Londra baronları tuş oldu...

00:0017/01/2009, Cumartesi
G: 2/09/2019, Pazartesi
Fevzi Öztürk

Merkez bankası bir kez daha piyasaları şaşırttı. Bir önceki toplantısında da piyasanın beklediğinin çok üzerinde indirim yaparak sürpriz yapmıştı. Bu seferki indirim sürprizin ötesinde şok bir indirim olarak kayıtlara geçti. Açıkçası, bir önceki 1,25 puanlık indirimde çok fazla yanılmamamıza rağmen, piyasanın ve bizim 1 puan kadar bir indirim beklediği son faiz toplantısından 2 puanlık bir indirim gelmesi herkes gibi bizim içinde sürpriz oldu. Hatırlarsanız yüzde 13''lük faiz seviyelerinin ilk çeyrekte

Merkez bankası bir kez daha piyasaları şaşırttı. Bir önceki toplantısında da piyasanın beklediğinin çok üzerinde indirim yaparak sürpriz yapmıştı. Bu seferki indirim sürprizin ötesinde şok bir indirim olarak kayıtlara geçti. Açıkçası, bir önceki 1,25 puanlık indirimde çok fazla yanılmamamıza rağmen, piyasanın ve bizim 1 puan kadar bir indirim beklediği son faiz toplantısından 2 puanlık bir indirim gelmesi herkes gibi bizim içinde sürpriz oldu. Hatırlarsanız yüzde 13''lük faiz seviyelerinin ilk çeyrekte görülebileceğini daha önce
rağmen, beklediğimden biraz erken gerçekleştiğini itiraf etmeliyim...

Merkez bankasının faizleri yüzde 15''den yüzde 13''e çekmesi ile tarihi olarak hem en düşük politika faizi seviyesine hem de en düşük reel faiz seviyesine gerilemiş oldu. Merkezin politika faizlerinin yüzde 16,75 olduğu Kasım ayından bu yana yapılan toplam indirim 3,75 puana ulaşmış durumda.

Merkezin politika faizleri ile piyasa beklentilerinin korelâsyonunun kırılması açısından Kasım ayı oldukça önemli. Kasım ayındaki toplantı öncesinde yıllardır piyasaları dış gözlemci ve işlemci olarak yönlendiren Londra kaynaklı finans baronları Türkiye''nin faiz indirimlerinde sıkı olması gerektiğini vurguluyorlardı. Geçmiş dönemlerle olduğu gibi; TV kanallarına canlı bağlanarak, raporlar yayınlayarak ülkenin mevcut risk priminden dem vurup politika faizlerinin yüksek tutulması gerektiğini yoksa bunun sonuçlarının olumsuz olacağını deklare ediyorlardı. Son üç faiz indiriminde de Londra baronları etkisiz kaldı. Gözden kaçırdıkları (ya da görmek istemedikleri) konjonktür Londra''yı ters köşeye yatırdı. Kasım ayından bu yana merkez bankası piyasaları şekillendirmek istemiş ve bunu da başarmıştır.

Türkiye yıllardır en yüksek faizi ödüyor. Faiz yükü gerek bütçe tarafında gerekse kredi maliyetlerinde en büyük payı oluşturdu. Sanki değişmez bir kaideymiş gibi ülkenin risk primi (reel faiz) yıllarca dünya ortalamalarının oldukça üzerinde seyrederek dünyada “at başı” gitti. Kafalara kazılan/kazdırılan bu reel faizin, alt bandına inildiği zaman tehlike çanları çalınmaya başlandı. Yüksek ülke risk priminin altında yatan en büyük nedenler olarak; cari açık, yüksek enflasyon, kamu borç yapısının uyumsuzluğu ve mali sektörün zayıflığı gösterildi. Kısacası siz yapı olarak aşırı zayıfsınız ve bu zayıflığın bedeli olarak minimum şu kadar daha fazla ödemeniz gerekmektedir denildi.

Yaşanılan süreçte enerji ve emtia fiyatlarının düşmesi enflasyon tehlikesini bitirmiş, cari açık tehlike olmaktan şimdilik uzaklaşmıştır. Kamu borç stokunun Maastricht kriterlerine göre yüzde 60 olması gerekmektedir. 2008 sonu itibariyle Türkiye''de bu oran birçok AB ülkesinin fiili borç oranının altına yüzde 36 seviyesine gerilemiştir. Bu nedenlerle Türkiye''nin risk primi karşılığında ödediği reel faiz oranı artık eskisi kadar yüksek olamaz. Ve olmamalı da...

Siz Türkiye ile krizin tarumar ettiği İzlanda''yı aynı kategoride değerlendirip risk primini buna göre isterseniz artık alamazsınız. Faiz politikasında dünya uygulamalarına bir kez göz atmamız daha gerçekçi bir yaklaşım için yeterli olacaktır. ABD ve Japonya''da faizler sıfırın biraz üzerinde, Avrupa merkez bankası tarihinde ilk kez faizleri yüzde 2''ye indirdi. İngiltere ise faizleri 315 yılın en düşük oranı olan yüzde 1,5''a çekti.

Peki, bu faiz indirimini nasıl okumamız gerekiyor? Kısaca değinelim.

Merkez bankasının açıklamalarında haklı olarak büyümeye yönelik endişelerin ön planda olduğu görülüyor. Zaten açıklanan makro ekonomik verilerden de iktisadi yavaşlamanın derinleştiği net olarak görülüyor. Önümüzdeki aylarda faiz indirimleri daha küçük miktarlarda olsa da devam edebilir. Merkez bankası yılsonu enflasyon hedefi olan yüzde 7,5''lere sene ortalarından sonra ulaşılabileceği ve sene sonunda hedefin altında kalınabileceğine inandığı için faizleri indirmede oldukça rahat hareket ediyor. Büyümenin birincil hedef olduğu ortamda düşen faizler ile iç talep desteklenmeye çalışılıyor.

Ekonomik aktivitelerin küçüldüğü bu ortamda şüphesiz iç talebin canlandırılması oldukça önemli. Kredi maliyetlerinde yaşanacak bir küçülme yatırım iştahının canlı tutulması için yardımcı olacaktır. Merkez bankası bu noktada gerekli adımları atmıştır. Bundan sonraki süreçte görev bankalara düşmektedir. Bankalar artık kredi kullandırma maliyetlerinde mantıklı adımlar atarak fonlama ve kredi makasını daraltmak durumundalar. İsteseler de istemeseler de zamanla daha seçici olarak kredi plasmanlarını artırdıklarını hep beraber göreceğiz.