
Geçenlerde gazetenin telefonu çaldı. Arayan sesin tonunda hem bir öfke hem de kırgınlık vardı. Kendini tanıttı; bir baba, bir hekim...
Söze, “Ersin Bey, 2025 yılındayız ama bu memlekette hâlâ, eğitim kurumlarında ibadet etmenin önünde engeller var, biliyor musunuz?” diyerek girdi.
“Nasıl olur hocam? Daha geçenlerde İstanbul Valiliği cuma namazı saatiyle ilgili genelgeyi hatırlattı, kamuda esneklik var” diyecek oldum.
Sözümü kesti: “Kamuyu geçin Ersin Bey, asıl mobbing, asıl gizli yasak özel sektörde ve özel üniversitelerde uygulanıyor.”
Meselenin aslı şu:
Oğlu, İstanbul’da hatırı sayılır bir özel üniversitede okuyor. Delikanlı, cuma namazlarını kılmak istiyor. Fakat ne hikmetse, ders programları tam da cuma saatine denk getiriliyor. Hani öyle ucu ucuna yetişecek gibi de değil, hutbeyi, farzı alacak şekilde blok dersler konuluyor.
İstanbul’un göbeğinde, tabelasında “özgürlük”, vizyon belgesinde “çoğulculuk”, tanıtım metinlerinde “insan hakları” yazan bir özel üniversite… Adını bilerek vermiyorum. Doktor Bey ile de üzerine konuştuk, cuma namazına konulan dersler bir üniversiteye özgü değil. Köklü bir çözüme ihtiyaç var. O nedenle bir okulu yasakçı ilan etmektense aslında tüm özel üniversitelerde kâğıt üzerinde olan yasağı kaldırmak için çözüm yolları üretilmeli.
Çünkü akademik takvim ve “yönetmelik” cuma namazı yasağının önünü açıyor.
Dersi kaçıran öğrenciler de yok yazılıyor. Ya inancını seçeceksin ya dersini! Tam bir 28 Şubat travması. O garabetin üzerinden yıllar geçti ama gölgesi hâlâ bir yerlerden üzerlere düşüyor.
Doktor baba da “Benim oğlum bir tercih yapmak zorunda bırakılıyor” diyor. Bu nedenle de öfkeli. Haksız mı? Bir baba, evladının dini vecibelerini yerine getirtmesi için çırpınırken, üniversite yönetimlerinin öğrencilere kapı duvar olması şu çağda ve siyasi iradeye rağmen geri adım atmamaları “meydan okuma” değil de nedir?
***
Tam burada ibretlik bir kıyas yapalım mı?
Fenerbahçe’nin teknik direktörü Domenico Tedesco, bilindiği kadarıyla Müslüman değil. Yaklaşık 5 aydır Türkiye’de. Kadrosunda yerli ve yabancı Müslüman futbolcular var. Antrenman programını yaparken, cuma saatini gözettiğini öğrendik. Bunu bir kanun zoruyla mı yapıyor? Hayır! Sadece şu ahlâkî kuralı işletiyor: “Bu insanlar için bu vakit kutsal ve ben buna saygı duymalıyım.”
Tedesco’nun, takımındaki Müslüman futbolcular için gösterdiği medenî hassasiyeti, İstanbul’daki bir üniversite yönetimi, kendi vatanının evlatlarından esirgiyor. Ne kadar da trajik değil mi?
***
Aynı zamanda politik yasaklı günlerin mücadelecilerinden olan doktor baba yılmamış, bir hekim titizliğiyle sorunu teşhis etmiş, reçeteyi yazmış ve resmi makamlara başvurmuş.
Önce YÖK’e yazmış. Durumu anlatmış. YÖK’ten gelen cevap şu: “Ders programlarını yapma yetkisi üniversite senatolarına ait.”
YÖK, kâğıt üzerinde sorumluluk almıyor ancak yasağın devlet eliyle meşrulaştırılması da söz konusu.
“İbadet etme hakkı evrenseldir” demek hiçbir işe yaramıyor.
Bu arada cuma saatine ders koyma uygulaması her özel üniversitede yok. İşte “gizli yasakçılık” dediğimiz de tam olarak bu. Yasak “tabelası” yok! Cuma namazına gitmenin serbest olduğuna dair kanuni bir düzenleme de yok. Anayasal güvence altında değil.
***
Doktor babanın, ilgili kurumlara gönderdiği başvuru dilekçelerini inceledim. Çok haklı bir tespiti var. Diyor ki: “Başbakanlık 2016/1 sayılı genelgesi var ama uygulanmıyor. Çünkü 'mesai kaybına neden olmaksızın' ifadesi, idarecinin keyfine bırakılıyor. Amir, 'iş aksıyor' dediği an genelge çöp oluyor.”
Çözüm ne peki?
Öneri çok net ve makul: Kanuni güvence.
Nasıl ki öğle tatili istisnasız tüm kamu ve özel sektörde bir haksa, cuma günleri de öğle tatili kanunla bir buçuk saat olarak düzenlenebilir.
Sadece kamu için değil, özel sektör ve üniversiteler için de bağlayıcı bir kanun. Valilikler, illerindeki namaz vaktine göre cuma saati aralığını belirleyebilir.
Böylece ne öğrenci rektörün insafına kalır ne de memur amirinin iki dudağı arasına sıkışır.
Telefondaki babanın ses tonunda sitem de vardı. Başörtüsü yasağını tarihe gömen siyasi iradeye rağmen evladının cuma namazına gidememesine çok içerlemiş.
Cuma namazı kılmak isteyen o gencin başına gelmese, evladı babasına taşımasa, o baba dert edinip bir hal çaresinin peşine düşmese kimsenin haberdar olmayacağı bir uygulama. Kıyıda köşede kalmış. Şimdi biliyoruz. Üstelik mağduru var.
Görüşmemizin ardından doktor baba yazdığı dilekçeleri gönderdi. CİMER’e de yüklemiş. Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a samimiyetle içini dökmüş.
Diyor ki; “Sayın Cumhurbaşkanım… Bir baba olarak size sesleniyorum. Gençlerimiz Deizm ve Ateizm kıskacında savrulurken, alnını secdeye koymak isteyen bu pırıl pırıl çocukları, üniversite yönetimlerinin ‘akademik özerklik’ bahanesine kurban etmeyelim.
Genelgelerle, tavsiye kararlarıyla bu iş yürümüyor. Özel üniversiteler, ticarethane mantığıyla baktıkları eğitimde, öğrencinin manevi dünyasını ‘müşteri memnuniyeti’ kadar bile önemsemiyor.
Gelin, bu işi bir Kanun Hükmünde Kararname veya Meclis’ten çıkacak tek maddelik bir yasayla kökten çözelim. Cuma saati, bir ‘izin’ lütfu değil, anayasal bir ‘hak’ teslimi olsun.”
***
Yıl olmuş 2026, biz hâlâ Türkiye’de özel sektörde de olsa insanların inançlarının gereğini yerine getirememesinin önündeki gizli ve kararlı yasaklamaları konuşuyoruz. Yeni yılın ilk cuma namazına giderken bu meseleyi sizler de düşünün. Gündem yapıp el birliği ile ortadan kaldıralım, sona erdirelim bu haksız uygulamayı. Kâğıt üzerinde özgürlük manifestoları yayımlayan bazı üniversitelerin gerçek anlamda eşitlikçi ortamlar olmalarının önü açılır hem.
Yoksa, el oğlu Tedesco kadar olamayacak mıyız?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.