"Anneannem Alzheimer hastası oldu. Bir gün hasta yatağında onu ziyaret ettiğimde zihni bir süre açıldı. Bana, "Evlat, ne yaparsan yap, sakın bir Katolik"le evlenme" dedi."
Bu sözler IRA sorununu çözen İngiltere Başbakanı Tony Blair"e ait.
Blair, "Bir Yolculuk" isimli kitabında, IRA sorununun çözümüne ilişkin önemli ipuçları veriyor.
Örneğin, "John Major"un barış girişimini tamamen destekleyerek, ona karşı kendimizi iki tarafı da destekleyen bir pozisyona getirdim" demesi gibi.
Blair"in anılarında beni asıl ilgilendiren taraflardan birisi, Protestanlar ve Katolikler arasındaki, "derin ayrışmayı" anlattığı bölümler oldu.
Blair"in Alzheimer hastası anneannesi, ölüm döşeğinde, "Sakın bir Katolik"le evlenme" derken, biz de şehit cenazelerinde acılı anneler, siyasilere, "Ne yaparsanız yapın, şu kanı durdurun" diyorlar.
İrlanda"da, "Sakın bir Katolik"le evlenme" diye vasiyet edilirken, biz de asırlardır süren Kürt-Türk evliliğinden doğan, "Ortak kanı, ortak canı" taşıyan milyonlarca insan var.
Blair"den bir alıntı daha yapmak istiyorum.
"Birlik yandaşları, milliyetçilerle sadece siyasi ve basit bir dinsel anlaşmazlık içinde değillerdi; müzikleri, konuşmaları, davranışları, doğaları farklıydı."
Biz de öyle mi? Kürtçe zılgıtın çekilmediği, lorke söylenmeden halaya durulmadığı bir düğünü düğün mü sayarız biz.
Yatakta karı koca, namazda aynı safın cemaati, kimimiz dünür, kimimiz kirve.
Boşuna dememişler etle tırnağız.
Bu derin ayrışmanın mimarları, 100 yıldır birbirinden adamlar öldürenler bir araya gelip, barışı sağladılar.
Bir asır boyu birbiriyle savaşanlar el sıkışıp, aynı kabinede bakan olarak yer alabildiler.
Ya biz...
Bu kadar ortak noktalarımız olmasına rağmen, biz bunu niye başaramıyoruz?
Benim güzel ülkem de barışı hak ediyor.
En çok barışa layık insanlar yaşıyor bu topraklar üzerinde.
Ama bunu bir türlü başaramıyoruz.
Büsbütün umutsuz değilim.
Hatta barışa olan inancım daha ağır basıyor.
Barışı yakalama adına umutlanabileceğimiz, yeni bir sürece girildi.
Ankara"da bir şeyler oluyor.
Özellikle de PKK şiddetinin tırmandığı bir sırada, örgütün kalabalık gruplar halinde Şemdinli"ye saldırıp, ülkenin doğusundan batısına şehit cenazelerinin gittiği bir sırada BDP milletvekillerinin Şemdinli"de PKK"lılarla buluşması, tüm sigortaları attırmıştı.
Daha önce, "Siyasetle müzakere, terörle mücadele" diyen, cumhuriyet hükümetleri döneminde alınamayan riski alıp Oslo"da PKK ile masaya oturulmasını sağlayan Başbakan Erdoğan bile, "BDP"nin yeri Meclis değil, Kandil"dir" noktasına gelmişti.
Hatta öyle ki, BDP milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması için düğmeye basılmış, 2 Mart 1994"te Zana"ların cezaevine götürülüş sürecini yaşayanlar olarak, eyvah demiştik.
Savaşın en şiddetli olduğu dönemler, diplomasinin de zirvede olduğu anlardır denir.
Tam öyle olmasa da bir çaba var.
Hem de devletin zirvesinden.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çankaya Köşkü"nde BDP"lileri kabul etti, önemli mesajlar verdi.
Meclis Başkanı Cemil Çiçek, BDP"lilere kapısını hiçbir zaman kapatmadı.
BDP"liler de bir inisiyatif alma çabası içindeler.
Daha önce muhatap olarak İmralı ya da Kandil"i gösterenler, "Muhatap biziz" diyorlar.
IRA sorunu Sinn Fein üzerinden çözüldü.
Bizde bir Gerry Adams çıkmadı ama BDP"lilerin çabasına bir şans tanımak lazım.
Bu ülke bizimse, akan kan bizim evlatlarımızın kanıysa, çareyi de biz bulacağız.
Oslo"da görüşmeler yapılabilir ama çözüm Ankara"da...
Cumhurbaşkanı Gül"ün BDP"lilerle görüşmesi, Başbakan Erdoğan"ın partinin önemli isimlerinden biri olan Mahir Ünal"a bu görüşmeyi yaptırması önemli jestler.
Hem devletin zirvesinin bu yaklaşımını hem BDP"nin çabasını destekleyip, güçlendirmemiz gerekiyor.
Ayrıca Kandil"den de BDP"nin konumunu güçlendirecek yeni işaretler var.
Murat Karayılan, BDP"nin rolüne ilişkin bir soruya, 4 Ekim tarihli açıklamasında, "Bu sorunun bileşenleri sorunu çözer. Ne PKK"sız ne İmralı"sız, ne de BDP"siz çözemezsiniz" yanıtını vermişti.
Yani BDP"nin altı o kadar boş değil.
Barışa her yaklaştığımızda birileri bunu bozuyor.
Devletin zirvesinde doğan yeni umudu boğmak için harekete geçenlerin olacağından da kuşkum yok.
Ama kana teslim mi olacağız.
Filipinler bile bunu başardı.
Biz niye başarmayalım?
Gerçekçi olmalıyız.
İçinde İmralı"nın, Kandil"in yer almadığı bir barışı tesis etmek zor.
Ama tarih sadece barışı sağlayanları yazacak.
Bunu başarabilme adına Ankara"da bir şeyler oluyor.
İmralı"da ne oluyor, onu bilmiyorum.
Ama fena halde de meraklanmıyor değilim.
Sanki oralarda da bir şeyler pişiriliyor gibi...
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.