Menü

Geri

EDİSYON   :

TRTRENENARARFRFRRURUURUR
26

Bildirimler

Bir materyalist için karanlıkların aydınlığa çıkması elbette ve son derece anlaşılır şekilde “şartların düzelmesi” meselesidir. Bu şartların sadece “fiziksel şartlar” olarak belirginleşmesi de anlaşılır bir şeydir.

Türkçenin büyük şairi Nazım, yeni nesil materyalistler gibi mağara kovuğundan çıkmış gibi davranmadığından “karanlıklardan aydınlığa çıkma” ameliyesinin Kur’an’da ve Kur’an’dan sirayetle tasavvuf edebiyatında nasıl konumlandığını bilir. Bu biliş de onu “karanlıklar” ve “aydınlık” kelimelerine götürür.

“Karanlıklar” çoğul, “aydınlık” ise tektir. Yani “zulumât” ve “Nur.”

Şöyle demiştir bir büyük derviş: “Hakikatle temasın yolu yanmaktır. Böylelikle Allah’a doğru atılan her adım bir aydınlanma haline gelir.”

“Nazım Hikmet nere, derviş nere?” diye sorma ki Nazım da kendi halince derviştir ama dervişin temas noktasına erişmediği ve/veya erişemediği için Ağa Camii’nin kapısında kalmıştır da bir türlü içeri girememiştir. Lakin mevzumuz bu mevzu değildir ve de mevzumuz hakikatin insana temasının yol açtığı sonuçlardır.

Dervişler hikaye anlatmayı pek sever. Hep “bir misal ile” anlatırlar dertlerini. Çünkü hakikate teması sağlayacak asıl şeyin “hafızayı tamam etmek” olduğunu bilir. Hafıza tamamlanacak ki savaşa giderken bir nehirle karşılaştığında o nehrin suyundan içmenin savaşı kaybetmek anlamına geleceğini bilsin.

Bela geldiğinde Eyyub gibi, saltanat geldiğinde İbrahim Ethem gibi, yokluk geldiğinde Şakik-i Belhi gibi, sultan geldiğinde Behlül gibi…

Ham bir şey söylediğimin ve haddimi aştığımın pekala farkındayım ancak dervişin yolu büyük oranda “hafıza ikmali” ile yürünür. Lakin mevzumuz bu mevzu da değildir.

Hafıza ikmali ve gönül serinliği ile yanmaya başlayan Adem kişisi karanlıkları aydınlığa çıkarmak için yürümeye başlar. Böylelikle yolun çapağından, keseğinden, yokuşundan kurtulur da muazzam bir düzlüğe kavuşur. Burada zihnin algoritması da muazzamlaşır: “Oldu mu? Olduysa güzeldir. Olmadı mı? Olmadıysa güzeldir.”

Dikkat isterim. “Olduysa zaten güzeldir, olmadıysa da güzeldir” değil. O “zaten” ve o “da” ziyadedir. Bulanıklıktır. Bulanık gönül ile aydınlığa erişebilemez insan.

“Şartların düzelmesi” değildir derviş için karanlıkların aydınlığa çıkması. Şartların önemsizliğidir. İnci ile mercanın inci ile mercan oluşuyla ilgilenmek değil de inci ile mercanın hakikati ile meşgul olmak.

Yine ham bir şey söylediğimin ve haddi aştığımın farkında olarak söylemeliyim ki yanmak, “yanıyorum” demekle olaydı bilcümle “artis” yanmayı kimseye bırakmazdı. Yunus Dedemizin “dervişlik şu da değildir, bu da değildir, şu hiç değildir, sen derviş olamazsın, sen zaten hiç olamazsın” deyip durması da bu “artis”lik ile ilgilidir. Yunus’un hırkaya, taca, şekle karşı olduğunu düşünen de ya dehridir ya densiz. Hırkanın da, abanın da, asanın da yeri bellidir.

Peki nedir karanlıklar ve nedir aydınlık?

Karanlıklar cehalettir, küfürdür, kibirdir, yalandır, şirktir. Aydınlıksa aydınlığın sahibidir.

Yol uzaktır. Menzili çoktur. Geçidi yoktur. Derin suları vardır. Amma ki yanarak yürümek cümle derdin dermanıdır. Çare yanmaktadır.

Allah. Eyvallah.

Yorumlar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...