Bienvenidos a Colombia!

04:0019/05/2016, Perşembe
G: 13/09/2019, Cuma
Murat Zelan

Bienvenidos a Colombia… Kolombiya'ya hoş geldiniz!



Kolombiya havaalanında bu yazıyı gördüğümde rahatladım. Kolay değil; Ankara'dan İstanbul'a, İstanbul'dan Barselona'ya, Barcelona'dan Kolombiya'nın başkenti Bogota'ya aktarmalı uçuşla tam 21 saatlik bir yolculuktu. Nisan'ın son haftasında yola çıktım. Kolombiya'nın ve Kolombiya'daki Cundinamarca departmanının başkenti Bogota'ya bu kadar uzun sürede gelen son Türk belki de benim. Zira, Türk Hava Yolları 4 Mayıs'tan itibaren İstanbul-Bogota arasında doğrudan uçuşlara başladı.



Amerika Birleşik Devletleri gibi Kolombiya da eyalet sistemi ile yönetiliyor. Bogotá, D.C. (İspanyolca:

Distrito Capital

, kısaca D.C.) Amerika Birleşik Devletleri'nin başkenti Washington, D.C.'ye benzeyen özel bir statüye sahip. Anlayacağınız, Bogota ülkenin 'Başkent Bölgesi' ve doğrudan merkezi hükümet tarafından idare ediliyor. Yaklaşık 8 milyon nüfusuyla Bogota, büyüklük itibariyle Kolombiya'nın en büyük, dünyanın ise 36'ncı büyük şehri. Şehir, Güney Amerika'nın en hızlı büyüyen metropollerinden biri.



Dolayısıyla Türk Hava Yolları'nın aldığı karar son derece yerinde. Kolombiya Türkiye'ye Türkiye Kolombiya'ya artık çok daha yakın. Aktarmalarla birlikte 21 saat süren yolculuk, Türk Hava Yolları'nın girişimiyle birlikte aktarmasız 13 saate düştü. İnşallah, bu sayede Latin Amerika ile Türkiye arasındaki ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler de gelişecektir.



Yolculuğun yorgunluğunu atmak ve yeni bir ülkeye alışabilmek için biraz zaman gerekti. Aslında bir haftada kendimi toparlar, birinci haftanın sonunda Kolombiya'nın kültüründen, sosyal ve siyasi yapısından, Türkiye ile etkileşiminden, ülkede yürütülmekte olan barış sürecinden bahsederim diye umuyordum. Hatta bunun için yanımda bir dizüstü bilgisayar getirmiştim. Aradan iki güç gün geçmiş ve yazı günü gelip çatmıştı. Bir gece, yerleştiğim bir apart odasında dizüstü bilgisayarın tuşlarına dokunmaya başladığımda fark ettim ki, ı-ıh, bu iş olmayacak. Yazı yazabilmek sadece bir konu saptamakla olacak iş değil çünkü benim için… Yazının konusunu saptayacaksın, havasına gireceksin, evet ama yetmez… Yazı konusunda takıntılarım var. 14 punto Arial ya da Calibri yazı karakteri de olacak… Son zamanlarda Tahoma ve Garamound karakterlerine de alıştım. Ayrıca tam bir F klavye bağımlısı olduğum için mutlaka ama mutlaka bir F klavye olacak parmaklarımın ucunda. Yoksa, o tuş nerede, bu tuş nerede demekten yazıya odaklanamaz hale geliyorum. Bir şey daha… 20 yıllık gazetecilik/yazarlık hayatım boyunca sadece masaüstü bilgisayarlar kullanmıştım ve bir kez daha tecrübe ettim ki, dizüstü bilgisayarların küçücük tuşları ve küçücük ekranlarıyla yazı yazabilmek deveye hendek atlatmaktan daha zor benim için. Türkiye'den binlerce kilometre uzakta, Atlantik okyanusunun ötesinde, Kolombiya'nın başkenti Bogota'da yerleştiğim bir apart odasında, gecenin bir vakti bunu bir kez daha tecrübe etmiş oldum. Ve kendi kendime seslendim yine: Bienvenido a Colombia!



O gece ani bir karar verdim: Sabah ilk iş gidip, paraya kıyıp bir masaüstü bilgisayar alacaktım. Sabırsızlanıyorum. Uyku tutmuyor. Zaten burada fazla uyumak mümkün değil. Çünkü, Bogota rakım itibariyle La Paz ve Quito'dan sonra dünyanın en yüksek üçüncü başkenti olma özelliğine sahip. Deniz seviyesinden 3 bin 250 metre yüksekliğe ulaşan dağların eteklerindeki 2 bin 700 metre yüksekliğe sahip ovalar üzerine kurulmuş şehir. Oksijen bol. Yola çıkarken, İbrahim Karagül'ün “romatizman varsa dikkat et” uyarısına ilave olarak, şehre vardığımda aldığım ilk uyarılardan biri, ilk zamanlar çok hızlı hareket etme, bu şehir alışık olmayan insanlarda kalp çarpıntısı yapar. Neyse ki ne romatizma sorunları yaşayacak ne de kalp sorunları yayacak kadar yaşlandım. Uykuya gelince… Bu şehirde azıcık bir uyku bile dinlendiriyor insanı. İnsanlar burada sabah 6'da güne başlıyor, randevularını bile ona göre belirliyorlarmış.



Ertesi sabah, dağların üzerinde yükselen güneşle birlikte demeyeceğim, çünkü bu şehrin üzerine doğan güneş, tıpkı evinin penceresinden dışarıya bakarken perde arkasına saklanan utangaç bir genç kız gibi, çoğu kez bulutların arkasına saklanıyor, Kolombiya'da bana yoldaşlık eden TİKA Koordinatörü Doç.Dr. Mehmet Özkan ve Koordinatör Yardımcısı İrfan Pamuk'la birlikte her türlü elektronik eşyanın satıldığı bir pasaja uğradık. İstediğim gibi bir bilgisayar bulup bulamayacağımdan emin değildim. Daha ilk dükkânda dikkatimi çeken şey fiyatların oldukça ucuz olmasıydı. Sonra ikinci bir dükkânı dolaştık ve emin olduk. Fiyatlar Türkiye'deki 'bal reklamlarındaki' kadar ucuzdu. Türkiye'de 3 bin liraya aldığınız iyi bir marka bilgisayarı Bogota'da 2 bin liraya alabiliyordunuz. Bir rahatlama geldi bana… Oh dedim, Yeni Şafak'a yazılarımı yeniden yazabileceğim.



Bir iki dükkân dolaştıktan sonra yanımıza gencecik bir çocuk geldi. “Tam size göre bir bilgisayarım var. Bunu kaçırmamanız lazım” diyordu. (Çeviriyi, son derece iyi bir İspanyolcası olan Kolombiya TİKA Koordinatörü Doç. Dr. Mehmet Özkan yapıyordu.) Ne olduğunu anlamadan kendimizi bir anda çocuğun satış yaptığı dükkânda bulduk. Gencin heyecanı da bizi etkisi altına almıştı. Derken, anlaştık. İnternetten baktığımız kadarıyla, henüz Türkiye'de satışa sunulmamış bir bilgisayardı alacağımız. Yalnız çok temel bir sorun vardı. Her tarafı İspanyolca olan bu bilgisayarı nasıl kullanacaktım. Dedik ki, bu bilgisayara Türkçe Windows ve Türkçe Office kurabilir misin? Genç, başından itibaren her şeyi hallederiz diyen heyecanlı tavrıyla “Si, si, si señor” dedi. Ne kadar zamanda halledersin? “Bir saate hazır olur” dedi. Anlaştık. Bilgisayarı alıp hemen yandaki dükkâna götürdüler.



Bir saat sonra… Bilgisayar hazır değildi. İki saat sonra… I-ıh… yine hazır değil. Dükkânın iç tarafında, 16-17 yaşlarında sivilceleri henüz çıkan bir genç, umutsuz bir şekilde bilgisayara bakıyordu. Sanki bilgisayarcı değil de, part-time olarak dükkânın işlerine bakan bir sörfçü gibiydi. Kısa sürede yapılamayacağı anlaşıldı. Akşama verelim dediler. O an sevincim kursağımda kaldı. İçimden bir kez daha kendi kendime seslendim: Bienvenido a Colombia!



Akşam oldu, bilgisayar kaldığım apart/otele teslim edilmişti. Bilgisayarı kurduk; çok heyecanlıydım. Windows açıldı. Ve ekranda yine o kelime belirdi: Bienvenidos!



Hallolan hiçbir şey yoktu. Windows, Office hepsi İspanyolcaydı yine… Birkaç şey yazmaya çalıştım, ama yok, olacak gibi değildi. Menüyü bile anlamıyordum. Türkçe bir bilgisayarda bile fazlasıyla takıntılı biriyken, böylesi bir bilgisayarda nasıl yazabilirdim ki… Kalakaldım öylece… Kendi kendime bir kez daha iç geçirdim: Bienvenido a Colombia!



Yazının son günüydü… Umutsuzca televizyonu açtım, İspanyolca kanallara bakmaya başladım. Onları da anlamıyordum. Bir iki saat sonra cesaretimi toparlayıp yeniden oturdum bilgisayarın başına. İş başa düşmüştü… Gazetecilik tecrübemi konuşturmaya başladım. Ki, gazetecilik, en kısa zamanda en doğru adrese ve en doğru bilgilere ulaşmaktan başka bir şey değildi aslında. Google'u açtım, Office nasıl Türkçeleştirilir diye baktım. Şöyleydi, böyleydi derken okuduklarımı adım adım uygulamaya başladım. Yapılacak son şey, enter tuşuna basmaktı. Elimi iyice yukarıya kaldırıp, orta parmağımla tuşa bastım: Yükle! Yükleme penceresindeki mavi çizgi akmaya başladı. Yükleme bir saat sürecek diyordu. Bir saat sonunda ne olacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Fakat ne olacaksa olacaktı artık. Her şeyin komple silinmesi ihtimalini bile göze almıştım. Derken… Bilgisayar yeniden başlamak üzere otomatik olarak kapanıp açıldı. Veee… Ekranda İspanyolca “Bienvenidos” yerine Türkçe “hoş geldiniz” yazısı... Yüzümde bir gülümseme: Hoş bulduk Kolombiya, hoş bulduk!




#Bienvenidos a Colombia
#Kolombiya
#Windows
#Office