
Musikîde bir kaidedir. Hânendeler de, sâzendeler de icra edecekleri eserin sadece sadâsına değil, edâsına da riayet etmekle mükelleftirler. Edâsına, yani tanımlanmış kurallara (notalara) değil, ancak ehlinin his ve fark edebileceği türden —portede gösterilmesi güç— ayrıntılara...
Müzik öğretmenleri (sadâyı) bilir ve bildirirler, müzisyenler ise (edâyı) hissederler ve hissettirirler. Aradaki mesafeyi kapamak çok zordur. Emek vermek gerek. Dilde de böyledir. Dilin kuralları, hiçbir zaman dilin kullanım alanını kuşatamaz. Bu nedenle dili bütünüyle kavramak isteyenlerin beylik kuralları (sadâyı) ezberlemeleri yetmez, içten içe ayrıntıları, yani dilin iç-mantığını (edâyı) hissetmeleri de gerekir. İmdi, dilde sadâ-edâ ayrımına açıklık getirmek amacıyla, bir haftadır sürmekte olan bir tartışmaya müdahil olacağız; “ne... ne de” tartışmasına...
* * *
- “Çiçek yetiştirmeyi çok istiyorsan, ne eline batan diken, ne de söylenenler umurunda olmayacak.”
Bir reklam filminde Mustafa Kemal Atatürk''e söyletilen bu cümle sayesinde Türkçe açısından pekâlâ verimli olabilecek ilginç bir tartışmanın kapısı aralanmış oldu. Çünkü bir iki köşe yazarı hemen kaleme sarılıp bu cümlenin Türkçe kurallarına aykırı olduğunu iddia ettiler ve sorumlular da itirazları ciddiye alıp reklam filmini güya düzeltilmiş hâliyle yayımladılar.
İtirazcılara göre “ne... ne de” kalıbıyla birlikte olumsuz değil, olumlu fiil kullanılırmış; dolayısıyla bu cümle yanlışmış, doğrusu da şöyle olmalıymış:
— “... ne eline batan diken, ne de söylenenler umurunda olacak.”
İtirazcılar tam da Türkçe''nin haysiyetini kurtarmış olduklarını düşünürlerken, Hıncal Uluç (Sabah, 24 Kasım) ile Ali Saydam (Akşam, 26 Kasım) birer yazıyla bu eleştirilerin geçersiz olduğunu, çünkü “ne.... ne de” kalıbıyla birlikte pekâlâ olumsuz fiil de kullanılabileceğini, kısacası her iki kullanımın da caiz olduğunu öne sürdüler.
Bunun üzerine itirazcılardan Hakkı Devrim (Radikal, 27 Kasım) bu iki yazara karşılık verip kaynak zikretmeksizin Misalli Büyük Türkçe Sözlük''ten “ana kural iddiası”nı destekleyen bazı misâller aktardı.
Sayın Devrim, “ne... ne de” bağlaçlarından sonra olumlu fiil kullanmayı gürültüyle “ana kural” olarak ilan ediyor, bu ana kuralın bazı istisnaları olabileceğini ise gizlice îma ediyordu. Yani elindeki sözlükte yer alan bilgilerin bir kısmını aktarıyor, diğer kısmını ise bir sonraki raunda bırakıyordu. Ali Saydam, bunun üzerine, eski bir yazısına istinaden Hakkı Devrim''le aslında aynı şeyi söylediklerini belirtti (Akşam, 28 Kasım). Yani bağlaçlar arasındaki nesne sayısının çok olması koşuluyla fiilin pekâlâ olumsuz kullanılabileceğini, hatta kullanılması gerektiğini dile getirdi. Lâkin ne Uluç, ne de Saydam, olumlu fiil de kullanılabileceğini hiç inkâr etmedikleri hâlde, Hakkı Devrim, sanki böyle bir durum sözkonusuymuş gibi, sanki malzemesi elinde kullanılmadan kalmış gibi, erleri meydane davet etti de etti. (Radikal, 30 Kasım)
İlginçtir, aslında Hakkı Devrim''in tutunduğu kaynak (Misalli Büyük Türkçe Sözlük) yukarıdaki şarta yer vermiyor, buna mukabil başka şartlar öne sürüyordu. Kendisine istinad ettikleri otoritenin hatalarını tashih veya münakaşa edebilecek durumda olmadıklarını da gözönüne alarak sayın Devrim''i aktardıklarından (veya aktarmadıklarından) ötürü sorumlu tutamayız. Böyle durumlarda yapılması gereken, aracıların ''ara''dan çekilmelerine izin vermektir.
Biz de bu ilkeye uyacak ve sayın Devrim''i katiyyen ne sahibi, ne de mes''ulu olmadıkları ''şartlar'' bahsinde eleştiri haricine çıkarıp doğrudan sözlük yazarı İlhan Ayverdi''nin açıklamalarıyla meşgul olacağız.
Sayın Ayverdi, özetle, şöyle diyor:
1. “Ne... ne” bağlacı, cümleyi anlam bakımından olumsuz kıldığı için yüklemi ayrıca olumsuz yapmaya gerek yoktur, böyle cümlelerde yüklem olumlu olarak kalır.
2. Aşağıdaki cümle şekillerinde yüklem olumsuzdur: a) Fiil bu bağlaçtan önce gelirse, b) Şartlı birleşik cümlelerde şart anlamı taşıyan cümlelerin başına gelirse, c) Cümlede olumsuz anlam veren başka bir kelime bulunursa, d) Bazı zarf-fiillerin olumsuz hâliyle kullanıldığı zaman.
Kısacası, Türkçe''de “ne... ne de” kalıbı, olumlu veya olumsuz, fiilin her iki hâliyle de kullanılır.
Sözlük yazarının istisna olarak gösterdiği kullanıma özgü şartlara gelince, bunlar hem indî, hem de keyfî açıklamalardan ibarettir. Kendilerinin konuşma dilindeki ''tekid'' (vurgu) bahsinden gaflet ettiklerinde şüphe yoktur. (Bu meselede yazı dili-konuşma dili ayrımına temas edilmemesi ise tam anlamıyla bir skandaldır.)
İlk şık için, yani fiilin bağlaçtan önce gelmesi şartıyla ilgili olarak sayın Ayverdi''nin misâlleri şunlardır:
— “Benimle böyle konuşamazsınız, ne sen, ne arkadaşın.”
— Bir gün dedim ki istemem artık ne yer ne yâr/Çıktım sürekli gurbete gezdim diyar diyar” (Yahya Kemâl)
Bu tamamen indî bir hüküm, zira fiilin bağlaçtan önce gelmesi şart değildir, sonra gelse de olur. Meselâ:
— “Ne sen, ne arkadaşın, benimle böyle konuşamazsınız!”
— “Ne yer ne yâr istemem artık!”
Görüldüğü gibi, iki kullanım da Türkçe''nin selîkasına uygundur. Biz Türkler tekid (vurgu) için kural dışına çıkmayı severiz; hele hele konuşma dilinde. (Meselâ: “nüans farkı”)
''C'' şıkkında, sayın Ayverdi, “cümlede olumsuz anlam veren başka bir kelime bulunursa” şartını koştuktan sonra iki örnek veriyor:
— Ne büyükleri, ne küçükleri onu aslâ affetmeyecek
— Ne Ankara''ya, Ne İzmir''e hiç gitmedim.
Bu şart da geçersizdir. Zira “olumsuz anlam veren başka bir kelime”ye gerek yok, bilâkis uygun bir tekid edatı (msl. kesinlikle), hatta te''kiden biraz nefes arası vermek bile işe yarar. Deneyiniz ve cümlenin edâsını hissediniz lütfen! Yani sırf yazmayın, söyleyin; sadece okumayın, bir de dinleyin!
Bitmedi. Yarın kendi misâllerimi aktaracağım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.