'Bu ülke'yi bilen adam

Gülcan Tezcan
00:0013/06/2000, Salı
G: 12/05/2014, Pazartesi
Yeni Şafak
'Bu ülke'yi bilen adam
'Bu ülke'yi bilen adam

CEMİL Meriç de sadece arayanların bulabildiği, ışığının peşinden koşanların ancak onun imbiğinden süzülen hakikati görebildiği fikir adamlarından biriydi.

Fikir namusuna sahip bir münevver olmanın yürek istediği dönemlerde hakikati haykıran Cemil Meriç, 'Batı'nın yeniçerisi' değil bu ülkenin mütefekkiri olmayı tercih edenlerdi. Münevverlerini, ruh dünyalarını aydınlatanları sadece ölüm ve doğum yıldönümlerinde hatırlayan bir millet oluşumuzdan dolayı çoğu zaman bize bıraktıklarını hakkıyla değerlendirmeyi bilemediğimizden belki, Cemil Meriç de sadece arayanların bulabildiği, ışığının peşinden koşanların ancak onun imbiğinden süzülen hakikati görebildiği kalemlerden biriydi.

Söyledikleri, yazdıkları ve işaret ettikleri ile Kemal Tahir gibi, İdris Küçükömer ve Necip Fazıl gibi dünden bugünü görebilen, toplumsal ve siyasi hastalıklarımıza doğru teşhisler koyup, tedavi yolları öneren Cemil Meriç'in bugün hâlâ yeterince anlaşılabildiğini söylemek güç. Fikir namusunun her geçen gün daha da önem kazandığı bir ortamda Cemil Meriç'lere hasretimiz de artıyor.

İdraklere giydirilen deli gömleklerinden uzak duran Cemil Meriç, sadece bir düşünce adamı, deneme yazarı ya da hoca değildi hiç şüphesiz... Başlı başına bir okuldu. Üstelik de sağı, solu, birbirinden farklı uçlardaki gençleri biraraya getirebilen nadir isimlerden biriydi. Kimler yoktu ki o sohbet halkasında: Murat Belge'den, Cevat Özkaya'ya, Mehmet Şevket Eygi'den, Mustafa Özel'den Berke Vardar'a, Hulki Aktunç'a... Bir nesil O'nun rahle-i tedrisinden geçerek Doğu'yu, Batı'yı, aydını, medeniyeti ve kavramlar üzerine doğru düşünmeyi öğrendi.

Namuslu bir fikir adamı

Dursun Gürlek, Cemil Hoca'yla ilgili anılarında "Sohbetlerin en güzeline, polemiğin en ilgili çekenine, dost meclisinin bütün sıcaklığına burada rastladım. Çeşitli meslekte ve meşrepteki insanlar bu kalem ustasının cazibesine kapılıyordu. Yanına hemen her gidişimde yeni yeni simalarla karşılaşıyordum" diye sözeder Meriç okulundan.

Bugün gündemimizi meşgul eden pek çok tartışmaya Meriç'in kitaplarından cevap bulmak mümkün. "Düşünce adamı bir zümrenin emir kulu değildir. Hiçbir merkezden talimat almaz. Bir partiye bağlı olmayabilir. Ama tarihe ve kucağında yaşadığı topluma angajedir. Yani vatandaş olarak vazifeleri vardır; belli savaşları kabul etmesi, belli tehlikeleri göze alması lâzımdır. Bir devrin şuuru olmak zorundadır o. Başka bir vazifesi; bütün hakikatleri yoklamak, bütün yalanların maskesini yırtmak, kalabalığa doğruyu göstermek. Bazen yangın kulesindeki nöbetçi olacaktır, bazen engine açılan geminin kılavuzu. Sokakta insanlar boğazlanırken düşüncenin asaletine sığınarak, elini kolunu bağlamak düşünceye ihanettir." Acaba Cemil Meriç, bugün düşünceye yapılan ihanetleri görseydi neler düşünür, neler söylerdi? Muhtemelen şu cümlelerini tekrar ederdi:

"Dünyanın bütün tımarhaneleri bizim entelijansiyanın kafatası yanında birer akl-ı selim mihrakı. Her cinayete fetva veren, fikir hürriyetlerini menfaatlerine dokunduğu anda ayaklar altına alan insanların bu hürriyetperverlikleri kendilerini imtiyazlı bir zümre, adeta devlet içinde devlet saymalarının ifadesidir."