
Halk arasında bilinen ismi ile Mevlid-i Şerif’in yazarı Süleyman Çelebi’nin vefatının 600. yılı dolayısıyla 2022 yılı UNESCO ve ülkemiz tarafından Süleyman Çelebi yılı olarak ilan edildi. Bu durum Mevlid’e bir kez daha dikkatlerimizin çekilmesine vesile oldu. Zira Mevlid, 7’den 70’e bu topraklarda herkesin bir şekilde aşina olduğu bir metin. Bu vesileyle Mevlid üzerine yazılan kitapların dünyasına bir yolculuğa çıkıyoruz.
“Allah adın zikredelim evvela/Vacip oldur cümle işde her kula” beyitleri ile başlayan Süleyman Çelebi’nin kaleme aldığı Mevlid-i Şerif asırlarca bu topraklarda okuna geldi. Mevlid sadece yazılı bir metin olarak değil, musikisi ile de coğrafyamızda hüsnü kabul gördü. Hz. Peygamberin (sav) doğumu, doğum yeri ve zamanı olarak tanımlanan “Mevlid” ya da “Mevlûd”, zamanla Efendimiz’in doğum merasimi dolayısıyla düzenlenen merasimler ve bu merasimlerde okutulan metinler için kullanılan özel bir ad olmuştur. Coğrafyamızda en çok bilinen ve okunan “Vesiletü’n-Necât” halk arasında bilinen ismi ile Mevlid-i Şerif’in yazarı Süleyman Çelebi’nin vefatının 600. yılı dolayısıyla 2022 yılı UNESCO ve ülkemiz tarafından Süleyman Çelebi yılı olarak ilan edildi. Bu durum Mevlid’e bir kez daha dikkatlerimizin çekilmesine vesile oldu. Zira Mevlid, 7’den 70’e bu topraklarda herkesin bir şekilde aşina olduğu bir metin. Ama bir o kadar da hakkında bilgimizin az olduğu metinlerden. Buradaki eksikliği Mevlid kültürü ve bu kültürün kökenleri üzerine çok az sayıda kitap neşredilmiş olmasına da bağlayabiliriz.
BİR KÜLTÜR OLARAK MEVLİD
Efendimiz’in (sav) doğumuna nispet edilen mevlid ve mevlid kutlamalarının ortaya çıkışı, Mevlid kutlamaları hakkında görüşler, mevlid yazarları ve mevlid metinleri gibi başlıklarla Mevlid Doğuşu ve Gelişmesi (Akademik Araştırmalar Yayınları, İst. 2003, 222 s.) başlıklı detaylı bir eser kaleme alan Yrd. Doç. Dr. Selami Bakırcı, mevlid’in başlangıcının II. /VIII. asırlara kadar uzandığını belirtiyor. Hatta kimi tarihçilerin bu işi Peygamberimiz (sav) dönemine kadar götürdüğünü de ifade ediyor. Özellikle tasavvufi hareketlerin de etkisiyle III./IX. Asırdan itibaren Bağdat, Mağrib, Endülüs ve Hindistan gibi birçok bölgede ihtişamlı bir şekilde mevlidin kutlandığını belirten Bakırcı, tarihte bu kutlamalara damgasını vuran isim olarak da Erbil Sultanı Muzafferuddin Gökbörü’yü (1190-1233) göstermektedir. Bağdat’tan Endülüs’e Kuzey Afrika’dan Hindistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada el-Uklişi, İbnü’l-Cevzi, İbnü’l-Arabî, İbn Kesir, İbnü’l-Cezeri, Tuğrul Bey gibi isimlerden oluşan 121 kişinin bilgilerinin yer aldığı eserde Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlidle Araplar üzerinden de tesir uyandırdığı zikrediliyor. Türk Edebiyatında Süleyman Çelebi, Urduca’da Ahmet Rıza Han, Araplarda ise İbnü’l Cevzi, Tasavvuf çevrelerinde ise el-Berzencî’nin mevlidinin üstünlüğü naklediliyor.
Abdurrahman b. Ali b. Muhammed el-Şeybani’nin kaleme aldığı ve Mahmut Sezgin tarafından çevrilen İslam Kültüründe Mevlid (Matsa Basımevi, 2001, 93 s. ) isimli eserde ise Efendimiz’in (sav) doğumu yani mevlid kandili vesilesi ile mevlid merasimi düzenlemenin öneminden bahseden yazar, bu durumun Efendimiz’in (sav) hatıralarını canlandırmaya vesile olduğunu belirtiyor. Kitapta dikkat çeken bir diğer husus da İbn Teymiye’nin Mevlid hakkındaki görüşü. İbn Teymiye Mevlid-i Şerif merasimi düzenleyen kimselerin bundan sevap kazanacağını ifade ederek sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Şu bilinen bir gerçektir ki, şayet ameller dinin meşru saydığı bir takım hayırları kapsıyorsa meşrudur. Bir amel, münafık ve fasık kimselerin amellerinde olduğu gibi bir takım şer ve dinden yüz çevirme gibi şer işaretleri taşıyorsa böyle bir amel bid’attır ve merduttur.” (s.27) Kitabın yazarı Şafii âlimi Şeybani kaleme aldığı eserinde kendi mevlidine de yer veriyor.
Edebî Açıdan Arapça Mevlidler (İlahiyat yay., 2004, 206 s.) isimli eseri kaleme alan Dr. M. Edip Çağlar ise es-Sehâvî’nin (öl.1496) nakliyle sayısı beş yüzü bulan ancak Arapça olarak kaleme alınan ve öne çıkan 15 mevlidi dil, üslup, edebi değer bakımından değerlendirmeye tabi tutmuş. İlk bölümde mevlidin sözlük ve terim anlamı, tarihçesi, ihtiva ettiği konuları yer alırken, ikinci bölümde ise Arapça Mevlid metinleri değerlendirilmiş. Kitapta ayrıca tarihi akış içerisinde mevlid merasimlerinin Osmanlı toplumu içerisinden III. Murat devrinden itibaren resmen teşrifat içerisinde yer aldığını, gittikçe halk nazarında önem kazandığını görüyoruz. İlk yıllarda resmi olarak yalnız Sultan Ahmet camiinde kutlanan mevlid, daha sonra diğer camilerde de okunarak yaygınlık kazanmış.
Mevlid okumanın bidatliğini gündeme taşıyanlara karşı asıl adı İsbâtü’l-Muhasenât li-Tilâvet-i Mevlidi Seyyidü’s-Sâdât yani Mevlid Okumanın Faziletleri (haz. Selami Şimşek, Buhara yay., 2016, 160 s.) isimli bir risale kaleme alan Osmanlının son dönemi Edirne Müftülerinden Mehmed Fevzi Efendi (öl. 1900) 23 sayfadan oluşan risalesinde “mevlid okumak bid’attir, câiz değildir” diyenlerin görüşünü red ve iptal etmek için yazdığı eserinin giriş kısmında mevlid okutma ve dinletmeye oldukça iştiyaklı olduğunu ve ilk olarak Manisa şehrinde Hatuniye Medresesi’nde iken hocası Evliyâzâde Ali Rıza Efendi’nin huzurunda mevlid okuttuğunu yazar. Ardından Efendimiz’i övmek ve günahlarına şefaat olması için iki miraciye ve üç mevlid kaleme almış, masraflarını kendi karşılamak suretiyle Medine, Kayseri ve Edirne’de okutmuştur. Sultan II. Abdülhamit zamanında 1896 yılında kaleme alınan eser hem mevlid geleneğinin ihyası hem de mevlide muhalefet edenlere cevap vermesi açısından önem arz ediyor. Mevlid okunan meclislere dair şu satırlar önem arz ediyor: “… mevlid-i şerifin tilaveti ol meclisde hazır bulunan istimâ’ (dinleyenlerin) eyleyenlerin kirâren mirâren (tekrar olarak) salavât-ı şerife getirmelerine sebep olması ve ol sebeple âmil ve sâmi’ânın (işitenlerin) dü-cihanda (iki dünyada) mazhâr-ı füyûzât-ı Rabbü’l-âlemin ve nâil-i şefa’at-ı şefiü’l-müznibîn olmasıdır.” (s.45)
MEVLİDHANLIK GELENEĞİ
Mevlidhanlık geleneğinin yaşatılması ve kayıt altına alınması noktasında en büyük gayretin tarihçi, bestekâr, mevlidhan, hânende Ali Rıza Sağman (1889-1964) tarafından gerçekleştirildiğini görüyoruz. Yazdığı onlarca kitap içinde Meşhur Hafız Sâmi Merhum (Ahmet Sait Matbaası, 1947,134 s.; 2. Baskı TDV 2014, 160 s.), Mevlid Nasıl Okunur? Ve Mevlidhanlar (Fakülteler Matbaası, 1951, 228 s.) gibi iki mühim eser ayrı bir önem arz etmektedir. Yaşadığı dönemin en kudretli seslerinden birisi olan Hafız Sami (1874-1943) hakkında yazılmış tek biyografik çalışmada, Hafız Sami değerlendirilirken yine dönemin önemli okuyucularının da onunla ilgili kanaatleri alınarak kitap arşivlik bir mahiyete bürünmüştür. Bir diğer eser Mevlid Nasıl Okunur? Ve Mevlidhanlar kitabında ise 29 Hafız ve Mevlidhan hakkında bilgiler verilmiştir.
1965 yılında ise H. Rahmi Şenses (1906-1972) tarafından Bugünün Meşhûr Huffâz-ı Kirâmı ve Mevlithanları (Hamle Matbaası, İstanbul 1964) kitabı yayınlanmıştır. Beyoğlu Ağa Camii İmam-Hatibi, Yüksek İslam Enstitüsü Kur’an-ı Kerim hocası, mevlidhan, musikişinas H. Rahmi Şenses ise kitabında geç dönem hâfız ve mevlidhanlarına ait 64 kısa-uzun terceme-i hâle yer vermiştir. Son 100 Yılın Ünlü Hafız ve Mevlidhanları (Türkiye Hafızlar ve Mevlidhanlar Cemiyeti yay. 2014, 336 s.) isimli eserde Halil Akıncı hayatta olan ve vefat etmiş yüzlerce ismi eserinde bir araya getirerek tanıtmıştır. İstanbul Ehl-i Kur’an ve Mevlidhanları (Boğaziçi yay. 2016, 250 s.) isimli eserde ise İstanbul Ehl-i Kur’an ve Mevlidhanlar Derneği eski başkanı İmam-Hatip Ramazan Alparslan, 1950-2000 yılları arasında yaşamış ve halen hayatta sayısız ismi ciddi bir çalışmayla bir araya getirmiş. Bir dönemin mevlid cemiyetlerine atıfla Alparslan şunu söylüyor: “Önceleri mevlit ve mevlit cemiyetleri, Kur’an kadar kutsal ve hürmete layıktı. Bu cümleden olarak İstanbul Eminönü Yeni Camii İmam Hatibi Nuri Efendi, Karaköy Yeraltı Camii İmam Hatibi Üsküdarlı Ali Efendi, Sultan Ahmet Camii İmam Hatibi Gönenli Mehmet Efendi, Bayezid Camii İmam Hatibi Hendekli Abdurrahman Efendi, Fatih Camii İmam Hatibi Enderunlu İsmail Efendi, Nuruosmaniye Camii İmam Hatibi Hasan Akkuş ve Adalı Hâfız Ahmet (Hızal) meşhur mevlidhanlardandı.” (s.17)
ŞEFAATE NAİL OLMAK ANLAYIŞI
Bursa’da 812 (1409) yılında Süleyman Çelebi tarafından kaleme alınan Mevlid’den önce ve sonra da Efendimizin şefaatine nail olmak düşüncesi ile farklı isimler tarafından mevlidler kaleme alınmış. Süleyman Çelebi’den iki yüz sene önce vefat eden Emir Sultan Camii İmamı Bursalı Akif Efendi tarafından kaleme alınan Bursa’dan çok Kastamonu’da “Kadınlar Mevlidi” olarak meşhur olan mevlid, Mustafa Kara tarafından yayınlanmış. Bursalı Akif Mevlidi veya Kadınlar Mevlidi (Hayat Hastanesi yay. 2019, 70 s.) adıyla yayımlanan eserde mevlidin yazma nüshasının tıpkı basımı da yer almakta. Yine Bursa’da Mehmet Şemseddin el-Mısrî tarafından kaleme alınan Mevlid-Mesâr-ı Şemsu’l-Mısrî Fi’l-Mevlîdi’l-Muhammedî (Sır yay. 2008, 88 s.) yine Mustafa Kara imzasıyla yayınlanmış. Eserin hususiyeti 866-1936 yılları arasında yaşayan Bursa Mısrî Dergâhının son şeyhi Mehmed Şemseddin Efendi’nin bu eseri Bursa’da kaleme alması ancak 1924’te Mısır’da basılmasıdır.
Anadolu’da oldukça erken devirde meydana gelen edebî eserler arasında zikredebileceğimiz Gelin Mevlidi (haz. Fethi Gedikli, Zeytinburnu Bel. Yay. 2020, 100 s. + yazma nüsha) isimli manzum eser, bir el yazmasının 1-36. Sayfalarının çeviriyazısından oluşuyor. Eserin en büyük hususiyeti Süleyman Çelebi mevlidinin mısraları ile başlayıp, özellikle Peygamberimizin anne ve babasının evliliklerini canlı bir biçimde, arı bir Türkçe ile hikâye etmesidir. Üç Bülbülden Güllerin Efendisine (haz. Âlim Yıldız, Nasihat yay. 2010, 205 s.) isimli eser de Darende’de okunan üç mevlidi şerifi ihtiva ediyor. Kitapta yer alan üç mevlid metni ise XVI. Yüzyılın büyük mutasavvıfı Şemseddin Sivâsî, XIX. asırda yaşayan yine bir mutasavvıf Salih Nihânî ve XX. Yüzyılın önemli bir mutasavvıfı İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak’a ait. Her üç mevlidin de Darende’de okunması, metinlerin bir arada neşrine vesile olmuş.
Bunun dışında DİB yayınları arasından Mehmet Akkuş ve Bilal Kemikli editörlüğünde yayımlanan Mevlid Külliyatı (3 Cilt, DİB yay. 2016, 1272 s.) isimli eserde Süleyman Çelebi Mevlidinin Arapça, İngilizce, Almanca, Boşnakça, Arnavutça, Çerkezce, Rumca tercümelerine yer verilmiş. Bunun yanında günümüze kadar ulaşmış pek çok mevlid de külliyat içerisinde yerini almış.
Mevlid-Nâme (Prof. Dr. M. Fatih Köksal, TDV yay. 2011, 792 s.) isimli eserde ise bugüne kadar yapılan çalışmalarda değinilmeyen taraflarıyla Mevlid, yeni bakış açıları altında incelenmiş, başta Süleyman Çelebi’nin eseri olmak üzere, bu türün Türk edebiyatındaki seyri araştırılmış, literatürde yer almayan pek çok yeni mevlid metni ortaya çıkarılmış. Bu mevlidlerden, tamamı 6 bin beyit civarında bir yekûn tutan 12 mevlid metni ise ilmi usuller çerçevesinde yayımlanmış.
BİR İLK MEVLİD SEMPOZYUMU
Yazılışının 600. yılında Bir Kutlu Doğum Şaheseri Uluslararası Mevlid Semzpoyumu (Ed. Bilal Kemikli, Osman Çetin, 2010, 576 s.) DİB, TDV ve Uludağ Ünv. İlahiyat Fakültesi tarafından düzenlenen Mevlid hakkında yapılmış ilk ilmi çalışma hüviyetini taşıyor. H. Peygamber ve Edebiyatımız, Süleyman Çelebi ve Çevresi, Mevlidin Kaynakları, Mevlid ve Toplumsal Hayatımız, Mevlid ve Osmanlı Coğrafyası, Mevlid ve Musiki Kültürümüz başlıklı oturumlarda onlarca ismin tebliğlerinin yer aldığı eser, bu alanda çalışacaklar için ciddi bir kaynak değeri taşıyor.
EN ÖNEMLİ MEVLİD ŞERHİ
Yazmış olduğu eserleriyle Türk-İslâm kültürüne önemli hizmetlerde bulunmuş tasavvuf tarihçisi Hüseyin Vassâf tarafından kaleme alınan Gülzâr-ı Aşk (Haz. Mustafa Tatcı, Musa Yıldız, Kaplan Üstüner, H Yayınları, 2022, 800 s.) isimli eser, Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i hakkında yazılmış bilinen en geniş ve en önemli şerh olma vasfını taşıyor.
Hüseyin Vassâf, eserinde Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ının her beytini -bazı istisnalar dışında tek tek açıklamıştır. Beyitlerde geçen dinî ve tasavvufî terminolojiyi ana kaynaklardan faydalanarak açmış, bu arada söz konusu kavramlarla ilgili gramatikal ve kültürel birikimini en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır. Bu özelliğiyle «Gülzâr-ı Aşk”, bir başucu kitabı niteliği taşımaktadır.
MEVLİDE FARKLI BAKIŞLAR
Mevlid kutlamaları ve Mevlid okuma geleneğini din, edebiyat, siyaset, ideoloji ve zihniyet açısından inceleyen, çok yönlü bir çalışma ise Mevlid Değerden Ritüele (İletişim yay. 2019, 208 s.) adını taşıyor. Ali Fuat Bilkan tarafından kaleme alınan eserde, çok farklı zaman, zemin ve çevrelerde okunan mevlidin birleştirici bir toplumsal değer olduğunu ifade edilirken, Mevlid’in içeriğinden ziyade genel kabul görmüş bir ritüel olduğu belirtiliyor. Buradan hareketle çeşitli toplumsal kesimlerin Mevlid’e yükledikleri anlam, bu eserin farklı mekân, vesile ve gerekçelerle okunmasına da zemin hazırlamıştır. Mariıon Holmes Katz tarafından kaleme alınan Mevlid-İslam Dünyasında İbadetler ve Dindarlık ( çev. Sidar Bayram, Açılım Kitap, 2014, 430 s.) isimli eserde de Mevlid geleneğinin kökeni masaya yatırılırken, bugüne kadar geçirilen süreç incelenmiş ve yazara göre sıradan bir İslamî uygulamanın modernite tarafından nasıl dönüştürüldüğü hakkında yeni bir bakış sunulmuştur. Mevlid bu topraklar üzerinde ortak bir değer olarak yazılmış, okunmuş ve dinlenmiştir. Bu metinler içerisinde sadece Süleyman Çelebi ve Mevlid’inin okunuyor olması ona gösterilen teveccühün ifadesi olsa gerek. Burada Vesiletü’n-Necât ve Süleyman Çelebi ismini merkeze alacak olursak bu konuda yaptıkları ilk ilmi neşirler dolayısıyla Ahmet Ateş, Faruk Kadri Timurtaş, Necla Pekolcay gibi isimleri de rahmetle anmamız gerekecektir.

















