
Sabah saat 08.35’te eski Kahire’nin görkemli kapılarından Bâbu’l-Futûh’ta taksiden indim. Surlardan içeri doğru önümde uzayıp giden Muizz Caddesi’nde sadece birkaç köpek, sokakları süpüren temizlikçiler ve ben... Kendisini “Sabah el hayr” diye selamladığım yaşlıca bir temizlikçi hanım, cevap olarak “Sabah en-nûr efendi” diye cevap verince gülümsedim. Osmanlı’nın Mısır’a miras bıraktığı kelimelerden biri de bu: Efendi. Sonuna iyelik eki getirip “efendim” şeklinde söylemek de çok yaygın. Anlamı, bizdekinin aynısı.
Eski Kahire’nin kalbinin attığı yerlerden biri olan Muizz Caddesi, ismini Fâtımî halifelerinden el Muizz li-dinillâh’tan alıyor. Akşamları tam bir karnaval meydanına dönüşen cadde üzerinde Fâtımî, Memlûk ve Osmanlı eserleri art arda ve iç içe yer alıyor. Caddenin başından baktığınızda bu üç imparatorluğa ait klasik sembolleri bir arada görebiliyorsunuz. Adeta Kahire’nin barındırdığı kadîm mirası ve köklü tarihini özetlercesine.
Son dönemde ülkemizde yapılan en önemli ilmî çalışmalardan biri olan “İslâm Düşünce Atlası”nı [İlmi Etüdler Derneği-Konya Büyükşehir Belediyesi ortak yayını] okurken, eserin editörü İbrahim Halil Üçer’in bir anlatımı dikkatimi çekmişti. Muizz Caddesi üzerinde yer alan Kalavun Külliyesi’ni, bir akşam vakti, tam karşısındaki sebilden izleadiğini, izlerken de İslâm kültür mirasının nasıl yüzyıllar boyunca akan bir nehir gibi süreklilik arz ettiği üzerinde tefekkür ettiğini vurguluyordu Üçer. Memlûk tahtının kudretli sultanları Kalavun ve Barkuk adına inşa edilen bitişik külliyeleri, tam da o sebilin önünden izlediğimde, ben de aynı şeyleri düşünürken buldum kendimi. Kahire’ye, geçmiş serencâmını okuyarak gelmişseniz eğer, bu muazzam şehirdeki tarihsel süreklilik ve devinim karşısında çarpılmamanız imkânsız zaten.
***
Kahire’ye gidenlerin, sanki anlaşmışçasına kurdukları bir cümle vardır: “Sokakları çok pis!” Bu cümleyi o kadar çok kişiden duymuşumdur ki, şehre adım atar atmaz karşıma çıkacak manzara hakkında içimdeki merak da büyüdü. Acaba herkesin diline düşecek kadar “pis” ne olabilirdi Kahire’de?
Şehir merkezinde yürüdüğüm uzun saatler boyunca, Ortadoğu’nun herhangi bir şehri kadar “pis” buldum Kahire’yi. Yağmurun yılda birkaç kez yağdığı, fakirliğin ve sefaletin ciddi boyutlara ulaştığı, dışarıdan yoğun şekilde göç alan 20 milyonluk bir metropolün istediğimiz şekilde “temiz” olmaması gayet normal. Bilmiyorum, belki de Kahire’ye biraz kıyak geçiyorum. Olsun, hak ediyor.
Dışarıdan bakanların çoğunlukla “pislik” gördüğü ara sokaklarda ve iç mahallelerde, ben aksine yaşayan ve ruhu olan bir şehir gördüm. Tek başıma saatlerce yürüdüğüm o fakir mahalleler, aslında Kahire’nin ta kendisiydi. Şehrin lüks semtlerine, havalı restoranlarına ve modern yüzüne ısrarla ayak basmadım. Sırf, Kahire’yi hissedebileyim diye. Galiba biraz başardım.
***
Kahire Kalesi’nin tepesinden şehri kuş bakışı izleyen Mehmed Ali Paşa Camii’nin hemen altında, iki büyük cami daha yan yanadır: Rıfâî ve Sultan Hasan. İlki, geçtiğimiz yüzyılın başında Hıdiv ailesi tarafından inşa ettirilen bu camilerden ikincisi, Memlûkların Kahire’deki en muhteşem eserlerinden biridir. Rıfâî Camii ise, Ortadoğu’nun geçmiş yüzyılından, ancak meraklılarının bileceği çarpıcı bir hikâyenin kahramanlarını ağırlar:
1939’da, İran Şahı Rıza Pehlevî’nin oğlu Muhammed Rıza, Mısır Kralı Faruk’un kız kardeşi Prenses Fevziye ile evlendirildi. Böylece İran’la Mısır arasındaki ilişkilerin de kuvvetlenmesi umuldu. Ancak Fevziye, Tahran’ın ve Pehlevî sarayının havasına alışamamıştı. 1945’te hava değişikliği bahanesiyle geldiği Kahire’den bir daha Tahran’a dönmeyen Prenses, 1948’de Muhammed Rıza Pehlevî’den resmen boşandı.
Kral Faruk, 23 Temmuz 1952’de Cemal Abdunnâsır-Enver Sedat liderliğindeki Hür Subaylar cuntası tarafından devrildi ve Roma’ya sürgüne gönderildi. 18 Mart 1965’te İtalya’da ölen Faruk’un cenazesi, vasiyeti gereği Kahire’ye getirilerek Rıfâî Camii’ne gömüldü.
Şah Muhammed Rıza Pehlevî, 1979’da İran’ı terk ettikten sonra, Enver Sedat’ın davetiyle Mısır’a geldi. Lenf kanseriyle mücadele eden ve ABD’de tedavi olabilmek umuduyla geçen birkaç ay boyunca farklı ülkelerde yaşayan Şah, nihayet yeniden dönmek zorunda kaldığı Mısır’ın başkenti Kahire’de 27 Temmuz 1980’de öldü. Cenazesi, Enver Sedat’ın emriyle düzenlenen askeri törenin ardından Rıfâî Camii’ne, Kral Faruk’un kabrinin hemen yan tarafındaki odaya gömüldü.
Bir zamanlar kayınbirader-enişte olan iki eski kral, siyasetin akıl almaz sürprizlerinin sonunda, şimdi Kahire’nin sessiz bir köşesinde, aynı caminin içinde yan yana yatıyor.
(Şah’ı ve Kral’ı ziyaret ederken zihnime üşüşen bir yazı konusu: Mısır ve İran’ın tarih içindeki paslaşmaları, yakınlaşmaları ve rol değişimleri.)
***
Loş sokaklarında kaybolmak, anıt eserlerine dalıp gitmek ve halkın gündelik hayatına şahitlik etmek, bunları yaparken de biraz siyasi gözlem imkânı için, bir haftalığına Kahire’deyim. Önümüzdeki yazıda, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Mısır’ın siyasi gündemini, halkın beklentilerini ve ülkedeki genel havayı konuşalım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.