Ergenekon davasında tanık olarak ifade veren Emniyet Genel Müdürlüğü eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, 2000 yılında İstanbul'daki Hizbullah operasyonunda ölen kişinin Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu olmadığını iddia etti.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'de görülen Ergenekon davasının 187. duruşmasında tanık olarak çağrılan Emniyet Genel Müdürlüğü eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu ifade verdi. Orakoğlu, ifadesinde Hatay İl Emniyet Müdürlüğü yaptığı dönemde, Hatay'daki şehir kulübünde Adana Jandarma Bölge Komutanı olan Tuğgeneral Temel Cingöz ile il jandarma alay komutanının da katıldığı bir yemek yediklerini belirterek, 'Kapının önünde uzun boylu, yakışıklı, esmer bir kişi vardı. Ben Cingöz Paşa'nın koruması zannettim. Paşa 'Unuttuk onu' diyerek masaya çağırdı' dedi. Orakoğlu, 1991 yılında gördüğü bu kişinin daha sonra İstanbul'da operasyonda ölü ele geçirilen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu olduğunu öğrendiğini anlattı. Hizbullah örgütünün kuruluşuyla ilgili araştırmalar yaptığını, 11 yıl istihbarat ve terör şube müdürlüğü, 9 yıl da il emniyet müdürlüğü görevinde bulunduğunu ifade eden Orakoğlu, edindiği tecrübelerden dolayı Hizbullah, PKK ve Dev-Sol'un sanki bir yerlerden yönetildiğini gördüğünü kaydetti.
Orakoğlu, 2000 yılında İstanbul'daki Hizbullah operasyonunda ölen kişinin Velioğlu olmadığını iddia ederek, 'Ölü olarak ele geçirildiği iddia edilen Velioğlu'nun yüzü tanınmayacak şekilde kurşun izleri vardı. Yanındaki iki kişiye ise hiçbir şey olmuyor. Sıyrık bile yok. Hizbullah gizli servis gibi çalışan bir örgüt. Kaçıracakları için fetva veriyor. Kaçıran, sorgulayan, öldüren ve gömen ayrı bir ekip. Örgüt bütün arşivini İstanbul'a taşıdı. İstanbul'a gelince 3 kişiyi kaçırdı. Bunların kredi kartıyla villaya kapı siparişi veriliyor. Bu siparişten villa bulunuyor' diye konuştu. Bu operasyonda örgütün arşivinin bir kısmının yakıldığını belirten Orakoğlu, bunların Amerika'ya gönderilerek çözümlendiğini, Uğur Mumcu suikastını aydınlatacak belgelerin de ortaya çıktığını anlattı. Orakoğlu, şunları kaydetti: '60'lı yıllardan beri bazı cinayetlerin bir merkezden işlendiğine inanıyorum. Ergenekon'un, Hizbullah, PKK ve Dev-Sol'u kurduğu ve kullandığı görülüyor. Devletin içinde hem derin yapıyı, devleti kullanan grup var. PKK'nın da taşeron bir örgüt olarak kullanılması söz konusu. AK Parti iktidara geldikten sonra eylem yapmayan PKK, 2003 yılında eylemlerini arttırdı.'
Gazeteci Uğur Mumcu ve Çetin Emeç cinayetleri konusunada değinen Orakoğlu, "Uğur Mumcu'ya çok önemli bilgilerin bulunduğu bir dosya gönderiliyor. Uğur Mumcu, Özal'ı arıyor, görüşemeyince Eşref Bitlis Paşa'ya anlatıyor. Anlattığı sabah Mumcu'ya suikast oluyor. Bitlis Paşa da bir süre sonra şüpheli bir uçak kazasında ölüyor ya da öldürülüyor." ifadelerini kullandı. Dosyayı kimin getirdiğini sorusu üzerine Orakoğlu "CIA şüphesi var. Çetin Emeç'e de böyle bir dosya gönderildiği iddiası var." dedi.
Ankara'da 18 Aralık 2002'de evinin önünde silahlı saldırı sonucu öldürülen Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu'nun, MİT Müsteşarı olacağına kendisini inandırdığını dile getiren Orakoğlu, cinayetin ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu anlattı. Türkiye'deki önemli cinayetlerin izleri takip edildiğinde, sonucun sürekli İran'a çıktığını belirten Orakoğlu, 'Bu cinayetlerde Gladyo tipi yapılanmalara ulaşamazsınız. Cinayeti işletenler, şüpheleri, özellikle dini özellikleri ön plana çıkan devletlere yönlendirirler' şeklinde konuştu. Orakoğlu, 28 Şubat sürecinde ordu içinde PKK ile görüşen bir grubu tespit ettiklerini de dile getirdi.






