Hayat Ay ışığında kelimeler

​Ay ışığında kelimeler

Ay ışığında kelimeler

Ali Ural’ın yeni kitabı Ay Tiradı Şule Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Tek bölümden oluşan Ay Tiradı, şiirsel dili ve zengin imgelemiyle akıp giden bir nehir gibi. “Kendi kendiyle konuşmanın bir delilik göstergesi olduğunu düşünenler yanılıyor,” diye başlıyor Ay Tiradı, “kendi kendiyle konuşamamaktan doğuyor cinnet.”

Haber Merkezi Yeni Şafak
Arşiv
Arşiv

GÜZİDE ERTÜRK

Biletlerin hızla tükendiği büyük bir gösteriyi kaçırmak üzereyiz. Söylentilere bakılırsa, ışıkların sönüp perdelerin son hızla açıldığı sahnede dünya sergileniyormuş. Sonunun ne vakit geleceğini şimdilik kimseler bilmiyormuş. Kim kaçırmak ister? Trafiğe, yağmura ve geceye aldırmadan koşuyor insanlar. Seyirciler yerlerini almış. Bir tek biziz geç kalan. Ses çıkarmadan oturup gözlerimizi açmak, sahnede büyük bir gürültü koparken herkesin paylaştığı sessizlikten pay almak istiyoruz. Atılan çığlıklar, fışkıran kanlar o kadar gerçekçi ki yerimize çakılıp kalıyoruz. Nefes alıp verdiğimiz bile bir muamma.

Sahnenin başını kaçırsak da yerleşecek bir koltuk bulmaktan, sahnelenen onca vahşete rağmen kalabalıkla bir olup gözlerimizi sahneye dikmekten memnunuz aslına bakılırsa. Sahnenin keskin ışıkları ele geçirecekken benliğimizi, bir gölge düşüyor önümüze. Ali Ural, koltuğundan kalkıp salondan ayrılıyor. Herkes otururken düşünceli adımlarla uzaklaşan Ural’ın, dudaklarında kıpırtılar. Kopan gürültüde söylediklerini duymak güç olsa da aldırmıyor. Bağırmak gibi bir derdi yok. Parlak ışıklara sırtını dönüp Ay’ın uzak ama bir o kadar da umut verici ışığına yöneliyor. “Kendi kendiyle konuşmanın bir delilik göstergesi olduğunu düşünenler yanılıyor,” diye başlıyor Ay Tiradı, “kendi kendiyle konuşamamaktan doğuyor cinnet.” İnsan kendi sesini bile duyamazken mırıltıların yankılanacağı ruhlar arıyor Ali Ural. Kenarına iliştiğimiz hayat hakkında söyleyecekleri var.

REKLAM

SEYİRCİ KOLTUĞUNDAN KALKMALI

Tek bölümden oluşan Ay Tiradı, şiirsel dili ve zengin imgelemiyle akıp giden bir nehir gibi. Dünya sahnesinde neler gördüğümüzü sorgularken kıyamet günü elindeki fidanı dikmeyi tavsiye eden Peygamber’in izinden gidiyor. Geçip gittiği her yerde güzel izler bırakmanın peşinde. Kitabı okurken kimi vakit bir şiirin peşine düşüyorsunuz, kimi vakit bir şarkının. Her paragrafta dünya biraz daha genişlerken, ortalık aydınlanıyor. Perdeye baktığımızda gördüklerimiz cehennemden birer kesit mi, yoksa cennete giden yolun üzerinde mi yürüyoruz. Seyirci koltuğundan kalkmalı ve hangi yolda yürüdüğümüzü gözden geçirerek etrafımızı kuşatan karanlıklardan sıyrılacak bir ışık bulmalıyız.

Dünyanın sergilendiği sahneye geç kalmanın telaşıyla korkarak bize ait olan her şeyi unutmaya başlasak da hatırlamak için geç kalmadık. Ali Ural, yakalandığımız hafıza kaybına büyük unutkanlık adını veriyor, unutma kışı olarak adlandırıyor onu. Ayın cılız ama bir o kadar da inatçı ışığında hatırlamanın izlerini arıyor. Baharı, açan çiçekleri, Laleli’den dünyaya giden tramvayı fark edersek kurtulabilir miyiz kara kıştan? Unutmaya mahkûm bir balık olmadığımızı hatırlamak için vaktimiz de umudumuz da var. Unutkanlığın buzlarını tabiatın kadim sıcaklığıyla eritmeyi deneyebiliriz. Öncelikle, neyi unuttuğumuzu anlamalıyız belki de. İnsanın hayvandan geldiğini değil de hayvana doğru gittiğini idrak etmekle başlayabiliriz yeryüzünü ısıtmaya. Vahşi hayvanlara dönüşen yığınlar arasından sıyrılıp son nefesini insan olarak vermenin gayretiyle hatırlamalıyız. Selamdan başlayalım o halde. Sahneye değil de birbirimizin gözlerine bakalım. İnsanlığımızı hatırlamanın başlıca yolu, bir çift parlak gözle karşılaşmaktan geçebilir pekâlâ. Ay ışığı, şehrin karanlık sokaklarına yayılırken selamlaşmaktan çekinenlerin kulağına eğilip “Merhaba,” diyor. Ali Ural, büyük unutuşun şifasını birbirine bakan gözlerde arıyor.

REKLAM

Ay TiradınnAli UralnnŞule Yayınların

UMUT TAZELEMEK, HAREKETE GEÇMEK

İnsan, ham ve unutkan bir benliğe sahip olsa da Ay Tiradı ondan vazgeçmiyor. Aksine umut tazeleyip harekete geçmek niyetinde. Ay Tiradı, koltuğunda oturmaktan sıkılanlara hitap ediyor bu yüzden. Panzehirle şifa bulmadan önce zehrin nereleri çürüttüğünü keşfetmeli. Çürümenin nerede başladığını bilemezsek onu tazeleyecek devayı da bulamayız. Ateşten ateşe fark var. Her yıl kılıktan kılığa girerek kutlanan cadılar bayramının ateşiyle, Kazancı Dede’nin insan pişirdiği ateşi birbirinden ayırt etmekle başlamalıyız pişmeye. Olgunlaşmakla kül olmak arasında bir seçim yapılabilir. Yolumuzu Kelt paganlarının bayramına düşürmek yerine, bir dergâhın mutfağına düşürebilirsek ölü benliklerimiz dirilişin tadına varabilir. Kazancı Dede’nin mırıldanmaları eşliğinde devam ediyor Ay Tiradı, “İnsan pişirmek ne zor zanaat. Buharı dünyayı yakar dua edelim.”

T. S. Eliot’tan Edmond Rostand’a; Cemal Süreya’dan Sezai Karakoç’a birçok şairin üzerine Ay’ın ışığı düşüyor. “Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus / Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus,” derken Karakoç, William Black, “Annem öldüğü zaman çok küçüktüm / ve babam sattı beni henüz dilim bile / dönmezken ‘temizle! temizle! temizle!’ demeye” şiiriyle çıkıyor karşımıza. Göçük altında kalanlara “El Habir” ismini uzatıyor kitap. Her ne kadar, tirat bitti dediyse de Ali Ural, Ay’ın bitmeyen şarkısı kulaklarda yankılanmaya devam ediyor.

REKLAM

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.