Kahire''nin güneyinde Nil boyundaki şehirlerden Minya Ceza Mahkemesi''nin 24 Mart''ta aldığı idam kararları üzerinden Mısır, yeniden, yoğun bir şekilde gündemimize girdi. Türkiye, iç siyasi zemininin ve kaos senaryolarının paralel felç edici etkisinden kurtulur kurtulmaz gerçek gündemini de yakalamaya başladı. Bu sevindirici bir gelişme. Mısırlıların dokuz aydır sürdürdükleri efsanevi darbe karşıtı direnişin önce bölgeye sonra da küreye yayılması gerekiyor çünkü. Şayet Mısır''da darbe yönetiminin akıl tutulması ve kendi halkına karşı uyguladığı zulüm durdurulamazsa yakın gelecekte Mısır için de bölge için de dünya için de kayıp zamanlar başlıyor diyebiliriz.
3 Temmuz darbesinden bu yana, hemen her olay sonrasında uluslararası medya ve kamuoyu ''Müslüman Kardeşler bundan sonra ne yapacak?'' sorusunu sordu, şimdi de benzer sorular sorulmaya devam ediyor. Aslında İhvan ve Mısır''daki darbe karşıtları acımasız ve zalim bir darbe yönetimine karşı -zalim olmayan darbe yönetimi yoktur aslında- ne yapılması gerekiyorsa onu yapıyorlar. Siyaset sahasından silinmek hatta tamamen bitirilmek istenen İhvan, 86 yıllık tarihinde benzer pek çok durumla karşı karşıya kaldı ama sosyal tabanını hiç kaybetmedi. Şimdi de sadece İhvan değil, tüm darbe karşıtları silaha ve şiddete başvurmadan, tahriklere kapılmadan haklarını talep ediyorlar ve ''adalet, hürriyet, ekmek'' arayışlarını sürdürüyorlar. Haddizatında baştan beri sorulması gereken soru şu olmalıydı: ''Darbe yönetimi bundan sonra ne yapacak? Bu kaostan ülkeyi nasıl çıkartacak? Çökmüş ekonomiyi nasıl kurtaracak?''
Bu sorular sorulmadığı için de doğru cevaplar verilemiyor maalesef. Tunus''ta başlayıp Suriye''ye gelip dayanan Arap Baharı rüzgârları bu coğrafyanın çocuklarına yepyeni duyguları tattırdı. Artık bu coğrafyanın çocukları sadece antiemperyalist hissiyatla sokaklara çıkmıyorlar. Adalet, hürriyet, meşruiyet, insan hakları istiyorlar. Onurlu ve müreffeh bir hayat talep ediyorlar. Kendi köklerinden beslenip açık bir ufuk yakalamak istiyorlar. Onun için Rabia bu kuşağa heyecan veriyor. Müşterek hislerini Rabia İşareti''yle gösteriyorlar. Kendi özlerinden kopan, Rabiatü''l-Adeviye''den ilham alınarak isimlendirilen, insanlık vicdanıyla özdeşleşen Rabia Meydanı''ndaki ruh bu topraklarının evlatlarının zerrelerine kadar işlemiş durumda. Yeni bir kuşak doğuyor ve yetişiyor: Rabia Kuşağı. Mısır''ın nüfus yapısı analiz edildiğinde seksen beş milyonluk nüfusun % 33''lük dilimi 14 yaşın altında. Neredeyse nüfusun % 50''si 24 yaşın altında. Bugün sokaklarda canı pahasına insani değerler için haykıran, mücadele eden de bu nesil. Darbe yönetimi için mevcut durumun yönetilemezliği bir yana ''zamanın ruhu''nun eski yönetim tarzlarıyla ve militarist politikalarla boğulması ve bu neslin taleplerinden vazgeçirtilmesi mümkün değil. Ancak şiddet politikalarıyla Rabia Kuşağı''nın hayalleri yıkılır ve ümitleri daha fazla hırpalanırsa silahlı mücadele taraftarları da kaçınılmaz olarak artacak ve radikal oluşumlar için elverişli zeminin şartları olgunlaşmış olacaktır.
Gelinen noktada suçlu aramak gerekirse sadece darbecileri suçlamak işin kolayına kaçmak ve hakikate muhalif düşünmek olur. 3 Temmuz darbesine farklı motivasyonlarla ve gerekçelerle destek veren bütün ülkeler, odaklar, siyasi partiler, sivil tolum kuruluşları, medya mensupları, yazarlar dokuz aydır Mısır''da olan bitenden sorumludurlar. 3 Temmuz''da sesi çıkmayan, darbeye darbe bile diyemeyen, darbecileri tebrik yarışına giren, finansman musluklarını açan bölgesel ve küresel güçler ve uluslararası örgütler aynı aymazlığı ve duyarsızlığı 14 Ağustos Rabia Katliamı''nda da sergilediler. 24 Mart''ta alınan idam kararları karşısında takınılan pasif tutum bu kesimler için büyük bir utanç olsa da şaşırtıcı değil. Ancak umulur ki darbenin başarısızlığı ve ülkeyi ve bölgeyi sürüklediği kaos, dünya barışı için barındırdığı tehdidin dozu bu çevrelerin tavırlarını gözden geçirmelerine vesile olur. Kendi birkaç vatandaşı için dünyayı ayağa kaldıran Batı ülkelerinin ve Batılı insan hakları kuruluşlarının idam kararları karşısındaki tutumları kendileri için yeni bir samimiyet testi olacaktır.
Birbirinden bağımsız gibi değerlendirilen ama büyük oranda birbirlerini etkileyen iki mesele, Mısır ve Suriye''deki krizler. Mısır''daki darbe yönetimine ve uygulamalarına karşı tepkilerini dile getiren çevrelerin Mısır''daki zulmün ve dramın binlerce kat fazlası ve dehşetlisinin yaşandığı Suriye''deki zulüm ve felaket karşısındaki sessizlikleri ve tepkisizlikleri tam bir fecaat. CHP''nin Esed''le ilginç ilişkileri, MHP''nin bir türlü Suriye''yi ve Türkmenleri gündemine alamaması, Saadet Partisi''nin konu Mısır olunca gösterdiği hamiyeti Suriye meselesinde gösterememesi en hafif tabiriyle samimiyetsizlik olarak algılanıyor. Aynı şekilde medyanın ve Mısır''la ilgili protestolar yapan kurum ve çevrelerin Suriye konusunun mahiyetini ve hayatiliğini görmezden gelmelerini izah etmek çok zor. Mısır''ı görüp Mısır''dan katbekat dehşetli bir felaketi yaşayan Suriye''ye kör olmanın, gerekçesi her ne olursa olsun, hem Türkiye hem de uluslararası kamuoyu ve karar alma mekanizmaları için ayrı bir samimiyet testi olduğunu ifade etmek gerek.
Yerel dinamikleri ne kadar doğru okursanız okuyun söz gelimi Mısır konusunda Doğu Akdeniz jeopolitiğini dikkate almadan Mısır''daki olayları ve uluslararası çevrelerin tutumlarını isabetli tahlil edemeyebilirsiniz. Bölgede neredeyse her gelişmenin diğeri ile ya ilgisi var yahut diğer gelişmeye, bölgeye yahut olaya etkisi var. Bu zaviyeden bakıldığında Mısır, Suriye, Filistin, Lübnan hatta Kıbrıs''la ilgili gelişmeleri birlikte okumak ve ona göre tavır takınmak daha doğru analizlere ve sonuçlara bizi götürecektir.
Bu yorumu Spam olarak bildirdiniz. Talebiniz değerlendiriliyor.