında kanseriniz kıymetlenir, ya Türkan Saylan gibi Cumhuriyet''in cansiper bekçisi olmanız yahut başka alanlarda ''medya ilgisine mazhariyet'' kriterleri taşımanız beklenir.

Bir hususiyeti daha var ama Saylan''ın; bu toplumun öteden bu yana taşıdığı/içselleştirdiği/önem atfettiği manevi değerleri, kutsal saydıkları sözkonusu olduğunda saldırganlaşıyor; mesleki çalışmalar ya da ''ideoloji hassasiyeti'' noktasına dokunmayan diğer mevzulara yaklaşımdaki nezaket, dikkat, kadın zarafeti gidiyor, yerine ''öteki''ne karşı mevzi silahları kuşanan, eleştiriyle hakaret sınırını ihlalde beis görmeyen bir dil geliyor.

Öyle bir dil ki bu, muinini Cumhuriyet değerleri adına savunduğu kavramların anlamlarıyla çelişkiye düşürecek derecede bir gözükaralık olarak endam ediyor. ''Din''i, ''dogma'' olarak kodlayan ve bilimsel bulmadığı için reddeden Saylan, Muhammet isminden, -herhalde peygamber çağrışımı nedeniyle- rahatsızlık duyduğunu uluorta söyleyebiliyor. Bir isim, koca Prof.''u tandans yargıcı yapıyor.

İrticacıları, hayatta olmayan tarihi bir kişiliğe şikayet edip, kabrini bir tek mum yakılmadığı eksik kalmış tekkeye çevirmeyi bilimselliğe aykırı bulmuyor; ama manevi şahsiyetleri vasıta kılarak yaradana dua etmeyi ''hurafe'' sayıyor. ''Bu ülkede başörtüsü sorunu yoktur'' diyerek, çağdaş siyaset anlayışına, demokratik mücadele geleneğine rağmen; ne ampirik bilgiye ne hukuka sığacak, gayet despot, gayet mücbir yöntemlerle problemi yok saymakla meselenin halledilmiş olduğuna inanç getirebiliyor.

Türkan Saylan''ın bale ile namazı karşılaştıran ve bundan bale lehine bir çağdaşlık ölçütü çıkaran tavrı da aynı anlayışın doz aşımına uğramış uzantısı. Bilim insanlarının, Türkiye''nin hiçbir üniversitesinin en başarılı ilk 500''e girememesini hiç kafaya takmayıp, bilimselliği saçı açık okumakla, çağdaşlığı da ''bale'' yapmakla tanımlamasına alışkınız.

Hiçbir zaman, toplumun yüzüne karşı söylenemese de, içten içe bir çağdaşlık ölçütü sayılan “evlilik dışı ilişki”, “gönlüne göre cinsel hayat” ilkesi uyarınca; rivayet odur ki, Türkan Saylan''ın burs almak için ÇYDD''ye gelen kız öğrencilere, kadın-erkek ilişkilerinde esnekleşmeleri yolundaki şakaları da, aynı kaynaktan besleniyor.

Bu kaynak, örtünme ve sosyal ilişkileri düzenleyen ahlak kıstasları olan bir hayat nizamına gönüllü tabi olmuş, kurallarına riayet edeceğine ''ahdi misak''la söz vermiş kitleleri, bale ve benzeri kostüm rahatlığındaki sanatlara ilgi göstermemekle eleştirmeyi haklı çıkarmıyor ama.. İkili ilişkilerdeki ''tercih''lerini kendilerini sınırlamaktan yana kullananları eleştirmeyi de öyle.

Çünkü bu kapı, aklın açmaya yetmeyeceği bir kapı oluyor. Ve Türkan Saylan gibi, ''maneviyat'' meselesine, kalp mekanizmasının çalışma sistemine biraz olsun aşina olmayanları böyle elma armut kıyasına itebiliyor.

Namaz bir ''buluşma''dır oysa; dua ve ibadetin manevi hazzını barındıran ve içinde ''aşkın'' bir taraf da olan bir ahde riayet ritüelidir. Aklın algısına göre biçimlendirilmiş sistemlerin önerdiği bale ya da diğer sanatsal etkinliklerle falan ikamesi de biraz zordur.

Türkan Saylan''ın ''kalp'' metaforuna aklı ermeyen çağdaşlığından mümkünse, almayalım.