
Akşam gazetesinde Oray Eğin, Orhan Pamuk''un “Kar” isimli romanından çok çarpıcı bir cümle nakletti. Anılan romanda, sürekli Atatürk rolü ile sahneye çıkan bir karakter, kendini bu rolle o kadar özdeşleştirmiş ki Eğin''in de dediği gibi kalkıp şu “şuursuz” sözü sarf etmiş: “Bunca yıl Atatürk''ü oynadım, yüce halkımız layık görürse bir gün Peygamber Efendimiz''i de oynamak isterim”.
Evet, çoktandır Ahmet Hakan''ı yazmak istiyordum yazamadım, daha doğrusu yazmadım; ama artık “farz” oldu.. (Farz sözcüğünü özellikle tırnak içinde yazdım ki, Özdemir İnce “kamusal alan” olan bu köşede “tevhid-i tedrisat” ilkesinin ihlal edildiğini vehmetmemiş olsun!)
Farz oldu; çünkü Ahmet Hakan son iki yazısının merkezine İclal Aydın, Gülben Ergen, Hülya Avşar''ı değil, Ahmet Taşgetiren''i oturtmuştu. Ahmet Taşgetiren isim vermeden, ama bana göre de Ahmet Hakan''ı kastederek Hakan''a “yavşak” demişti. Bunun üzerine Ahmet Taşgetiren “Niye üstüne alınıyorsun?” dedi. (Bir soru da benden olsun: Ahmet Taşgetiren bu soruyu sorduğuna göre, eleştirdiği “tipoloji”ye Ahmet Hakan''ın dâhil olmadığını, dolayısıyla Hakan''ı akladığını deklare etmiş olmuyor mu?)
Diyelim ki, Ahmet Hakan''ı kastetmedi; öyle olsa bile Ahmet Taşgetiren gibi “hassas ruhlar terazisinin ibresi” olan bir insan, yazısının arasına “yavşak” sıfatını serpiştirmekle kendine zarar vermiş olmuyor mu?
Bu sözcüğü Türk basının en entelektüel üç yazarından biri olan Engin Ardıç''ın yazılarında çokça görmüş olmama rağmen, bunu hiçbir zaman çok görmedim; çünkü Engin Ardıç Ahmet Taşgetiren gibi yazılar yazmış olsaydı, bugün Engin Ardıç diye bir marka yoktu.. Bunun mefhum-u muhalifinden şu çıkıyor: Ahmet Taşgetiren Engin Ardıç gibi yazmaya başlarsa, Ahmet Taşgetiren diye bir marka kalmayacaktır.
Evet, Taşgetiren''in üslubunu eleştirip Hakan''ın üslubunu eleştirmemek olmaz; çünkü bu, üslubuma ters.. Ahmet Hakan, savunma sadedinde yazdığı yazının “periferisine” fırdöndü ithamında bulunduğu Ali Bulaç''ı da dahil etti ve “Ali Bulaç açtırma kutuyu, söyletme kötüyü..” diyerek kendi deyimiyle “hafif ve mizahi” bir üslup kullandı.
İşte birilerini psikolojik anlamda tehdit ederek “Bak yazarım haaaa..” demek, Hakan gibi “usturupsuz üslup” sahibi bir yazara yakışmıyor! Bu üslubun “Ben yazarım, bazen de çizerim; haaa haaa haaa..” repliğinden ne farkı vardır?
Ahmet Hakan, hem televizyon programlarında söyledikleri hem de köşesinde yazdıkları ile “yasakçı kafa” olmadığını ispat etmiş olan biridir. 28 Şubat''ın alengirli günlerinde, Kanal 7''nin sahip ve yöneticilerinin gösterdiği muazzam sebata eşdeğer bir performans göstermiş olduğunu unutmamak gerekiyor. Ancak, yaşadığı hayatın metaforuna kapılmış olması, geçmişte yaşadığı hayatın çizgisinde olanları “Büfeci Müslümanlar” olarak nitelendirmenin mazereti mi olmalıdır?
12 Eylül darbesi için “Bu darbe solculara karşı yapıldı; çünkü misafir olduğum evin bulunduğu apartmanda sabah ''imam efendi'' değil sendikacı götürüldü..” diye yazmış olmasını şimdi ne ile izah edeceğiz?
O sabah sadece Ecevit mi “götürüldü” ve o sabah örneğin Erbakan “Nişantaşı Bar”a mı davet edildi?! Muhsin Yazıcıoğlu, solcu olduğu için mi 7.5 yıl Mamak''ta hücrede yattı?
Neticede Ahmet Hakan''a Ahmet Taşgetiren''in “bit yavrusu” anlamına gelen “yavşak” sıfatını kullanması bir üslup sorunudur. Hakan''ın aynı sıfatla mukabele etmesi de seviye zafiyetidir. Taşgetiren''in “hayvanat literatüründen” örnek vermesi şart idiyse, Ahmet Hakan''a örneğin “Biti kanlanmış..” diyebilirdi.
Böyle demiş olsaydı belki de Ahmet Hakan “pirelenmemiş” olacaktı!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.