Şirret

00:007/02/2008, Perşembe
G: 29/08/2019, Perşembe
Rasim Özdenören

Şirret, yalnızca "Geçimsiz, huysuz, kavga çıkarmaktan hoşlanan, edepsiz" (TDK) biri midir? Yoksa bunlar da içinde olmak üzere bundan fazla bir şey midir?- o, ibda edici kafa yapısına sahip değildir, fakat ibdacı kafanın düşmanıdır- ibdacı kafaya düşmanlığını gizlemek ister, fakat başaramaz- muarızlarına baskın çıkmak ister……..Bir insan için dostlarının güvenini yitirmek ne acı! Bir zamanlar belki kendisine perestiş eden dostları –onların minik adamlar ve minik kadınlar olması önemli değil- ondan

Şirret, yalnızca "Geçimsiz, huysuz, kavga çıkarmaktan hoşlanan, edepsiz" (TDK) biri midir? Yoksa bunlar da içinde olmak üzere bundan fazla bir şey midir?

- o, ibda edici kafa yapısına sahip değildir, fakat ibdacı kafanın düşmanıdır

- ibdacı kafaya düşmanlığını gizlemek ister, fakat başaramaz

- muarızlarına baskın çıkmak ister……..

Bir insan için dostlarının güvenini yitirmek ne acı! Bir zamanlar belki kendisine perestiş eden dostları –onların minik adamlar ve minik kadınlar olması önemli değil- ondan umudunu kesmiş olduğunu bildirmeleri ve bu bildiriyi ilân etmeleri acı bir son değil mi?

O, kısa sürede bütün dostlarını yitirir. Yitirdiği dostları bir süre sonra ona öğüt vermeye kalkışır. Bir zamanlar onun buyruğunu bekleyen, onun bir buyruğunu yerine getirmek için kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırarak ortalıkta fink atanlar, işte şimdi, o günün geldiğini farz ederek eski efendiye öğüt vermeye kalkışabilir…

Şirret bunu görüyor, nasıl görmesin! O, şirrettir, belki icatçı bir kafaya sahip değildir ama, kalın kafalı da değildir. Belki biraz inatçıdır. Belki biraz kibirlidir. (Okuyucuyu buradaki birazlar üzerinde düşünmeye davet edebilirim.) Ama kimsenin sözünü dinlemeye yatkın değildir. O, kendisine verilen öğütleri daima kulak arkası eder. Çünkü o, kendisinin kafasından başka herkesin kafasının kalın olduğunu düşünür. Bu dünyada her şeyi bilen tek bir kişi varsa, o da, odur, başkası değil…

Bütün bu öğütlerin, akıl vermelerin boşa gideceğini, onun iyi niyetli etrafı bilmez. Onu bilen şirret kişinin kendisidir. Ne ki, söyledim işte, şirret, icatçı bir kafaya malik değildir. Geçimsizlik çıkartmaya ayarlı olan mizacının yarısı kadar düşünme yeteneği olsa, etrafında olup bitenleri görmemesi için bir neden yoktur. Fakat o, olup bitenleri değerlendirmeye adamamıştır kafasını. O, hangi fırsattan nasıl bir geçimsizlik sebebi bulabilir, gidişattan nasıl bir huysuzluk nedeni uydurabilir, bunların arkasındadır.

O, desise düzebildiği zaman mutludur.

O, hır çıkartabilecek bir bahane keşfedebildiği ölçüde mutlu olur.

Onun gıdası, sonu, sonucu, bitişi olmayan kavgalardadır. O, bir tek hır çıkartmayı bilir. Yalnızca hır çıkartması, onun nemalanmasına yeterlidir.

Kavga ortamı bulamadığı anda hırçınlaşır. Hırçınlaştıkça kavga çıkartma hevesi büyür.

Babam rahmetli karşısına çıkan şirrete "güneşe çık, gölgenle kavga et" derdi.

Ama hiçbir şirretin onu dinlediğini görmedim. Hiçbiri güneşe çıkmaya cesaret edemedi. Evet, gölgesinin üstünde tepineni gördüm, duvara yumruk savuranını, duvara toslayanını gördüm. Ama onların her birinin gözü güneşten kamaşmış olmalıydı. Bu yüzden, babamın sözünü dinlemektense, çemkirmeye kalkıştılar: "Sen çık güneşe" dediler.