
Bu başlık birçok okuyucuyu kızdıracak.
- Maskeli ateizm gibi öztürkçesi (!) varken bu gibi terimleri nereden bulursun? Yazılarını okumak için yanımda Osmanlıca''dan (!) Türkçe''ye sözlük bulundurmaya mecbur muyum? Artık yazılarını okumay''cam bilmiş ol!
Bu mealde ıldırık-iletileri (e-mail) sık sık alıyorum. Vâlâ Nurettin Merhum 1920''li yılarda Azerbaycan''da iken -yanlış hatırlamıyorsam- “Predikaz eledim, atkaz eledi” gibi cümlelerle karşılaşınca, “-canım niçin Türkçesi''ni kullanmıyorsunuz?” diyerek itiraz etmiş. Muhatapları “Türkçesi memenedür?” diye sormuşlar. -Teklif ettim, reddetti diyebilirsiniz! -Cevap: Teklif Türkçedüür? Redd Türkçedüür? Müntehâ siz arabîsini deyürsüz, biz Rusçasını” -Vâlâ Nureddin Merhum; Arapça kelimelerin artık Türkçeleşmiş olduğunu; Ziya Gökalp Merhum''un “Türkçeleşmiş Türkçedir”, “Uydurma dil yapmayız” çizgisinde heyecanla savunurken bir yığın daha “Osmanlıca” kelime kullanmış olacak ki, bu kez de şu alaylı cevabı almış: -Atan dilini danış!
İmdi ey “artık yazılarını okumuyom ve okumay''cam!” diyen sevimli okurlar! Ben “aç imdi aç nikaabını/ ko biryana hicâbını” türünden şarkıların henüz revacda olduğu, yaşıtım nerhûm Cinuçen Tanrıkorur''un da ben ve ikiz biraderim gibi; Merhum Asaf Halet Çelebi''ye imtisâl ile, Sûz-i dil-ârâ çocuğu olarak Nûr-i Siyah''a ağladığı, Merhum Mehmed Akif''in “kuduz ilhad” gibi deyimlerini anlayan “çocuklar”a sahip olan bir “nesil”den -pardon!- kuşaktanız. “Maskeli Tanrıtanımazlık” yerine arada “nikablı ilhad” gibi deyişleri de hoş görünüz.
İmdi sözün özüne gelelim: İnsanın; cevabından sorumlu olduğu çetin sınav sorusu “Yaratıcın kim?” değil, “Rabbin kim?”dir. Bu sorunun cevabı da “Allah Rabbimdir” tarzında basittir. Ne var ki bu cevabı Yeryüzü (Arz) sınav salonunda Amel Defteri''ne geçirmek gerekir. Yoksa “mülâkat melekleri”nin mülâkatında yalan söylemeye imkân yoktur.
“Nikablı İlhad”, “Üstün Irk kuramı”dır. Bu “maskeli ateizm”, Yaratıcı''yı da tanımaz. Ne var ki Tanrıtanımazlığını Marksizm Leninizm gibi açıkça söylemez, Allah adını bir “nikab” gibi kullanarak bu örtünün ardına üstün ırk görüşünün İblis çehresini yerleştirir. İbn Ziyad da Kûfe''ye İmam Huseyn olduğu zannını uyandıran bir nikab ile girmiş, Hükûmet Konağı''na kadar böyle gelmiş, tam bu sırada nikabını açarak önce şiddetli sözlerle, sonra doğrudan doğruya kamu gücü terörü ile, Yezid''e vekâleten Kerbelâ''yı hazırlamıştı. “Kûfeli” gafletinden bir türlü kurtulamayan çağdaş Irak''a da İmam Huseyn nikabı ile girildi: “İnsan hakları, demokrasi, hür dünya, Halepçe, Tâlebâni, Barzânî vs.” derken, bu nikaba Âl-i Osman dahî inandı. Sonuç ortada: Eyvâh! Bu bâzîçede bizler yine yandık! /Zîra ki ziyân ortada, bilmem ne kazandık?
Üstün ırk kuramının tekeli sadece Siyonizm''in elindedir. Ne var ki Siyonizm''in Tanrıtanımazlığı; “Tanrı” simgesiyle maskelenmiş, kamufle edilmiştir. Yaratıcı da, Rabb de, “Alemler''in Rabbi” değil, “ırkın üstünlüğü”nden ve “sürekliliğinden” soyutlama yolu ile elde edilmiş bir “simge”den ibarettir. Allah-hâşâ- “lâ mevcûde illâ hû” idrâki ile “Vâcib-ul-Vücûd”, ve “Vedûd”, “Rahman ve Rahîm” idraki ile “Rabbul-Alemîn” değil, bir “nikab”dan ibarettir: Bu nikab, egemenlik makamına oturma ânı gelince kaldırılır ve İmam Huseyn nikabının ardından İbn Ziyad çehresi çıkar: Irk üstünlüğü ve bu üstünlüğe dayanarak diğer insanları mutlak sömürme hakkı! “Üstün ırk firması”, başkalarına devredilmez, “Leasing”i de yoktur, ancak bu firmanın gönüllü ve bedava çığırtkanlığını yapacak olanlara “Franchising” peştemalı kuşatılır. “know-how” da mümkün değildir. Bir çırak haddini aşar da, Hitler gibi, Saddam gibi, ustasına baş kaldırırsa, defteri dürülür.
Vedûd, Rahmân ve Rabb-ul-Alemîn olan Allah''ın Arz''da ism-i A''zam mazharı olan Yüce Sevgili''ye bağlı olanlar, buna rağmen, Sevgi ve Adalet yolundan ayrılmaz, ellerine mum alarak, gündüz gözü, “Nikablı İlhad” sokaklarında dolaşarak Ishak, Yakub, Yusuf, Musa, Harun, Yûşâ, Davud, Süleyman, Zekeriya, ve Mesih''e delîl olan Yahya''nın kokusu gelen canları ararlar: Dey Şeyh bâ çerâg hemî-geşt devr-i Şehr/ K''ez dîv-u ded melûlem-o insânem ârzûst! (Dün, Şeyhimiz eline kandil almış, Canavara bağlananlardan ümîdi kestim, insanı arıyorum, özlüyorum! diyerek şehri dolanıyordu-Mevlânâ)
Yüce Sevgili''ye bağlı olduklarını söyleyenler de, mülâkat meleklerinin “Rabbin kim?” sorusuna muhatap olmadan önce bu soruyu bir de kendilerine sormalıdırlar. Yoksa, kabir başında bin kişi de “telkıyn” verse, bu mülakata “palamut” (yazılı kopya) götürülemez, “Fısıldayıcı”dan meded umulamaz, kendisi filan Sultan Palumat da olsa fayda vermez, ancak Yüce Sevgili''nin gönlüne girebilenler kurtulur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.