Menü

Geri

EDİSYON   :

TRTRENENARARFRFRRURUURUR
27

Bildirimler

ABD"nin muhafazakar gazetelerinden The Wall Street Journal, Ortadoğu"daki yeni aktörleri öne alan ilginç bir analiz yayınladı.

Gazete; Türkiye, İran ve Suudi Arabistan"dan üç ismi öne çıkararak, üç ülkenin dolayısıyla da söz konusu üç kişinin ABD"nin bölgede bıraktığı boşluğu doldurduğunu öne çıkardı.

Ancak ilginç olan Hakan Fidan konusunda böylesine kapsamlı, dikkat çekici değerlendirmeydi. Kasım Süleymani ve Prens Bender Bin Sultan Bin Abdülaziz"i şimdilik bir kenara bırakalım. Özellikle Bender bin Sultan"la ilgili yazacak, çizecek çok şey var ve oraya girersek çok uzun bir metin çıkar ortaya. Yine, bölgedeki İran etkisi de apayrı bir tartışma konusu. Bu yüzden Hakan Fidan bölümü daha çok ilgimizi çekiyor.

"Puro içmez, pahalı takım elbiseler giymez, koyu renk gözlük takmaz ve gösterişli olmayan" ama Washington"da "alarm, şüphe ve gönülsüz bir saygıyla" karşılanan Fidan"la ilgili bu analiz, aslında pek de rahatsız edici değil.

Yıllarca Türkiye"de istihbaratı maaşa bağlayanların "alarm, gönülsüz saygı ve şüphe"lerinin neler olabileceğini çok iyi takdir ediyoruz çünkü. Bu bakış da hiç rahatsız edici gelmiyor. Aksine benim hoşuma gidiyor.

İstihbarat alanında rahatsızlık vermek iyi bir şeydir. Dışişlerinde, ekonomide ve daha birçok alanda Türkiye"nin ön alması, kendini ifade etmesi, hareket alanını genişletmesi, özerkleşmesi, bağımsızlaşması, kendi perspektifini çizebilmesi, kendi duruşunu sergileyebilmesi bu ülkede kimseyi rahatsız etmez.

"Görevlendirme" ile hareket edenler, ABD ya da İsrail"in çıkarlarını Türkiye"nin çıkarları sananlar, ya da öyle gösterenler, neocon-muhafazakar yayın organının bu yazısına bir "malzeme" olarak sarılmayı tercih edecektir. "Gördünüz mü Fidan nasıl bir adammış" diyerek, öteden beri yürüttükleri kampanyayı yeniden ateşlemeyi deneyecektir.

Dolayısıyla buradan "Aman Türkiye"nin istihbarat başkanına laf attılar" diyerek bir eleştiri yazısı da yazma niyetim yok. Buna gerek de yok. Türkiye bu tür komplekslerinden kurtulalı çok oldu. Sadece birkaç hatırlatma yapmak istiyorum.

Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu ve Hakan Fidan, öteden beri bu çevrelerin yoğun saldırıları altında. ABD"deki neocon çevreler, İsrail aşırı sağı, Türkiye"de onlarla iş tutan çevreler, ısrarlı bir yıpratma kampanyası yürüttü. WSJ"deki yazı, bu kampanyanın hala devam ettiğini gösteriyor.

Yerel seçimler, Cumhurbaşkanlığı tartışmaları yaklaştıkça kampanya daha da şiddetlenecek gibi.

Aynı yayın organlarında, neocon çevrelere yakın gazete ve dergilerde, Başbakan"a, Davutoğlu"na ve Hakan Fidan"a yönelik önceki yazıları hatırlıyorum. Özellikle Başbakan"a yönelik yazılar, bu ülkenin Başbakanı kim olursa olsun, yüz kızartıcı nitelikteydi. İşin garibi, neocon-İsrail aşırı sağının yürüttüğü kampanyaya Türkiye"den sermaye desteği veriliyor, Türkiye kökenli "kurye yazarlar" da kullanılıyordu.

Bu üç kişinin, Türkiye"yi dönüştürdüğü, bölgeyi dönüştürmeye çalıştığı, Türkiye"yi Batı ekseninden çıkardığı, İran ve Arap dünyasına yaklaştırdığı iddia edilerek, olay "Türkiye"yi kurtaralım" seferberliğine dönüştürülüyordu. Ne gariptir, "seferberlik" içinde darbe senaryoları bile yer alabiliyordu.

Zaman onların aleyhine işledi. Türkiye güçlendi, etki gücünü arttırdı. Onların sınırladığı alanın dışına taştı. "Türkiye"nin dostları" görünenler bile açıktan cephe almaya başladı. Sebep; Türkiye genişledikçe onların bölgedeki alanlarını daraltmasıydı. Son iki yıldır devam eden, Türkiye"yi yeniden "tanımlanan alana" sıkıştırmaya yönelik bölgesel hesapları biraz da bu yönden okumakta fayda var.

"Hakan Fidan İran"a yakın bir isim. Batı"nın sırlarını İran"la paylaşacak. Bizim için tehlike oluşturuyor" diye başladılar. Aslında dertleri başkaydı. "Bağımsızlaşma eğilimlerini" boğmaya çalışıyorlardı. Bir ülkenin istihbaratının başındaki ismi resmi olarak suçluyorlar, inanılmaz açıklamalar yapıyorlardı. Bunları bazı ülkelerin resmi temsilcileri, yöneticileri yapıyordu?

Fidan"a yönelik ilk reaksiyon, daha göreve gelir gelmez böyle başlamıştı. Ehud Barak, Fidan"ı "tehdit" gösteren bu tür açıklamalar yapıyor, "yahu böyle bir açıklama yapılmaz" diyenlere de bütün pişkinliği ile "sözlerimin arkasındayım" diyordu.

Tarihte ilk kez bir ülkenin yöneticilerinden biri bir başka ülkenin istihbarat başkanı hakkında ağır ithamlarda bulunuyordu. O günden bu yana, benzer operasyonlar hep devam etti. Bazılarından haberdar olduk bazılarından olamadık ama devam etti. Devam ettiğini, daha da edeceğini bu yazılardan anlıyoruz.

Söz konusu üç isme yönelik yıpratma, etkisizleştirme, itibarsızlaştırma çalışmaları hiç bitmeyecekti. Ama olmuyordu, denemedikleri yöntem kalmadı ama kampanya amacına ulaşmıyordu.

WSJ"deki analizin ciddiye alınacak bir tarafı yok aslında. Bu tür yazılar Türkiye"de eskisi gibi alıcı bulmuyor. "ABD"de neler oluyor, borçlanma sınırı arttırılmazsa temerrüde düşerler mi" biz daha çok bunlarla ilgiliyiz.

Sadece, söz konusu kampanyanın devam ettiğini hatırlatıyor bize. Hepsi bu.

Yorumlar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...

10 saniye sonra yönlendirileceksiniz...