Akıllı diktatör arayışları

00:0020/03/2011, Pazar
G: 4/09/2019, Çarşamba
Cevdet Akçalı

Bir işadamımızın itirafıBüyük işadamlarımızdan Rahmi Koç, "Bize akıllı bir diktatör lazım" demiş. Biz bu beyana katılıp katılmadığımızı söylemek istemiyoruz. Ancak bu ifade, Türkiye''deki bazı işadamlarımızın politikaya bakışını ifade etmesi bakımından çok tipik bir konuşmadır.1971 yılında 12 Mart muhtırasından sonra Demirel hükümeti istifa etmişti. Bir süre sonra, büyük bir işadamı ile bir dostun evinde yemekte buluştuk. Bu yemekte eski bakanlarımızdan Ahmet Topaloğlu ve Selahattin Kılıç da vardı.

Bir işadamımızın itirafı

Büyük işadamlarımızdan Rahmi Koç, "Bize akıllı bir diktatör lazım" demiş. Biz bu beyana katılıp katılmadığımızı söylemek istemiyoruz. Ancak bu ifade, Türkiye''deki bazı işadamlarımızın politikaya bakışını ifade etmesi bakımından çok tipik bir konuşmadır.

1971 yılında 12 Mart muhtırasından sonra Demirel hükümeti istifa etmişti. Bir süre sonra, büyük bir işadamı ile bir dostun evinde yemekte buluştuk. Bu yemekte eski bakanlarımızdan Ahmet Topaloğlu ve Selahattin Kılıç da vardı. Konuşmalar, verilen muhtıra ve hükümetin istifası olayına geldi.

İşadamı bu konuşmalarda bir itirafta bulundu: "Ahmet Bey", dedi... "Biz iş adamı olarak demokrasiyi pek sevmeyiz. Bizler askeri idareyi tercih ederiz."

Sonra bunun sebeplerini izah etti: "Çünkü dedi, bizim hükümetle olan işlerimizi takip için eskiden sizi arıyorduk... Selahattin Bey''i arıyorduk... Veya milletvekillerinden birisini bulmaya çalışıyorduk. Şimdi işimiz gayet kolay. Tanıdığımız bir paşaya telefon etmemiz yetiyor."

Bu konuşma belki bir şaka veya espri olsun diye söylenmişti ama işadamlarının politikaya bakışının tam bir ifadesiydi.

Demokrat Parti''ye yapılan yardımlar

Politik yaşantımızda bu ifadeyi teyit eden birçok olaya tanık olmuştuk. Bunlardan bir tanesi şuydu: 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri bir darbe olmuş ve Demokrat Parti iktidarı devrilmişti. İşadamlarının çoğu, bu partiye yakındılar ve seçimlerde büyük miktarda bağışlarda bulunmuşlardı.

CHP eğilimli yerel gazetelerden birisi bölgesindeki işadamı aleyhine yayın yapıyor ve ihtilalin kumandanı Cemal Gürsel''e şikâyet mektubu yayınlıyordu. Vergi kaçakçılığı, karaborsa yapmakla suçluyordu.(*)

İşadamı bu yayını durdurmak için gazeteye ilan vermek istedi. Gazete kabul etmedi. Tehdit yollu girişimler yaptı... Gene yayını durduramadı. Bir gün bu gazetenin yazı işleri müdürüne bir telefon geldi. Telefonda, "Lütfen İstanbul''da şu numaraya telefon edin. Önemli bir haber alacaksınız..." deniliyordu,

Yazı işleri müdürü merak edip o numarayı aradı. Ona iletilmek istenen haber şuydu: Aleyhine yayın yaptığı işadamının köşkünde, iş adamı, Vehbi Koç ve ihtilalin kumandanı Cemal Gürsel Paşa çay içiyorlardı.

Bir süre sonra askeri idare, Demokrat Parti''ye yakın olarak bilinen ve ona büyük miktarda yardımda bulunan işadamlarını sorguya çekti. Bunlara "Niçin Demokrat Parti''ye para yardımında bulundunuz" diye soruldu. Hepsinin verdiği cevap aynıydı: "Biz yardımda bulunmasaydık, fabrikalarımızı kapatacaklardı." (**)

İşadamlarının parti kuruculuğu

12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra bütün partiler kapatılmıştı. Yer yer toplantılar yapılıyor ve yeni partiler kurulmaya çalışılıyordu. Habersiz olarak bir dostun evine ziyarete gittim. Orada toplanan bir kısım seçkin kimselerin bir parti kurma hazırlığı içinde olduklarını gördüm.

Onların arasında eski bir başbakan da vardı. Elinde bir kalem, partide kuruculuk teklif etmeyi düşündükleri isimleri not ediyordu. Partinin kurucu heyetinin tabanını geniş tutmak istiyorlardı. Bu sebeple de, kurucular arasında bir bilim adamı bulunsun... Bir sendikacı olsun vs. gibi teklifler yapılıyor ve düşünülen isimler alt alta yazılıyordu.

Salonda bulunanlardan birisi, "Kurucular arasında birkaç tane de işadamı alalım" diye bir teklif ortaya attı. Orada bulunan tecrübeli bir politikacı buna itiraz etti: "İşadamlarını bu işe karıştırmayalım. Siz iktidara gelirseniz hepsi sizin yanınızda olur..." dedi bu meslekten kimsenin kurucu olmamasına karar verildi.

Buna benzer şahit olduğumuz yüzlerce misali anlatmamız mümkündür. Bunları anlatırken şu noktaya da işaret etmemiz gereklidir. Konuyu genelleştirmek ve bütün işadamlarını aynı davranış altında saymak yanlıştır. Ancak bazıları yukarıda saydığımız gibi düşünmektedir.

Bir sivil toplum kuruluşunun yaklaşımı

Büyük işadamları tarafından kurulan sivil toplum kuruluşunun açılış kokteyli vardı. Bu kuruluşta danışman olarak çalışan bir iktisat profesörü, kuruluşun gayesini anlatıyordu. Diyordu ki:

"Bir ülkenin kalkınması için, ehil ekonomi uzmanları bir kalkınma planı yapmalıdır. Hangi parti iktidara gelirse gelsin bu planın uygulanması mecburi olmalıdır."

Bilim adamı bu konuşmayı yaptıktan sonra bir gazeteci yaklaştı ve bir sual sordu: "Hocam, ben sizin fikirlerinize tamamen katılıyorum. Ehil bir kadro, bir kalkınma planı yapmalı ve buna hafiyen uyulmalı dediniz. Bu ehil kadroyu kim seçecek?"

Hoca cevap verdi: "Seçim var ya... Millet seçecek."

Gazeteci sormaya devam etti: "Hocam siz bir ilim adamısınız. Ben ise basit bir gazeteciyim. İkimiz de kalkınma planı yapsak ve seçime gitsek. Halk benim planıma oy verirse ne olur?"

Hoca sinirlendi, kısaca cevap verdi: "Böyle şey olur mu? O zaman işte ihtilal olur..."

Bütün bu anlattıklarımız, işadamlarının çoğunun politikaya bakışını anlatmaktadır. Hiçbir iktidar, iş adamları olmaksızın başarılı olamaz. Ancak başarılı olabilmeleri için ilişkilerini çok iyi ayarlaması gerekmektedir. Fakat iktidarların devrilmesinde, işadamları büyük roller oynarlar.

Erbakan iktidarını kim devirdi?

Necmettin Erbakan iktidarını, 28 Şubat olaylarının devirdiği söylenir. Ancak bu devirmede işadamlarının rolü unutulmamalıdır. Zira Erbakan''ın istifasından sonra rastladığımız Odalar Birliği başkanlarından birisi, VIP salonunda bağıra bağıra:

"Erbakan''ı nasıl da devirdik..." diye öğünüyordu.

Yolsuzluk davaları

Bu gün Türkiye''de, işadamı-politikacı ilişkilerinin sonucu birtakım suiistimallerin davası görülmektedir. Bu davalardın çoğunda politikacılar, "görevi ihmal veya görevi kötüye kullanma" yapmakla suçlanmaktadır. Oysa asıl çıkar sağlayan kişi varsa bunlar işadamı kılığına bürünmüş kimselerdir

Geçen elli yıl içerisinde, iktidar partilerin çöküşlerinde aynı manzaraları gördük. Dün Başbakan Tayyip Erdoğan için, "Bir milyar doları var, iktidara gelirse Türkiye''yi Ortaçağ''a götürür" diyenlerin onunla omuz omuza resim çektirdiğini gördüğümüz zaman, acaba aynı şeylere mi şahit oluyoruz diye kendi kendimize soruyoruz.

Konuyu genelleştirmek ve bütün işadamlarını aynı davranış altında saymak yanlıştır. Rahmi Koç konuşmasında yukarıda anlattığımız şeyleri kastetmemiştir. Ancak konuşma üslubu bazı hatıralarımızın canlanmasına vesile olmuştur.

İşadamları ülke ekonomisinin bel kemiğidir. Onlarsız kalkınma olmaz. Ancak siyasetçilerin, onlarla ilişkilerde bulunurken "neye ve nereye kadar "sorusunu akıllarından çıkarmamaları gerekir.

(*)İddiaların doğru olup olmadığını tartışmıyoruz

(**) Eski Demokrat Parti Milletvekili Mıgırdiç Şellefyan da Demokrat Parti''ye 500 bin lira verenlerden birisiydi. O verdiği ifadede "Daha fazla param olmadığı için bu kadar verdim" demiştir.