Yaşam standardınızı karşılamada gelirinizin yetersiz kalmasına ne denir bilir misiniz; hayat pahalılığı.
Bu kavram, aynı çalışma ve aynı gayrete rağmen alışılan refah seviyenin gerisinde kalınmasını anlatır.
Hayatı ucuzlaştırmanın duruma göre iki yolu vardır. Prensip olarak birinci yola başvurulup fiyat artışı durdurulmaya çalışılır. Fiyat artışını duruma göre talep azılışı veya arz artışı durdurur. Yani enflasyonla mücadele illa talep yönlü olacak diye bir şey yoktur ama mesele illa talep yönlü ele alınır.
İkinci yol ücretleri artırmaktır. Yalnız devamlı ücret iyileştirerek de problem giderilemez. Hatta karmaşıklaşa da bilir. Ama bir iki artış yapıldı diye de hemen ücret-fiyat sarmalı yaygarası koparılmaz. Hele enflasyonla mücadele yetersiz kalıp ücretlerin iyileştirilmesi kaçınılmaz bir gereklilik halini alırsa bu tür teorilere ispat bile aranmaz.
Peki ücretleri toparlamak kaçınılmaz hale gelmişse iyileştirme neye göre yapılacaktır?
Hani şu ilk ayından güncellendiğini gördüğümüz beklenen enflasyona göre mi? Geçmiş enflasyona göre mi? Yoksa başka bir parametre mi?
Daha önce gelir vergisi dilimlerinin Türkiye’nin ekonomik bağlamından nasıl koptuğunu yazmıştım.
Trafik cezalarının gelirimize göre hangi akıldışı seviyelerde tayin edildiğini de tartışmıştım.
Tüm tarifelerde arıza var bir süredir.
Ben meseleyi tekrar bir baştan alalım diyorum. Ondan sonra parametre tartışabilir hale geliriz. Bu sene mi olur gelecek sene mi bilmem.
Ama evvela çalışanların ücretleri ve emeklilerin aylıklarını, açlık ve yoksulluk sınırlarına ve kişibaşı milli gelir referansına göre yeniden bir düzenlememiz lazım. Arızayı gidermenin başka yolu yoktur.
Ondan sonra geçmiş enflasyon mu, gelecek enflasyon mu, her neyse yeniden takip etmeye başlanabilir.
Ancak geldiğimiz noktada ülkedeki ücretlerin ve aylıkların neyi karşıladığını yeniden bir hatırlamak lazım.
Bağlamdan kopmuş bir değere enflasyon iyileştirmesi yapılsa ne olur, yapılmasa ne olur?
Hatırlatmak adına; kişibaşı gelirimiz satın alma gücü paritesine göre 37 bin dolar (yaklaşık 1.8 milyon TL), cari rakamlarla ise 20 bin dolar (yaklaşık 1 milyon lira), Türk-İş verilerine göre (Ekim) dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı aylık 124 bin TL, açlık sınırı 38 bin TL ve tek bir kişinin aylık yaşama maliyeti 49 bin TL’dir (Eylül).
Emekli aylığı 50 bin olur mu sorusu, bu değerlere göre afaki görünmemektedir. Ama olmaz. Çünkü bizde özne toplum değil, sistemdir.
Çünkü bizde hesaplar toplumun referans rakamlarına göre değil, sistemin referans rakamlarına göre yapılır.
Zaten mesele de anlayıştır. En azından iki referans grubunun uyumlanmasına çalışılmalıdır.
O yüzden de bir reset atmanın zamanıdır.
Bu reset atıldıktan sonra bir de arzı artırmak gerekir tabi. Onun da yolu adil ve demokratik bir finansman mimarisinden geçiyor. Yani katılım finanstan geçiyor.
KATILIM FİNANS PAYDAŞLIĞIN VE PAYLAŞMANIN KAPISIDIR
Arz kapasitesinin sağlıklı artırılması için sağlam bir temel aranıyorsa girilecek kapı katılım finanstır.
Diğer kapılar ya kapalıdır yahut da Kubrick’in Cinnet (The Shining) filmindeki gibi tuzaklıdır. Faiz, kumar, ekonomi aleyhine işlem ve enstrümanlar sıçrar üstünüze bu kapılardan. Bina edilecek arzın, esen sert bir rüzgârda yıkılacağı zeminler sunarlar.
Arz, Atlas’ın omzu gibi bir temele binerse yükselir.
İşte, bizim atlasımız paydaşlık ve paylaşmaktır. Ortak paydada buluşmaktır.
Ortak paydamız servetin zenginler arasında bir devlet olarak kalmayıp yayılmasını istemektir. Yayıldıkça çoğalmasını beklemektir.
Amma velakin bu işler hukuk ister nizam ister. Katılım finansın ise bir kanunu yok.
Katılım unvanının bile içi o yüzden boşaltıldı. Kanun yapılmasına mâni olanlar sağ olsun; iş döndü dolaştı emdikleri memeyi foncularla beraber koparmış oldular.
Açıkçası ihtiyacı gerçekten gören ve bir kanun yapılmasını isteyen Sn Cumhurbaşkanımızdı. Sektörü sektördekilerden daha büyük bir vizyonla okuyan da Sn Cumhurbaşkanımızdı.
Bu yüzden yalnızlığını sonuna kadar yaşattılar.
Hal yasası çıkar bu yasa çıkmaz, dedirttiler.
Bugün artık kanuna katkı vermek yerine karşı çıkacak kalmamıştır herhalde. Kaldıysa birileri bilinsin ki ben de buradayım.
Amma kanunu kim çıkaracak? Bugünün meselesi de bu. Kafalar fon krizinin gösterdiği sorunlarla değil, aktüeliyle meşgul.
Katılım finans, en başta Türkiye’nin ve sonra bölgenin ekonomik güveliği meselesidir. Her duruma karşı alternatif bir finansal mimari olma kapasitesi geliştirilmelidir.
Ve hayat pahalılığıyla sınanan Türk toplumunun refahı katılım finanstan geçmektedir.
Güvenliğimizi ele almak ve yaşam standardımızı biz belirlemek istiyorsak ilk yapılacak işimiz bu kanunu çıkarmak olmalıdır.
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.