Siyasetçi, avukat değil önce şairim

Büşra Sönmezışık
00:0027/03/2011, Pazar
G: 26/03/2011, Cumartesi
Yeni Şafak
Siyasetçi, avukat değil önce şairim
Siyasetçi, avukat değil önce şairim

Süleyman Arif Emre 88 yaşında bir siyasetçi ve MSP'nin kurucularından. Ama en önemlisi Türkiye siyasetinin son 50 yılına tanık olmuş nadir siyasetçilerden biri. Keskin zekâsıyla ve olaylara karşı soğukkanlı tutumuyla tanınan Emre, aynı zamanda bir şair. Uzun yıllar Erbakan Hoca'nın yanından bir an bile ayrılmayan Emre'nin tozlu fotoğraflarını ve ardındakileri karıştırdık. Emre, Erbakan Hoca'yı, kendini ve en önemlisi dönemin siyasi olaylarını anlattı

Hiç konuşmaz denecek kadar az konuşan biri Süleyman Arif Emre. "Aruz vezni ve mistik titreşim Emre'nin bütün şiirlerini boydan boya kat eder" diyor kırk yıllık arkadaşı olan şair Bekir Sıtkı Doğan. Onu iyi tanıyor, sustuğunda şiir dizeleriyle konuştuğunu biliyor. 1959 yılından bu yana şiir yazan Arif Emre'nin şair yönünün tanınamamasının nedeni, uzunca bir süre politika ile ilgilenmesi ve avukatlık yapmasından başka bir şey değil. Ama bu kadar çalkantılı ve yoğun çalışmaları arasında bile şiir onun yakasını bir türlü bırakmamış. Üzerine fazla eğilemediği için fazla eser bırakamadığı da bir gerçek. Üstat Necip Fazıl Kısakürek'in değişiyle 'Derin bir şair' Süleyman Arif Emre. O kadar zorladım ama kendi özel hayatı hakkında çok az bilgi alabildim. 'Dava adamlığı'nın bir neticesi olmalı ki kendini hep siyasi yaşamı üzerinden ifade etmeyi uygun buldu. Dahası kendini anlatmaktan daha çok olayları bir gözlemci olarak aktardı. Galiba o, hayatı boyunca duygularını yalnızca şiir dizelerine teslim etmek istemişti. O; evlat, eş ve baba olmaktan daha ziyade öncelikle devlet adamıydı. Ama bütün bunların dışında aynı zamanda bir eş ve dört çocuk babasıydı.

SON 50 YILIN SİYASETİNE TANIKLIK ETTİ

Süleyman Arif Emre 1923, Besni, Adıyaman doğumlu. 1944 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra Ankara Defterdarlığı, İçişleri Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nda muhtelif görevlerde bulunuyor. Bir süre Ankara ve Adıyaman'da avukatlık yaptıktan sonra siyaset hayatı 1956 yılında Hürriyet Partisi'nde başlıyor. 1961 yılında Adıyaman'da Yeni Türkiye Partisi İl Teşkilatı'nı kuruyor. 1965 yılında aynı partiden milletvekili seçilerek parlamentoya giriyor. 1971 yılında Milli Nizam Partisi'ne (MNP) kurucu üye olarak katılıyor ve partinin genel idare üyeliğinde bulunuyor. Parti kapatılınca 1972-73 yıllarında MSP'nin kurucu genel başkanlığını yapıyor. Hemen ardından 1974 -1977 yıllarında kurulan koalisyon hükümetlerinde devlet bakanlığı görevlerinde bulunuyor. 1980 darbesi döneminde bir süre tutuklu olarak Mamak Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanıyor. Arkadaşlarıyla beraber gerek parti gerekse kişisel olarak beraat ettikten sonra haklarındaki siyasi yasaklama kalkınca politika hayatına Refah Partisi Merkez Karar Yönetim Kurulu Üyesi olarak devam ediyor. Ardından Fazilet Partisi'nden İstanbul Milletvekili seçiliyor. Halen Saadet Partisi'nin MKYK üyesi...

Süleyman Arif Emre Türk siyasi hayatının yaklaşık son elli yılına tanıklık etmiş biri. Hürriyet Partisi ile başlayan siyaseti hayatını beş dönem milletvekilliği yaparak geçirdi. Siyasi hayatına o kadar çok şey sığdırmıştı ki siyasi albümündeki fotoğraflar aile albümündekilerden daha fazlaydı. Elbette hayatında sadece siyaset yoktu. Bir taraftan siyasetle uğraşırken diğer taraftan bulunduğu ortam ona "insanlık" öğretmişti. Parti içinde kurdukları arkadaşlıklar, dostluk ve kardeşliğe dönüşmüştü. Çünkü bir dava adamı olmak sadece tek bir partiye sığmak değildi. Kurulan partilerin isimleri değişse de o yine aynı fikir, aynı düşünce üzerinde devam ediyordu. Hem siyaset hem de yakın dostu olan Erbakan'dan bahsederken gözleri dolan Süleyman Arif Emre albümünü bizim için açıyor.


  • "1965 seçimlerinde Süleyman Demirel tek başına iktidara gelmişti. Bizim parti olan YTP'den ise 19 kişi vardı. Biz önce başkan olarak Osman Bölükbaşı'nı, Samsun senatörü ve Anayasa hukuk profesörü Ali Fuat Başgil, Osman Turan gibi birçok ismi parti başkanı olarak düşündük ama hiçbiri olmadı. Erbakan Hoca'yla ilk defa arkadaşımın ofisinde tanıştık. O dönemlerde Odalar Birliği Genel Sekreteri'ydi. Etrafımdaki bütün siyasetçileri hocayla karşılaştırdığımda tam notu Erbakan Hoca'ya veriyordum. Sonra onu Odalar Birliği'nde ziyarete gittim. "Bizim bir başkana ihtiyacımız var. Allah'ın sana verdiği yeteneği birkaç tüccarın meselesiyle heder etmeye ne hakkın var" dedim. "Benim de kendime göre çalışmalarım, arkadaşlarım ve büyüklerim var. Onlara danışmak istiyorum." dedi ve bir süre sonra kabul etti.
  • "Hoca ağır sanayi hamlesi başlatmıştı. Batılılar bunu önlemek için Paris fuarında bir toplantı yaptılar. Çünkü bu hamle başarılı olursa dünya pazarları Türkiye'nin eline geçer diye düşünüyorlardı. Durduramadılar ama yakın tarihimizin en büyük komplosunu kurdular. Demirel ile Ecevit gizlice anlaştı. 12 kişiyi AP Ecevit'e verdi. Koalisyon hükümeti olduğumuz için 12 kişi gidince bizim hükümet düştü. Danışıklı dövüştü. Ecevit de başbakan olur olmaz hem ağır sanayi hamlesini iptal etti, hem de 5. Kalkınma planı maddesini çıkardı. Milletin istikbaliyle oynadılar".

  • Bulutlar gibi geldik rüzgarlar gibi geçtik

    "Ailem. Babam rahmetlik oldu... Büyük Annem, Annem ablam halam mevcut. Bu fotoğraf seksen yıl öncesine ait."

    Evet bu dünya fanidir. Hz. Mevlana bu dünya hayatı için şunları söylüyor;

    "Bir zamanlar çocuk idik,

    Şimdi üstad olduk,

    Bir zamanlar dost yüzü görmekle şad olurduk.

    Hikayemizin sonu ne oldu dinle:

    Bulutlar gibi geldik rüzgarlar gibi geçip gittik..." İşte ömür denen hadisenin özeti bu...


  • "Sekiz yaşındayken çektirdiğimiz bir okul hatırası. Oturarak poz veren sağdan ikinci çocuk benim. Bu fotoğraftaki arkadaşlarımızın birçoğu daru bekaya intikal eyledi."

  • "Faizle patronlara borçlanma olayını 54. hükümet olarak Erbakan Hoca kaldırmıştır. Daha önceki hükümetlerde vergi gelirlerinin yüzde atmışı iç borç faizi ile patronlara ödeniyordu. 28 Şubat'ın gözden kaçırılmış olan gerçek sebebi hocanın faizci patronlara ülkenin soydurulmasını önlemesidir. Bir medya patronu açıkça söylemiştir. "Seni o makamdan indireceğim" demiştir. Bu durumdayken Mesut Yılmaz, Demirel dahil hepsi yan çizmişlerdir. Erbakan bunların hepsinin farkındaydı. Partiler demokratik sisteme sahip çıkmayınca hocaya 18 maddelik bir ültimatom dayattılar."

  • "1980 darbesinde parti genel idare kurulunu teşkil eden arkadaşlarımızın hepsini tutukladılar. Dil ve istihbarat okulunda tutuklu olarak yargılandık. 22 kişi tutukluyduk, dayanışmamızı hiç bozmadık. Hapiste 9 ay kadar kadar kaldık. Arkadaşlarımızın bir kısmı ikişer yıl, Erbakan Hoca dört yıl, Şevket Kazan üç yıl hapse mahkûm oldu. Biz de mahkûm olduk ama askeri yargıtay lehimize bozdu. İçeride Allah'ın bize yardım edeceğini düşünüyorduk. Erbakan Hoca bizden daha çok moral sahibiydi. Hatta bazen üzülen arkadaşlara hem nasihat ediyordu hem de kızıyordu. Ankara'da bir binanın üçüncü katının bir bölümünü bize tahsis etmişlerdi. Erbakan Hoca başka bir odada biz diğer bütün arkadaşlar büyük bir salonda kalıyorduk. Hepimiz koğuş nizamındaydık".

  • Kıbrıs çıkarmasının mimarı Erbakan Hoca'ydı

    "50 sene boyunca lider olarak tanınmış birçok şahsiyetle yakından uzaktan tanımışlığım oldu. Fakat Erbakan Hoca'nın liderliği hepsini aşan bir liderlikti. Mesela, Kıbrıs meselesinde hiçbirinin cesaret edemediği bir şey yaptı. Rumların zulmü karşısında çıkarma yapma cesaretini gösterdi. Donanmanın çıkarmaya başlaması emrini Sancar Paşa'ya veren kişi Erbakan'dır. Ama bu kamuoyunda gizli kaldı."


    Tartışmalar mutluluğun gücünü arttırır

    "Bu bir tartışma fotoğrafı. Yıl 1965. Eşim Hatice Emre ile karşılıklı tartışıyoruz. Konu neydi hatırlamıyorum. Tartışmalar bazen mutluluğun gücünü arttırır"