Kadınların çoğunun hayatı yeni doğan bebekleriyle beraber tamamen değişir. Elif Şafak'ta da durum böyle. Geçtiğimiz ay ikinci bebeği Emir Zahir'i dünyaya getiren Şafak, bebekleriyle beraber kaleminin daha da bilgeleştiğini anlatıyor. Çocuklarının yüzünü saklayan ama ikisinin de babalarına benzediğini söyleyen Şafak'la anneliği ve edebiyatı konuştuk
Galiba her hamilelik farklı oluyor. İkinci hamilelik çok farklı geçti birinciden. Doğum süreci ve sonrası da daha kolay, daha sakin ve yumuşak oldu. Annelik bir seferde hop diye öğrenilen bir şey değil. Sürekli bir öğrenme süreci. Hem bir yanıyla daha tecrübeli hissediyorum kendimi, hem de öğrenmeye devam ediyorum. Ben çocuklarımın öğrencisiyim. Her anne çocuklarının öğrencisi. Onlar öğretiyor bize anneliği.
Bu sefer benzer problemler yaşamadım. Tam tersine her şey çok daha kolay oldu. Siyah Süt'ü yazmak iyileştirdi beni. O kitap doğum sonrası depresyonu anlatıyor ama bunu mizahla yapıyor, iyileştirerek yapıyor. Bana iyi geldi Siyah Süt'ü yazmak. Pek çok insandan bu kitabı okumanın benzer şekilde okura yapıcı ve iyi bir enerji verdiğini duydum, duyuyorum.
Benim gibi habire yazan, hayatını ev dışında kuran bir kadın için en zoru ilk bebeği yapmak aslında. En büyük dönüşüm o. Yani ilk hamilelik en zoru. Ondan sonra bir eşik var, onu geçince üç çocuk daha yapabilirsiniz, başka bir aşamaya geçiyorsunuz.
İsimlerin kader değil de tılsımlı olduğuna inanırım ben. Hikaye anlatıcı, yaratıcı ve dirençli Şehrazat. Emir Zahir'e gelince, son ana kadar ismi yoktu. Ama üç ayrı mistik tesadüf oldu bizi Emir ismine yönlendiren. Bir tanesi bir rüya. Diğerinde ise hastaneye gitmeden evvel kütüphanedeki yüzlerce kitap arasından rastgele bir kitap seçmesini istedim 2 yaşındaki kızımdan. Paulo Coelho'nun Zahir kitabını verdi. O dakika biliyordum ismin Zahir olacağını. Hem edebiyattan hem tasavvuftan esinlenerek...
Evliliğe karşı olan yanım yumuşadı tabi. Ama tamamen gitmedi, kaybolmadı. Hala zaman zaman hafakanlar basar, alır başımı gitmek isterim. Giderim de. Bir kadınla erkek birbirlerini ne kadar severlerse sevsinler evlilik insanı daraltabiliyor, bunaltabiliyor. Hele çocuk sahibi olduktan sonra karı koca yeni yeni gerilimlerle tanışıyor. İnsanın kendine ait bir odaya, zamana, kendine ait bir dünyaya kesinlikle ihtiyacı var.
Benim annem tipik bir anne değildir ki. Bebek tutmasını bile bilmez. Hastaneden çıktık, baktım annem yardıma gelmiş ama bebeği tutamıyor bile. Müthiştir Şafak Hanım. Ben küçükken annem bana tek başına bakmak ve çalışmak zorunda kaldı. Anneannem büyüttü beni. Benim şartlarım, kişiliğim ve yapım daha farklı. Ama elbette annemde görüp de benim de yaptığım şeyler var, olmaz mı?
Zahir'e günlük aldım. Kızlar duygularını anlatmaya, yazmaya, konuşmaya zaten teşvik ediliyorlar bizim kültürümüzde. Ama erkekler tam tersine duygularını, iç dünyalarını hep bastırmak zorunda kalıyorlar. Çocuklarım yazar olsun diye bir takıntım yok. Ama her ikisinin de duygularını bastırmadan, hayal dünyalarını saklamadan kendilerini rahat ifade edebilmelerini isterim.
Saten Şehvet Hanım benim en zor kabullendiğim, en son barıştığım yanım. O tabi istemez kilo almamı. Ama daha önemlisi insanın kendi bedeniyle, cinselliğiyle, kendisiyle barışık olabilmesi, kendini nasıl taşıdığı.
Eskiden roman yazarken tamamen kapanır, bazen günlerce dışarı çıkmaz ya da dışarıda kafelerde, havalimanında harıl harıl yazardım. Anneliğin beni en zorlayan yanı yazarken bölünmek. Öte yandan annelik insanın kalemine ve kişiliğine bambaşka şeyler katıyor. Onu da görüyorum.
Zaten hamilelik esnasında çocuk görüyor ki annesinde bir değişim var, anne olmuş kocaman bir göbek. Ben hep anlattım bir kardeşi olacağını. Biliyordu, gene de kıskançlıklar oldu.
Dikkat ediyor, özen gösteriyoruz dengelere.
Etkilemez olur mu? Aldı tepetaklak etti beni.
Kainatta tıpatıp tekrar olmadığını düşünüyorum. Depresyona giren insanlar için en büyük müjde bu. Bir daha aynı depresyonu yaşamıyorsunuz. Tabi bu demek değil ki bir daha depresyon olmaz. Olabilir ama en azından farklı bir depresyon olur, bu da bir şey. Emir Zahir Siyah Süt gibi bir kitap getirmedi bana. O bir roman getiriyor.
Sabır. Şefkat. Tevekkül. Kainatın ritmine kulak vermek. Ben hep isyan ettim ömrüm boyunca şimdi şükretmeyi öğreniyorum.
Hep hız ve hareket ve kaos sevdim. Şimdi dinginlik, denge ve kosmosu öğreniyorum.
Kalemim daha bilge eskisinden. Daha akıllı demiyorum , daha bilge. Ve doğurgan. Kalemimin içinden kalemler çıkıyor.
Yazdım, bir kısmı özel bunların, bir kısmını zamanla yayınlarım.
Şu anda bir roman üzerinde çalışıyorum. Mistik bir roman. Tasavvufi olacak o biraz.
Anadolu'nun küçük bir kasabasında doğsam farklı biri olurdum muhtemelen. Biz yazarlar kendimizi çok özel
zannetmeyi severiz. Halbuki hepimiz zamanımızın ve mekanımızın ürünleriyiz bir dereceye kadar.
Keşkelerle bakmıyorum hayata. Dem bu demdir dem bu dem. Aslolan şu an...






