Kayıp şairler atlası

Arzu Şahin
00:0019/12/2012, Çarşamba
G: 19/12/2012, Çarşamba
Yeni Şafak
Kayıp şairler atlası
Kayıp şairler atlası

Işık Yanar, Taşra Şairi'nde, bir dönem edebiyat çevrelerinde bulunmuş ve şiirler yazmış gençlerin orta yaşlarına geldiklerinde şehrin dehlizlerinde nasıl kaybolduklarını anlatıyor. Dizeleriyle kurdukları iç dünyalarında yaşamaya devam eden eski dostların hikayesi edebiyatın görünmeyen yüzünü ortaya çıkarıyor.

Taşra Şairi, bir dönem edebiyat çevrelerinde bulunmuş, şiirler yazmış, dergi çıkarmış bir 'Üstad' etrafında toplanmış bir grup gencin, yıllar sonra savruldukları dünyaları anlatıyor. Siz böyle bir kitap yazarken kimleri düşündünüz?

Orta yaş ya da sonrasındaki birçok şairin yaşadıklarını anlatmaya çalıştım. Etrafımızda böyle çok fazla şair var. Sürekli belirli şairler etrafında toplanmalar yaşanır. Bu şairlerin düşünsel bakiyesi de derindir ve reel politik tutumları, duruşları görünürde tutarlıdır. Bu tutarlılık, onların en güçlü taraflarıdır; ondan ödün vermezler. Bu toplanmalar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Ben özel olarak birisini düşünmedim. Ama bu toplulukların ortak özelliklerini göz önünde bulundurmaya dikkat ettim.

'
Çete olalım' kimse demez

Gençlerin etrafında toplandığı Ali Gani'nin geçmişteki konuşmalarında hep bir 'biz' fikri ve geçmişin kültürel değerlerinden yararlanma ve koruma söylemi var. Ali Gani tiplemesine uyan pek çok isim var edebiyat tarihimizde. Sizce Ali Gani gibi 'biz' fikri etrafında genç kuşakları birleştiren etkin isimler bugün mevcut mu?

Dikkat ederseniz, hep şiir üzerinden ve geleceği planlama nazariyesinden güç alan oluşumlardır bunlar. Bir dergi ve kurum etrafında örgütlenilir, en güçlü edebi metinler, hep şiirdir. Ama artık biraz daha uzmanlaşmaya gidiliyor. Öykü ve denemelerin kalitesi de artıyor. Sloganvari denemelerden çok, daha iredeleyeci metinler yayınlanıyor. Diğer taraftan dünya edebiyatına açık yönleri de giderek gelişiyor. 'Biz' fikri ölebilecek bir nazariye değil. Bu fikrin belli bir düşünsel topluluğa ait kılınması da çok zor. Çünkü yazarlar, şairler, düşünce adamları dönüp dolaşıp ona tutunma ihtiyacı hissederler. Sorun şuradadır. Bu 'biz' ne zaman bir insanda tezahür eder? İşte o zaman Ali Gani gibi isimler ortaya çıkar.

n Kitabın belki de en önemli bölümlerinden birisi Yücel'in kendinden yaşça küçük şiire hevesli Zehra'ya edebiyat dünyasını şöyla anlatması.'Edebiyat merkezli ilişkilerde onların sürekli belden aşağı vurmaları. Dedikodudan fazla şey üretmemeleri. Hep yanındaki adamlarla uğraşırlar. Kendi kitapları çıkmaz, kendi şiirleri yayınlanmaz. Kimsenin şiiri yayınlanmasın diye koşturur dururlar' . Edebiyat dünyasındaki gruplaşmalara hatta çeteleşmelere baktığımızda bu tarz söylemleri hep duyarız. Siz bu dünyaya nasıl bakıyorsunuz ve neresinde duruyorsunuz?

Dostların bir araya gelerek oluşturdukları topluluklar, edebiyat içerisinde hep olmuştur. Geçen gün bir fotoğraf gördüm. Sürrealist topluluğun neredeyse tamamı yirmili yaşların sonlarında topluca fotoğraf çektirmişler. Oldukça samimiler. Edebiyatta mahfiller de önemlidir. Küllük Kahvesi varmış mesela, edebiyatçıların yazarların toplandığı bir mahfil. Daha sonra sadece tek sayısı basılan bir dergi de çıkarmışlar. Birçok yazar adayının yetişmesine, okurların kendilerine bir yön vermesine bu oluşumlar katkı sağlar. Bir de edebiyatçılar hadi çete olalım amacıyla bir araya gelmezler. Birlikteliklerinin ardında yılların birikimi vardır. Belki öğrencilik yıllarına kadar izi sürülebilecek dostluklar vardır. Elbette benim de dostlarım var. Birçok yazar ve şairi de ismen tanırım. Ama edebiyat ilişkilerinin kavşağındayım diyemem, olmak da istemem.

n Şiir biraz da dergilere hapsedilmiş bir tür olarak karşımızda duruyor. Kitaptan anladığımız kadarıyla bu aslında geçmişte de böyleymiş. Sizin bu dönem çıkan dergilere ve şairlere yaklaşımınız nasıl?

Şiir söz konusu olduğunda ben kendimi iyi bir okur olarak nitelendiririm. Bence şiir kitaplarının satışına bakmamak lazım. Etkili bir tür, özellikle Türkiye'de. Bu özelliğini de uzun yıllar sürdürecek gibi görünüyor. Genç şairleri okumaya, takip etmeye çalışıyorum. Çok güzel şiirler yayınlanıyor. Bunun yanında şair dostlarım var. Bazen telefon açıp, şiir okuyorlar. Bu heyecanın öleceğini sanmıyorum. Şiirin bu topraklardaki önemli bir özelliği de düşünsel bakiyeye sahip olmasıdır. Bu özellik, iki binli yıllarla beraber erimeye başladı. Günümüzde bu bakiye yaşatılıyor ama güçlü majör sesler henüz belirmedi. Tabi bir de yaşadığımız zamanları değerlendirmek için zamana ihtiyacımız var.

Kırgın ve kayıp şairler

Kitabınızdaki isimler ya şiirle ilişkilerini bir süre sonra kesmişler ya da kendi dünyalarında yaşayıp gidiyorlar. Edebiyatımızda çok sık yaşanan durumlar mıdır bunlar?

Taşra Şairi'ndeki Büyük Saat gibi oluşumlarda her zaman birileri kırılır, darılır ve uzaklaşır. Muhtemelen şiiri ya da icra ettiği edebi türü bırakıp bir köşeye çekilirler. Ama küskünlük hep yaşanmış ve yaşanmaya da devam ediyor. Yücel gibi kayıp şairler, Levent gibi unutulmuş denemecilerle doludur edebiyatımız. Bazen akademik çalışmalara konu oluyorlar. Onlardan haberdar oluyoruz. Bazen bir romancının, şairin anılarında adları geçiyor, merak ediyoruz. Bazıları kendi köşelerinde okumayı ve yazmayı sürdürüyor. Yıllar sonra yeni eserlerle karşımıza çıkıyorlar.

Romanın kökü burada

Bu sizin üçüncü romanınız ve hakkınızda pek çok olumlu yorumla karşılaştım. Romanla ilgili tartışmalar hala devam ediyor. Bu ülkede roman yazılıp yazılmayacağıyla ilgili değişik fikirler okuyoruz. Bu konuda sizin fikirleriniz nelerdir?

Romanın kaynakları bu ülkede değil ama romanı besleyen ve yaratan birçok unsur ülkemizde var. Bu ülkede romanın yazılamayacağı, yazılsa da birşey ifade etmeyeceği tarzındaki yaklaşımlar bana biraz edebiyat fikrinden uzak geliyor. Ciddi bir roman birikimi olmadan peşin hükümler vermek, hükmün sahibini mahkum eder. Ayrıca kültüre ait değerleri, buraya ya da oraya ait şeklinde tasnif etmek çok kolay değil artık. Bir fark var elbette ama eskisi gibi net bir şekilde görünmüyor. Bunları her romancı gibi ben de değerlendiriyorum. Elbette roman içerisinde kendinizi yakın hissettiğiniz bir damar vardır. Ben insan hikayelerine dayalı, gücünü bundan alan bir roman geleneğine kendimi daha yakın hissediyorum.

Taşra Yayınları

Işık Yanar

Şule Yayınları

2012

350 sayfa