
Şehit Kaymakam Muhammed Fatih Safitürk’ün babası Asım Safitürk'ün sarığından ve cübbesinden rahatsız olan İYİ Partili vekilin çıkışından sonra, iyice anladık ki dış görünüşünden dolayı insanları yargılayanlar hiç bitmiyor. Dünyanın en iyi öğretmeni, hekimi, sporcusu da olsanız bu tarz davranışlarınla ne yazık ki günümüzde de karşılaşıyoruz. Sakallı, şalvarlı, cübbeli olduğu için 25 yıldır kamuda var olma mücadelesi veren cerrah Salih Selman, tüm bu baskılara rağmen hem istediği hayatı yaşadığı hem de kendi işini yaptı. Toplumdaki ön kabulü Gerçek Hayat'a anlatan Selman, "Ben bu kıyafetle sadece camide, örtülü kadın sadece evinde olacak anlayışı hakim” ifadelerini kullanıyor.
Yakın çevrem hâlâ benim halimi beğenmiyor. Sanki beni görünce, daralıyor.
HASTA ÖLDÜ İMAM ÇAĞIRDILAR SANDIK
- Gelelim biraz da yetiştirilme tarzınıza. Nasıl bir aile yapınız vardı?
- Babam kurmay albaydı. Askerlik ve disiplin onun hayatına yapışmıştı. İlkokulda bile pazar günleri de dâhil olmak üzere sabah 7’de derse oturturdu beni. Bir gün bile akşam on buçuğu geçirdiğimi, sabah yedide yatakta olduğumu bilmem. Küçükken hareketli bir yapım vardı. Okumayı sevmiyordum. Annemin desteğiyle okula gidiyordum. İlkokul 5. sınıfta farklı bir hoca sayesinde okuma hayatım hareketlendi. Dersin sorusunu bilene çikolata veriyordu. Onun sayesinde dersi dinledim ve okumayı sevmeyen o çocuk, okul birincisi oldu. Annemin gayreti ve babamın disiplini etkili oldu burada. Annem başarılı olduğumu görünce, iyi bir okula verelim bunu dedi. Bütün okulların sınavına girdik. En iyi Saint-Joseph’in sınavını yaptım. Annem de fark etti bunu. “Niye bu okulun imtihanını iyi yaptın” dedi. “Çok geniş bir alanı var, oynarım diye düşündüm” dedim. Sekiz yüz kişi aynı anda voleybol oynayabiliyorduk, o kadar büyüktü. 8 sene orada okudum.
‘BABAMIN DİNDAR BİR TARAFI VARDI’
Annemin evlenirken fark etmediği bir dindar taraf vardı babamda. Sonrasında çok çatıştılar. Babam içki içmez, kadınlarla hiç konuşmazdı. Okulda seçmeli din dersine katılmamı isterdi. Babam vefat edince annem “bak baban öldü, o dersi boşuna alıyorsun” diyerek bırakmamı istedi. Babamın vasiyeti olduğu için bırakmak istemedim.
Saint-Joseph’te ahlak dersine Hayrettin Karaman Hoca gelmişti. Bir din görevlisini papazlarla kıyaslama şansım oldu onun sayesinde. O zamanlar sağ-sol kavgası vardı. O kavgalı ortamda papazlar insanlar birbirlerini kırmasın diye hiçbir zaman emek harcamıyordu. Hayrettin Karaman geldi, “Ahlak kitaptan olacak bir şey değil, madem bir fikriniz var, fikri en iyi savunanlar gelsin buraya, anlatsın, evvela bir elinizi sıkın” dedi. İlk defa bir insanın güler yüzle insanları tanıyıp barıştırma çehresiyle bir şey yaptığını görmüştüm. Bu beni etkiledi.
İÇLER ACISI DOKTOR MANZARALARI
Babam ölmeden önce bir arkadaşım gözüme taş attığından dolayı uzun süre hastanede yatmıştım. Karanlık odaya koyuyorlar beni, arada bir çıkartıyorlar, gözleri açılan hastaları görüyorum. Ben de o zaman doktor olmaya karar verdim. Doktorluğu o kadar kısacık bir pencerede görmüştüm, gözün açılması ve insanların mutlu olmaları. Fakat fakültede bunun böyle olmadığını gördüm. İktidar kavgalarının, para kavgalarının, birbirlerini yemelerin dehşet düzeyde olduğunu gördüm.
- Nasıl yani?
- Bir gün bir çocuğun bacağındaki yanığı tedavi ediyordum. Yarayı temizliyorum, ilaçlarını veriyorum ama oradan akan iltihaptan dolayı çarşafın değişmesi lazım. Personelden çarşafı değiştirmesini rica ettim. “Çarşaf yok” dedi. Ben de yeni doktorum, anlayamadım, üniversite hastanesinde her şey var, çarşaf niye yok. Şaşırdım. Bir süre sonra tekrar çocuğun yanına geldiğimde çarşaf değişmişti. Babaya sorduğumda para verdiğini söyledi. Ben de o sırada yeni profesyonel güreşi bırakmışım, öyle bir sinirlendim ki personeli nasıl kaptığımı hatırlamıyorum. Boğazını sıkıyorum. “Bana gücün yetti değil mi, burada ne kadar büyük paralar dönüyor, o işleri de düzeltsene” dedi. Rüşvetin yanı sıra başka birçok kötü örnekler de gördüm. Nöbetlerde kimin ne olduğu, alkol aldıktan sonra kimin ne yaptığı belli değil. İçkili ameliyata girenler mi dersin. Enteresan olan şu, Müslümanlar bir hata yaptığında yer yerinden oynar, ama orada olan olayların bir tanesi yansımaz, yansıtmazlar.
‘İMAM HATİPLİLER İLGİMİ ÇEKİYORDU’
Kolejliler de onları hiç sevmiyor. ‘Karaman’ soyadını duyduğumda yanına gidip İhsan’la tanıştım. Tahmin ettiğim gibi Hayrettin Karaman’ın oğluydu. Çok ahlaklı, çok çalışkan biriydi. Derslerinde ona yardımcı olurdum ama o benden daha yüksek notlar alırdı. “Biz imam hatipliler İslam’ı temsil ediyoruz” diyerek sabahlara kadar uyumaz ders çalışırdı.
- Bir gün Robertlilere sordum, “niye onları değil de beni içinize alıyorsunuz, sizin insanlık kriteriniz nedir?” dedim. “Onların paraları yok, onlarla bir yere gitmeye kalksak ne onlar zevk alabilir, ne paraları var” dediler. Bu benim için çarpıcı bir itiraf oldu. Bu taraf öyle değildi. Tam aksine, karı koca militan olan birileri vardı. Kocası vefat etmiş o dönem. İhsan’ın da çok güzel not tuttuğunu herkes biliyor. İhsan’a geldi, “Benim görüşümü biliyorsun, ama kocam öldü, benim çocuklarım var, para kazanmam lazım. Sen bu notlardan para almıyorsun, ortalığa bırakıyorsun. Bana versen de ben para kazansam, sana da bir yüzde versem” dedi. Para almadan notlarını o kadına vermişti.
Diğer imam hatipliler de vardı. Ara sıra onların yanına giderdim. Arabamla eve giderken onları da evlerine bırakırdım. Akşam namazı sıkıştığı için bir caminin kenarında durmamı isterlerdi. Ben namaz kılmadığım hâlde durup onların namaz kılmasını beklerdim. Namazın nasıl bir huzur verdiğini ilk defa onlarda gördüm. Allah da bana nasip etti.
Kolejden donanımlı gelince fakülte bana çok kolay geldi. Başka neler yapabilirim diye düşünüp duruyordum. Babam beni tiyatroya göndermediği gibi derslerime engel olur diye spora da göndermemişti. İyi bir spor yapma hevesim vardı. O yaştan sonra ne olur diye araştırdım ve güreşe başladım. Bir maçta düşüp kol kaslarımın arkası koptuğu için bırakmak zorunda kaldım. O zaman çok yanlış bir cümle kurmuştum İhsan’a. “Bu kadar gayret ettim, bir düşüşle Allah insanın elinden niye alıyor her şeyi” demiştim. İhsan kızarıp bozarmıştı, çok tehlikeli bir cümleydi.
Buldum. Beni önce Çapa’dan sonra Haseki’den de attılar. İslam’ı yaşayan biri, öğrencilere etkili olacak bir insan olmasın diye düşündüler. Hâlbuki Allah-ü Teâlâ beni gençlere hoca yapacakmış, işte bu kaderdir.
HAFIZLIK ALLAH’IN İKRAMI
Üç dil bilip Kura’n-ı bilmemek benim içimde ukdeydi. Birçok yerde mahcup olmuştum. Bir gün İsmailağa’dan bir hocanın ayağı rahatsızlanıyor. İlk defa Kur’an Kursu’nda bir hoca tedavi etmeye gidiyordum. Pansumana gittiğimde 6 yaşındaki oğlumu da götürdüm bir gün. Dini eğitim de veren özel bir okula gidiyordu çocuğum, oradan dolayı da 100 Hadis-i Şerif ezbere biliyordu. Hocanın da teşvikiyle oğluma hafızlık yaptırmaya karar verdim.
- Çocuklar hafızlık yaparken hocalar yanlış yaptıkları kelimelerin altını çiziyorlardı. Akşamları orayı tekrar ettiriyordum ki, benim de bir katkım olsun, ezberi sağlam olsun diye. Bazen dinlemeye gittiğimde çocuk orayı bilemeyince, iki kelime tabi, iyi biliyorum ben, hatırlatıyordum. Hocanın da dikkatini çekti. Bir gün gittiğimde “sen çok heveslisin, bi otursana buraya” dedi. Hoca okutturdu beni, “ne güzel okuyorsun, hadi devam edelim” dedi. Bu da bir kader. Hocaya öyle bir görev vermemişler, normalde hocalar kendi talebelerinden yılarlar. Bunu yapan hoca 18 yaşında, para versen kimse uğraşmaz öğrencinin babasıyla. Esasında o Allah’ın ikramı. 10 senede muayenehaneme gelip gittiler ve bana hafızlığı yaptırdılar.
‘HER ŞEYİ OLAN BİR İNSANIM’
VİDEO İZLEMEKLE OLMUYOR
Meyve de dağıtıyoruz ama herkesin gücü buna yetmiyor. Çikolata pratik oluyor. Atınca dağılmıyor. Karpuz getiren bile var. Genelde sağlıklı olan, meyvenin verilmesidir. Ne getirirlerse ben onları atıyorum gençlere. Meyve de koyan var, çikolata da. Ben de kimsenin kalbini kırmak istemiyorum. Belki de demem lazım. Gevşek davranıyorum bu konuda. Herhalde bir insanın bir şeyi sevdirmesi bilinçaltıma ilkokul öğretmenimden dolayı çikolata olarak yerleşti.






