Yaprak Dökümü dizisinin 'sansar Oğuz'u' Tolga Karel'i şu sıralar yapımcılık heyecanı sardı. Rusya'nın 1876 yılında Çarlık döneminde yaptığı Çerkes soykırımını anlatan bir film projesi üzerinde çalışan Karel, yaşanan dramı gözler önüne serecek...
Babam bürokrat olduğundan hep devletin içindeydi ve bir dönemin en ideolojik polislerinden biriydi. Babamın yönlendirmesiyle uluslararası ilişkileri Fransızca okudum. Ama aslında küçüklüğümden beri konservatuar okumak ve hayatın görünmeyen taraflarını film yapabilmek istiyordum. Yaprak Dökümü'ndeki Oğuz karakteri de hayatın bir gerçeğiydi ve toplumda var olan bu karakteri özellikle jönlük vasıflarına sahip biri tarafından hiç yansıtılmadığını düşündüğüm için oynamayı kabul ettim.
İyi bir oyuncu her rolü yapabilmeli. Bundan iki üç yıl öncesine kadar aşk ya da toplumsal yaşamı ele alan dizilerde sadece iyiyi gösterme durumu vardı. Kötü karakterler hep çirkindi. Ben bu rolü kabul ettiğim zamanlarda kimse kötü karakteri oynamaya niyetli değildi. Ama artık öyle değil.
Kenan İmirzalioğlu Kabadayı filminde kötü bir karakteri canlandırdı.
Öyle mesela yine; Kıvanç Tatlıtuğ Aşkı Memnu'da kötü birini canladırıyor. Bir de dünyadaki bütün kötü karakterleri en iyi oyuncular oynuyor. Bir Good Father da Marlon Brando iyi bir adam değildir. Al Pacino, Jack Nicholsan gibi.
Duymadım çünkü benim farklı bir şirinliğim olduğuna inanıyorum halkın gözünde. Çünkü iki yıl içerisinde sadece Oğuz karakterini değil, Tolga Karel'i de gördü insanlar iyi veya kötü.
Kullanışlı bir yüzüm var.
Değilim çünkü Jön döneminin bittiğini düşünüyorum. Karakter oyuncusu olduğunuzda da fizyolojiniz önemli oluyor. Şizofren ya da iş adamı olsanız da şekil çok önemli ama salt yakışıklı olmak bir şey ifade etmez tabi ki. Yoksa manken ajanslarında çok yakışıklı insanlar var. Benim tercihim de on yıl sonra iyi bir karakter oyuncusu olmak. Her rolü yapabilmeliyim.
Çağan Irmak'la bir projem var. Orada 'Cenin'i oynuyorum fantastik bir film. Bir de Kanuni projemiz var. 10 Ekim'de başlayacağım “Geçit” diye bir sinema filmim var orada da komiseri oynuyorum.
İki yıl Türk olduğumu söyleyememiştim çünkü Fransızların en fazla dışladıkları ama onlarla da yaşadıkları iki ırk var; Türkler ve Araplar. İkinci sınıf vatandaş olma durumunu yaşadım.
Dışlanmayı etnik gurupların içine girdiğiniz zaman görüyorsunuz. Tipiloji olarak yaşamadım. Belki de bu beni Türklere benzetmedikleri içindir.
Evet bu projeyi son üç aydır araştırıyorum. Çerkes değilim ama Türkiye'de o veya bu şekilde Kafkasya'dan göç eden on üç milyon insan yaşıyor. Geçmişte üstü örtülmüş kabullenilmeyen bir soykırım var. Bu konuyla ilgili çok güzel anektotlar yakaladım.
Konunun dramatolijisi beni çok etkiledi ve Çerkes bir yakınımdan Çerkes soykırımı ile ilgili hikayeler dinledim. “Bu konuyu sinema filmi olarak değerlendirmek istermisin?” dedi. Sonra konuyla ilgili bazı seyehatlerim oldu. Bu olayları yaşamış Çerkeslerle konuştum ve beni çok etkiledi.
Çerkes Devlet Başkanı Türkiye'ye sürüldükten sonra hamallık yapmış. Ama bir zaman sonra devlet başkanı satatüsünde gömülmüş. Çerkeslerin bir dönem neden balık yemediklerini öğrendim.
Çünkü Ruslar ölenleri gemiden tahliye ettikten sonra “bırakın balıklara yem olsun demişler ve o günden sonra Çerkesler de balık yememiş.
Köklü bir kültürleri ve kendilerine ait dilleri var ama yeni jenerasyon bunu bilmiyor. Bütün Çerkeslerin ortak bildiği şey geçmişte ciddi bir soykırım olduğu. Mesela; Çerkesler Rusya'dan tasfiye için gemiye bindiklerinde daha yeni doğan bir bebek kadının kucağında ölüyor. Çocuğunu Ruslar tarafından denize atılmasın diye bir ay bebeğin çürümüş bedenini kucağında sallıyor ki toprağa indiğinde gömebilmek için. Bu yaşanmış bir hikaye ve büyük bir dram. Bunun dışında bir bardak su için kişilerin ağızlarındaki altın dişleri sökmüşler. 1 milyon insan gemilere bindirilmiş ama sadece 400 bin kişi Türkiye'ye gelebilmiş.
Bir çoğu soğuktan bir kısmı hastalıktan ve açlıktan ölmüş. Vaad edilen topraklarla o gemiye bindirmişler ve bu sözü de tutmamışlar.
Irk yüzünden yapılmış. Çünkü azınlıkların haklarının korunmaması hala devam ediyor. Gürcistan olayına baktığınızda da onu görüyorsunuz. Göç 1876 ile 1920'li yıllara kadar devam ediyor.
7 milyona yakın.
Tabi artık şekillenmiş yaşam stilleri oluşmuş ve bu ülkeye ayak uydurmuşlar. Ama bir bölümü çok tutucu. Mesela; Gürcistan Rusya savaşında, Türkiye'de yaşayıp Gürcistan'a savaşmaya giden Çerkesler var.
Başka noktalara dağılanlar var ama ağırlıklı olarak Türkiye'ye gelmişler. Özellikle Karadeniz şeridinde çok fazla çerkes var. Yine de Anadolu'nun her yerine bir şekilde dağılmışlar. Çünkü o zaman Abdülhamit dönemi gelmeleri için çağrıda bulunuyor.
1920'de sıkıntılı bir dönemdi Türkiye için. Rusya'dan çıktıklarında orada bir rejim değişirken Türkiye'ye geldiklerinde ise başka bir rejime geçmiş. O arada da istedikleri olmamış ve verilen toprak sözleri tutulamamış.
Evet mesela; Karl Marks diye bir gazeteci İngiliz gazetelerine makaleler yazıyor. Eşitlik istiyorlar. O ve onun arkadaşlarının destekledikleri fikir Rusya'yı genel anlamda kapsıyor. Marks bu soykırıma tanıklık etmiş ve birçok fotoğrafta belgelemiş.
Baktığınızda Almanya hala soykırımdan dolayı ciddi paralar ödüyor. Sonuçta bir tek orada soykırım yapılmadı. Bugün Afrikada'da bir benzeri yapılıyor.
Belki o dönemin imkanları ve şartlarıyla ilgili. Ama Yahudi soykırımında her şey daha çok belgelenmiş ama Çerkesler bunu belgeleyememişler. Zaten o dönemde Rusyada'da rejim değişiyor. Çarlık yıkılıyor yerine komünizm geliyor. Bir şekilde unutturulmuş.
Ruslar'da Çerkesleri gemiye bindirdiklerinde zor kullanmıyorlar. Çünkü ortada toprak vaadi var ama bakıldığında tamamen bir aldatmaca var. Şöyle diyorlar; “bizim paramız değerlidir. Çok yük almayın. O yüzden altınlarınız ağırlık yapar deyip parayla değiştiriyorlar. Ama Türkiye'ye geldiklerinde bir bakıyorlar verdikleri para tedavülden kalkmış.
Kafkaslardan geldikleri için köklerinde Şamanizm var ama Müslüman ve Hıristiyan olanları da varmış.
Antero Leitzinger “Sovyet Rusya'nın yıkılışına ve hatta günümüze kadar devam eden Müslüman ve Hıristiyan insanlardan oluşmuş bir topluma uygulanmış planlı bir soykırım olarak ele almalıyız.” diyor…_
Ben dinsel bir durum olduğunu düşünmüyorum. Irkla ilgili. 1870'lerden 1920'ye kadar sürmüş bu durum. Bence çarlık oradaki azınlıkları o topraklardan gönderip kendi ırkını getirmek istemiş.
Hala devam ediyor ki şöyle; 2002 senesinde Uğur Dündar bir geminin kaçırılışıyla ilgili bir haber yapmıştı. O geminin kaçırılmasındaki sebeplerden biri de Rusya'daki azınlık insanlarının haklarının verilmesi ve korunmasıydı.
Aslında Çerkesler dilleri ve kültürleri olan tek başlarına bir ırk. Hepsinde liderlik ruhu var ve bundan dolayı da lider çıkaramamışlar. Özlerine baktığınız zaman çok cesur insanlar. _Mesela; Shutsejuko Tseyko'nun Çar II. Alexander'a cevabı var:'Belki Kafkasya Rus olacak ama Çerkesler damarlarında kan aktıkça Rus Çarının kölesi olmayacaklar, sağken vatanımızı teslim etmeyeceğiz. Ölüm köle hayatından iyidir. Atalarımızın savaşçı şanına leke sürdürmeyeceğiz; 'Ya kahraman ol ya öl.'
Bu fim begesel gibi değil, sinema dili olacak. Gerçeklerden yola çıkılarak o dönemde yaşayan bir aileyi konu alacak. Dolayısıyla ince bir araştırma yapmak gerekiyor. Popüler birşey değil ama o dönemi yansıtacak devlet başkanı ve Karl Marks'ın da yer aldığı bir dönem filmi olacak. Bu filmin içerisinde sürgün, soykırım ve aşk var. O yüzden çok inceliyorum.
Kendim içinde rol alır mıyım bilmiyorum çünkü beni heyecanladıran daha çok hikaye oldu. İçinde olup olmamak ile ilgili bir derdim yok.
Evet Mesela; yönetmen olarak Çağan Irmak olsun istiyorum. Oyunculardan ise Çetin Tekindor.
Yahudilerin sinemayla ilişkileri gibi değil. Senarist ve yönetmenler var ama ilgili olup bunu filmini çevirecek olana rastlamadım. Benim kadar ilgilenene de rastlamadım. Ama şuna inanıyorum; Filmde anlatılacak olan hikayeye hiç bir Çerkes karşı çıkmaz. Çünkü onların da yaşadığı yakın tarih sonuçta. Dedelerinin ya da annanelerinin anlattığı hikayelerinin filmde gördüklerinde 'demek böylemiş' diyecekler. Bu da o döneme tanıklık etmiş Çerkeslerle istişare etmek ile olur.
Evet. Bu konuyla ilgili kitaplar var ve biraz içerisine girdiğinizde orada yaşam öyküleri çıkıyor. O kısımları Kültür Bakanlığı'nın arşivinden faydalandım. Ben bu filmin konu itibariyle yeni bir dönem başlatılacağına inanıyorum.
Dünyanın en büyük soykırımı olarak Yahudi soykırımı gösterilir ama kayıtlara baktığınızda aslında en büyüğü Çerkes soykırımıdır.






