"PKK/BDP değişirse çözüm kolaylaşır" diye noktalamıştım bir önceki yazımı.Kandil"deki savaş baronlarından sonra BDP Eşbaşkanını dinledikten sonra PKK/BDP canibinin değişmeye niyetli olmadığını gördüm.
O yüzden umudumu muhafaza etmekle beraber kalıcı çözümün hâlâ uzakta olduğuna inanıyorum.
Ne bu BDP"den bir şey çıkar, ne de bu BDP ile yol yürünür.
BDP"nin bizatihi kendisi sorunun bir parçası.
Düne kadar, "İrademiz İmralı"da!" diyen ve tek muhatap olarak Öcalan"ı gösteren BDP bugün kalkıp "Kandil"siz olmaz!" diyor.
Ha, bir de, Kandil"in yanına kendini iliştiriyor. "Biz de parti olarak muhatabız" diyor.
Bugüne kadar siyasi muhatap gibi davranmayan ve İmralı"yı tek adres olarak gösteren BDP bu kez Kandil"le beraber kendini dayatmaya çalışıyor.
Habur"dakine benzer bir siyasal şımarıklık örneğiyle karşı karşıya bulunuyoruz.
Buradan çözüme katkı namına hiçbir şey çıkmaz.
***
BDP, Kandil"den aldığı talimat uyarınca "İmralı süreci"ni alenen sabote etti.
Süreç içinde gelişebilecek sabotajlar konusuna dikkat çekerken asıl siyasî sabotajın BDP"den gelmesi manidardır.
Dün Silvan saldırısıyla Öcalan"ı İmralı"ya gömen Kandil, bugün bir kez daha BDP üzerinden Öcalan"ı tekrar boşa çıkarttı.
BDP"nin o sekter ve sorunlu dili bir kez daha karşımıza çıktı.
Demirtaş, İmralı"da Öcalan"la başlayan görüşme sürecini kendi kazanımları olarak takdim etti. Ne kadar yanlış, ne kadar tahrik edici bir dil!
O zaman sormazlar mı: Öcalan neyin karşılığında 1999"da Ergenekoncuların isteğine uyarak silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi ve silahların koşulsuz susturulması emrini verdi? Hadi Öcalan bu emri verdi diyelim, PKK hangi kazanımlar karşılığında bu emre koşulsuz uydu?
Hem hükümete "yenme-yenilme" anlayışıyla olaya yaklaştığı için suçlamalarda bulunmak, hem de hükümetin attığı çözüme dönük her adımı "kendi zaferiniz" olarak takdim etmek, bu kadar çelişkiye de pes doğrusu!
Demirtaş hükümete kredi açtığını söyleyen CHP liderine övgüde bulunurken Başbakan Erdoğan"a ve AK Parti hükümetine saygıdan yoksun, haksız ve düzeysiz suçlamalarda bulundu.
Ne ilginç değil mi?
Bu sorunun müsebbibi, bu sorunun çözümü için hiçbir adım atmaya yanaşmayan, Oslo müzakerelerini ve Habur sürecini ihanet-i vataniye olarak görüp eleştiren CHP"ye övgüler dizeceksiniz, ama bu sorunu çözmek için CHP"nin inşa ettiği devlet paradigmasını değiştiren ve demokratik adımlar atan AK Parti"ye de düşmanlık besleyeceksiniz, bu aklın Kürtlük"le alakasını kuran varsa beri gelsin!
Bu başka bir yoldaşlığın ifadesidir…
***
BDP yeni dönemde Kandil"in siyasetini esas aldığını gösterdi.
Kandil"in siyasetini özetleyen Cemil Bayık ne demişti:
"Sorun silah bırakma ve silahlı güçlerin mevzilerini terk etmesi gibi konursa, bu yaklaşım bir çözüm niyeti olmadığını gösterir. Çünkü bu tür sorunlarda önce siyasi konular müzakere edilir. Sonra silahlı güçlerin durumunun ne olacağı tartışılabilir."
Demirtaş"ın da tam olarak söylediği şey bu aslında.
Kandil adına Bayık"ın sözünü ettiği "siyasi konular", Kürtlerin geleceğiyle ilgili kararları içeren ve örgüte de bir tür patronaj statüsü tanıyan konular.
PKK/BDP kendi taleplerini siyaset yoluyla elde etme mücadelesine girişmek yerine, silahların marifetiyle kendilerine bir siyasi statü, yani iktidar alanı yaratmaya çalışıyor. "Demokratik özerklik" diye ambalajladıkları şey tam da böyle bir şey!
Böyle bir BDP"nin ne demokrasiye inancı var, ne de demokratik siyasete güveni!...
Demirtaş talep üstüne talep koydu Kandil"in ağzıyla.
Bu talepleri dinleyen çözümsüzlük yanlılarının nasıl sevindiklerini tahmin etmek güç değil.
"İmralı sistemi değişmeli" dedi.
"Görüşmeler şeffaf bir şekilde sürmeli!" dedi.
(Sahi İmralı"dan naklen yayına ne dersiniz?)
"Askeri operasyonlar ve siyasi tutuklamalar devam ettiği sürece hükümete güvenilmez!" mealinde cümleler kurdu.
KCK tutuklamalarını "siyasî tutuklama" biçiminde yorumlamak yanlış.
Silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi ve silahların koşulsuz susturulması zaten askerî operasyonların durması anlamına gelir.
PKK bu adımı atarsa çözüme giden yolun önünü açmış olur.
Başka türlüsü, çözüme ayak diremek demektir.
Bayık"ın denklemi çözümsüzlüğü derinleştirmeyi amaçlıyor. BDP ise Kandil"in kan siyasetine ortak oluyor.
Görünen o ki, Öcalan istiyor olsa bile Kandil"in bu konjonktürde silah bırakmaya niyeti yok. Bunun iç ve dış sebepleri bahsi diğerdir.
BDP"nin bırakınız Türk tarafının hassasiyetlerini dikkate almayı, tam tersine o hassasiyetleri tahrik eden bir dile yaslanması da gerçekte çözüm bahsinde samimi olmadığının ayrıca bir kanıtıdır.
BDP kendisine açılan siyasî krediyi tüketti.
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.