Üç gönül bir olup ki şehri seyran etti

Recep Yeter
00:0028/01/2007, Pazar
G: 27/01/2007, Cumartesi
Yeni Şafak
Üç gönül bir olup ki şehri seyran etti
Üç gönül bir olup ki şehri seyran etti

İki şehir, Mekke ve Medine... Kimileri için vuslatın, kimileri için hasretin adı. Giden kalmak, dönen yine gitmek istiyor. Bu özlemi hisseden üç gönül dostu sanatçı Ömer Faruk Aksoy, Nebi Kılıçarslan ve İlker Duyan'ın özveriyle hazırladığı benzersiz belgesel çalışması, uzaktaki iki şehri yakın ediyor.

Müslümanların iki kutsal şehri Mekke ve Medine'ye olan sevgilerinin lafta kalmasını istemeyen üç gönül dostu sanatçı, bütçesi özveriden ibaret tarihi bir belgesel çalışmasına imza attı. Fotoğraf ve sinema sanatçısı Ömer Faruk Aksoy'un kutsal topraklarda geçirdiği 25 yıllık birikiminin bir yansıması olan belgesel, tekrar çekilmesi imkansız görüntülerle izleyenleri büyülüyor. Hacca, umreye gitmeyi düşünen, mübarek beldeleri merak eden herkesin izlemesi gereken belgesel, önemli bir boşluğu doldururken, Mekke ve Medine'nin kalp atışlarını hissettiriyor.

Belgeselin hikayesini anlatan üç gönül dostu, yapımcı Nebi Kılıçarslan, yönetmen İlker Duyan ve görüntü yönetmeni Ömer Faruk Aksoy'un yol arkadaşlığı, Mekke ve Medine'deki kutsal mekanların genişletme çalışmaları sırasında başlamış. İki şehrin tarihindeki en önemli değişimlere, çalışmaları filme alırken tanıklık eden üç arkadaş, belgeselin tohumlarını da o yıllarda atmış.


Uhrevi bir hedefimiz yok

Belgeselin ilk ateşi ise önce Yapımcı Kılıçarslan'ın içine düşmüş. 2006 yılında gittiği umre dönüşü kapıldığı duyguyu tarif eden Kılıçarslan, “Bu duygu, bana Mekke ve Medine ile ilgili bir belgeselin yapılması gerektiğini bildiriyordu.” diyor. Önceliği bu konuya vererek sesli ve görsel çalışmaları topladığını, yazılı kaynakları ve interneti taradığını anlatan Kılıçarslan, şunları söylüyor: “İki şehirde son 20 yıldır fiziki olarak bir değişim yaşanıyor. Ancak hiçbir kaynakta bununla ilgili bir bilgi yok. Hayretle gördüm ki ne Türkiye'de ne de başka bir ülkede bu şehirlerle ilgili ciddi bir belgesel yapılmamış. Dolayısıyla kimse bu değişimin farkında değil.” Osmanlının bu şehirlerde 400 sene kaldığını hatırlatan Kılıçarslan, belgesele hız veren hislerini ise şöyle özetliyor: “Bu iki şehir dinimizin en kutsal mekanları. Yani biz bu şehirleri seviyorsak, bu sevgimizi lafla değil, icraatla göstermeliyiz dedim. Konuyu arkadaşlarıma açtım ve birikimimizi, arşivimizi, gönlümüzü ortaya koyarak, yazın sıcağında gittik ve bu eseri ortaya çıkardık.” Belgeselin bir mesajı olmadığını ısrarla vurgulayan Kılıçarslan, şöyle devam ediyor: “Biz 'Mekke ve Medine, kutsallarıyla, yollarıyla tünelleriyle, alış veriş merkezleriyle yaşayan iki şehirdir. Bu şehirler hızla değişiyor. Bu değişimi algılıyor musunuz?' diye soruyoruz. Hepsi bu. Bizim insanımız, Mekke ve Medine'ye gelirken, maça gider gibi, hiçbir araştırma yapmadan, hiçbir bilgiye sahip olmadan geliyor. Biz de bu çalışmayla diyoruz ki, eğer bu iki şehre gidecekseniz, hazırlık yaparak gidin. Filmi izleyenler uhrevi tarafı eksik diyorlar ama biz böyle bir şey hedeflemedik. Biz sadece gördüğümüzü, hissettiğimizi yansıttık.”


Sırada Kabe belgeseli var

Yönetmen İlker Duyan ise İlk&Son Film Yapım'ın ortağı. Sektörün duayenlerinden. Diyabet hastalığı nedeniyle Hacc'a gitmekten çekinen İlker Duyan, belgesel için Umre'ye gittiklerinde kendini test etme imkanını da bulmuş. Belgeselin bütçesinin olmadığını, herkesin cebinde ne kadar parası varsa onunla hazırlandığını anlatan Duyan, “Biraz imece usulü ile oldu. İlk&Son Yapım'ın stüdyoları, Ömer Faruk'un görüntü arşivi gibi imkanları birleştirdik. Bu yüzden net bir bütçesi yok. Mesela Ömer Faruk Aksoy'un bir daha çekilme şansı olmayan görüntülerine paha biçilemez. Kısacası bu bir ticari çalışma değil.” diyor. Üç gönül dostunun yeni düşünceleri de var. Bunlardan birini açıklayan Duyan, çok zor olduğunu bilmelerine rağmen her anlamda bir başvuru kaynağı olacak Kabe belgeseli ve kitabı yapmak istediklerini kaydediyor.


Aksoy, arşivini açtı

Belgeselin Görüntü Yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı Ömer Faruk Aksoy yaklaşık 25 yıldır Suudi Arabistan'da aşıyor. Suudi vatandaşı bir doktorla evli olan Aksoy, BBC, National Geograpy, Discovery Channel başta olmak üzere çok sayıda TV kanalına program çekmiş. Bir çok film projesinde görev yapmış. Uzun yıllar Hac Araştırma Merkezi'nde çalışmış. Yurt içi ve dışında fotoğraf sergileri var. Sanatçı olarak Suudi Arabistan'da bulunmanın oldukça zor bir uğraş olduğunu belirten Aksoy, Suudi Arabistan'daki sosyal yaşama ışık tutacak bilgiler veriyor: “Orası kendine has bir ülke. Sinemanın olmadığı, kadınların araba kullanamadığı, sinema salonlarının bulunmadığı bir ülkede sinema filmi yapıyoruz, belgesel, drama, reklam filmi çekiyoruz. Sinema salonları yok ama herkesin evinde televizyon var. DVD var, filmler seyrediliyor, en son teknoloji var. En son Kral Faysal zamanında sinema salonları varmış.”


Çağrı'yı hala aşamadık

Aksoy'a, 1970'li yıllarda çekilen The Message (Çağrı) filmini hatırlatıp, neden hala bu filmin bir adım ilerisine geçemediğimizi soruyorum. Aksoy'un bu konuda birkaç müjdesi var. Halen çok önemli prodüksiyonların hazırlığının devam ettiğini belirten Aksoy, şunları söylüyor: “Rahmetli Mustafa Akad, Çağrı'yı Suudi Arabistan'da çekmek istiyordu. Ama izin verilmedi. Fas Kralı 2. Hasan izin vermesine rağmen Suudi Hükümeti'nin baskı yapması üzerine Libya'da çekildi. Suudiler pişman oldular. 'Neden bu filmin çekilmesine izin vermedik?' diye. Şimdi ona benzer birkaç tane büyük projenin hazırlığı devam ediyor.” Aksoy, Suudi Arabistan'da sanatçı olmanın zorluğunu ifade eden ilginç bir anısını ise şöyle anlatıyor: “Mescid-i Haram'da bir iftar anını çekmek için izin aldık. Yanımızda da iki asker vardı bize eşlik eden. Tam çekimlere başladığımız sırada askerler sıkılıp yanımızdan ayrıldılar. Biraz sonra Din Polisi olarak adlandırılan kişiler gelip etrafımızı sardılar. Film çekmenin haram ve yasak olduğunu belirtip, kameramızın önüne geçtiler. Yüksek sesle tartışmaya başladık. Ben en sonunda dayanamayıp, bir şikayetiniz krala gidin dedim. Bunu duyan diğer Suudiler, gelip araya girdi ve çekim yapmamız için imkan sağladı. Fakat tam o esnada top atıldı, yani iftar vakti oldu ve biz çekimimizi yapamadık. Mecburen ertesi gün tekrar gitmek zorunda kaldık.”


Mekke'de 1 M2 TOPRAK 140 BİN YTL

  • Mekke'nin nüfusu 1 milyon 300 bin civarında, Medine'nin nüfusu ise 1 milyona yaklaşıyor.

  • Mekke çok dağlık bir şehir olduğu için çevresiyle irtibatı tünellerle sağlanmış durumda. Mekke'de şu anda 100'e yakın tünel var. Tünellerden sonra şehrin ikliminin değiştiği ve havanın yumuşadığı belirtiliyor.

  • 20 yıl önce Hacca gidenler, Mekke ve Medine'yi tanımakta çok zorlanır.

  • Mekke ve Medine, eskiden alışveriş açısından da cazibe merkeziydi. Bugün iki şehrin de çarşılarını Çin malları istila etmiş durumda. Elektronik eşyalar çok kalitesiz.

  • Mekke ve Medine'de manevi atmosferin dışında insanları cezbedecek hiçbir şey yok.

  • Mekke, şu an dünyanın en kıymetli topraklarına sahip. Bir metrekaresi 140 bin YTL.

  • Yakın zamana kadar var olan dağlar, kökten kazınıyor, yerine binalar inşa ediyor. Bu modayı başlatan ise dağın üzerine saray yaptıran kralın kendisi oldu.

  • Kabe'nin bulunduğu alanın zeminini kaplayan mermerlerin altında sanıldığının aksine bir soğutma sistemi yok. Mermerler Yunanistan'dan götürülen özel bir mermer olduğu için sürekli soğuk halde.

  • Şu anda Mekke'de 50 milyar dolarlık toplam 11 proje yürütülüyor. 2050 senesinde 50 milyon insanın geleceği öngörülüyor. Buna göre hazırlık yapılıyor.

  • İki Şehir Belgeseli, mekke ve Medine'deki yaşamı, alış veriş kültürünü, ulaşım sağlık gibi konuları içeriyor. Toplam 51 dakikalık eser, büyük mağazalar, müzik marketler, kitabevlerinden temin edilebiliyor.