
Bilindiği üzere, Mesut Özarslan partisinden istifa etti ve CHP içinde ‘iftira ve tehditlere’ maruz kaldığını ileri sürdü… Özarslan, Genel Başkan Özgür Özel’in WhatsApp üzerinden küfürlü mesajlar yolladığını iddia etmiş, suç duyurusunda bulunmuştu. Özel iddiaları reddetti. Bu tablo siyasal iletişim açısından bir kriz midir, değil midir? İletişim boyutunda nasıl yönetilmiştir?
Özarslan’ı üç kez Genel Merkez’e davet ettiğini belirten Özgür Özel’in açıklaması şöyleydi:
“Telefonla ulaşamadığım için kendisine mesaj atıyorum. O mesajları ‘Anneme küfretti’ diyerek sızdırıyor. ‘Seni doğuran annen utanır’ dedim. Onun dışında ne söylediysem kişilik tespitine yöneliktir, aileye yönelik bir kastım yok. ‘Kutsal değerlerimize sövdü, aileme sövdü’ diyor. Birini ispatla!”
Özel ayrıca, Özarslan’a yönelik sert eleştirisini şöyle sürdürdü:
“Sen bana geldin ve ‘Bende hata, kusur yok’ dedin. Ben de sana inandım. Şimdi sana iftira atanlara teslim oluyorsun ya da bana yalan söylediğini itiraf ediyorsun.”
Teknolojinin bu kadar geliştiği bir ortamda, HTS (Historical Traffic Search- Tarihsel Trafik Arama) kayıtlarına ulaşılması ve bütün yazışmanın ortalığa dökülmesi ve kimin doğru söylediğinin anlaşılması an meselesi, değil mi?
Bu arada olaya muhalif bazı gazeteciler de dâhil oldular. Örneğin Can Ataklı, küfre hiç karşı değilmiş. Eleştirmekten çok Özel’e akıl vermiş.
“Biz küfrü seven bir milletiz. Özgür Bey %100 haklı, ben daha ağır küfürler ederdim. Haklı ama bunu WhatsApp gibi kayda alınabilecek bir mecrada yapınca, o zaman herkesin ahlakçı kesilmesi normal oluyor. Kimsenin tanık olmadığı yerde ana avrat gitse orada bir sorun yok. Mesele bunun ifşa olmasında.”
İsmail Saymaz’ın yorumu daha gerçekçiydi: “Ben Özgür Özel’i severim; kızmakta haklıydı. Candan tepki göstermesini de CHP’ye bağlılığının yansıması olarak görüyorum. Çok doğru buluyorum. Sadece öfkesini daha iyi yönetmesi gerekirdi. WhatsApp’tan bu şekilde konuşmasını doğru bulmuyorum.”
İbrahim Kahveci’nin yaklaşımı ise daha politik: “İktidar medyası ‘Özgür Özel küfretti’ diye manşet atmış. Özel’in mesajlaşmasına yanlış dersen, iktidar medyasını onaylamış gibi oluyorsun. Onun için, bugün hiçbir şey demem bu konuda.”
Gelelim kriz meselesine… Önce bu gerçekten bir ‘kriz’ midir; onu tespit etmek gerekir… Bunu anlamanın da bir tek yolu vardır; hasara bakmak... Hasar varsa kriz vardır; hasar yoksa kriz de yok demektir. Bu kadar yalın…
Hasar varsa ve boyutu ne kadar büyükse kriz de o kadar büyüktür. Dolayısıyla bütün strateji ve özellikle reaksiyonun şiddeti bu büyüklük oranında belirlenir.
Ya ortada hasar, yani kriz yoksa… Telaşa kapılıp, kriz varmış gibi davranmak, insanın ‘kendi krizini yaratmasına’ neden olur. Gazinocular Kralı diye anılan rahmetli Fahrettin Aslan’ın oğlu Selçuk Aslan bir keresinde “Babam Emel Sayın Hanımı bir Paşa’ya götürmüştü” demiş. Ertesi gün Sabah gazetesi manşetinde, Kenan Evren’in tam sayfa bir açıklaması vardı: “O Paşa ben değilim.” Bunu okuyanlar sizce ne düşündüler acaba?
Şimdi hasara bakalım: Burada Özel’in Parti Genel Başkanlığını kaybetme riski var mı? Yok tabii ki. Peki, yarın bir araştırma yapılsa, CHP oylarında keskin düşüş gözlenebilir mi? Büyük bir olasılıkla gözlenmez. Demek ki siyasal iletişim boyutunda ciddi bir hasar yoktu.
Zarif bir özür dilemeyle, Özgür Bey kendi kendisini içine düşürdüğü talihsiz durumdan kurtarabilirdi. Ancak öyle yapmadı. Olayı uzattı, büyüttü ve kanırttı. Bir CHP krizinden çok, bir ‘Özel Krizi’ hâline getirdi.
Marka yönetiminde ya da siyasal iletişimde tıpkı evliliklerde olduğu gibi, güven ve vaat iki önemli unsurdur. Güven olmadıkça vaadin hiçbir önemi yoktur. Özgür Özel durduk yerde ikisini birden yıkmıştır…
Vaadin karşılık bulabilmesi için önce güvenin oluşturulması gerekir. Bu ikisi birleşince, itibar kazanılır ve hedefe ulaşılır. Peki güven nasıl kazanılır? Güven, kültür ve değerle uyum içinde olunduğunda gelişir. Meşhur laftır, “İnsanlar CV’leriyle işe alınıp, karakteriyle kovulurlar”. Bu sözü anlamakta yarar vardır. Özel’in şahsen bulunduğu yer aslında sıfır değil, sıfırın da altındadır. Samimi CHP’lilerin bu üslubu benimseyeceğini ve Özel’in davranışına güveneceğini düşünmek zor…
Dil bilimci Seda Yekeler gözlük formatında kullanılan yapay zekâ destekli bir beyin cihazı geliştirmiş. Yekeler, önce YEK Metodu adını verdiği sistemi, ardından da bu metodu dijital zemine taşıyarak yüzde 100 yerli dil öğrenme platformu Lingozon’u hayata geçirmiş. Şimdi ise bu birikimi, bir beyin cihazıyla küresel pazara taşıyormuş.
Metot, yaklaşık 10 bin kişi üzerinde denenmiş. Cihaz, akıllı telefon ya da dizüstü bilgisayar üzerinden erişilebilen bu sistem ile cihaz nörolojik bir süreç başlatıp, uygulama üzerinden herkesin öğrenme tarzına göre dil öğrenimini kolaylaştırıyormuş.
ABD’de FDA (Food and Drug Administration-ABD Gıda ve İlaç Dairesi) onayını alan cihazı uyumadan önce gözüne takan kullanıcının beynindeki dil öğrenmeyle ilgili bölgeler gece boyunca aktif hâle geliyormuş.
Malumunuz, yabancı dil, yalnızca kelime bilmek değil; dünyayı aracısız okuyabilme, farklı kültürlerle de doğrudan temas kurabilme becerisidir… Bu ise bir dilin sadece kelimelerine değil, o dilin konuşulduğu bölgenin insanlarının edebiyatına, sanatına, kültür ve değerlerine vâkıf olmayı da beraberinde getiriyor. Yekeler’in cihazı, bize lise yıllarında Alman hocalarımızın anlattığı Nürnberger Trichter (Nürnberg Hunisi) efsanesini anımsattı. Hani gece uyurken kulağa takılırmış da edinilmesi gereken tüm bilgiler huni vasıtasıyla beyne aktarılırmış. İnşallah Yekeler Hanım’ın cihazı efsanede kalmaz…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.