
Kıyafet yasağının kökleri
Bugün Türkiye''nin siyasi gündemini ve kamuoyunu en çok işgal eden şey türban takmanın serbest bırakılıp bırakılmamasıdır. Her kafadan bir ses yükselmektedir. "Türban yasağı sadece üniversitelerden kalksın" diyenler vardır. Bu yasağın sadece kamuda çalışan personele uygulanması, kamu hizmetlerinden yararlananlara uygulanmaması tezini savunanlar vardır.
Bu konu o kadar yanlış bir zemin üzerine çekilmiştir ki, türban ile başörtüsünün karıştırılmamasını savunanlar çıkmıştır. Türban denilen şey, çene altından bağlanırsa başörtüsü olur. Başörtüsü ise yasaklanamaz gibi yorumlar yapanlara rastlanmıştır.
Oysa türban takma yasağının anatomisini bilmeden bu konunun halledilmesi mümkün değildir. Herkes birbirine şu suali sormaktadır: 30- 40 yıl evvel bu yasak yoktu. Bu yasak niçin ve nereden çıktı?
Bazıları şu suali sormaktadır: 30–40 sene evvel türban yasağı yoktu. Bu nereden çıktı? Bu soruyu soranların dikkatinden kaçan bir konu vardır: 30-40 sene evvel türban takma yasağı yoktu ama, başka yasaklar vardı. Osmanlı tarihini iyi bilenler, her devirde bir şeylerin yasaklanmış olduğunu göreceklerdir. 2. Mahmut döneminde, Balkanlar''daki bazı ülkeler tarafından kullanılan fesin resmi bir giyim kabul edildiği tarihlerde, fes dışında bir şapka vs. giyilmesinin yasaklandığı gibi.
Cumhuriyet döneminin yasakları
Osmanlı''dan gelen bu yasaklar, Cumhuriyet dönemimizde de başka giyimler için- zaman zaman- uygulanmıştır. 1930 ve 40 yılları arasında ortaokul talebelerine şapka giyme zorunluluğu getirilmişti. O tarihlerde, polisler sokaklarda şapka giymeden gezen lise talebeleri ararlardı. Talebeler ise,- ne sebepten olduğu bilinmemekle birlikte- şapkalarını ellerinde taşırlar, polis gördükleri zaman başlarına geçirirlerdi, polis kaybolduğu zaman tekrar ellerine alırlardı.
Bir zamanın ünlü valilerinden birisi şalvar giyilmesini yasaklamıştı. Polislerin eline ucu çatallı demir çubuklar verilmişti. Polisler çarşıda, pazarda şalvarla gezenleri gördükleri zaman demir çubuğun çatalını şalvarın yan cebine takıp topuğuna kadar yırtardı.
Bir zamanlar yerli malı kullanma politikası uygulanıyordu. Adana Valiliği, yerli malı kullanma politikası çerçevesinde, kız lisesi talebelerine okula giderken tahta nalın giyme zorunluluğu getirmişti. Bu tuhaf yasak sebebiyle, nerede nalın sesi/ orada kız lisesi tarzında türküler bile yazılmıştı.
Bütün yukarıda anlattığımız olaylar şunu göstermektedir: Türk olarak genlerimizde, yasaklamak iç güdüsü vardır. Bu içgüdü damarlarımızda dolaşır. Tıpkı kanımıza karışan mikroplar gibi.
Kanın içinde dolaşan mikroplar, vücudun zayıf bir noktasını bulur ve burada çıban çıkarır. Bu çıban vasıtasıyla kendisini temizler. Yukarıda saydığımız yasaklar da, siyasi konjonktürün gerektirdiği şekilde isim ve alan değiştirerek devam edip gider.
Yasaklamak, anne ve baba olmamızın bir göstergesidir. Bebeğimize ilk öğretmek istediğimiz şey, cısss diyerek bilmediği bir şeye elini sürmeyi yasaklamak olmuştur. Ona ilk öğrettiğimiz şey elleme kelimesidir.
"Yasak koymak", "Yasaktır" demek devletin otoritesini gösteren bir davranıştır. Ama Türkiye öyle bir ülkedir ki, kanunlarla yasaklanmış davranışlara kimse uymaz, fakat hiçbir kanunda olmayan yasaklar ise sıkı sıkıya uygulanır. Bu manada, "Durmak yasaktır" levhası önünde park etmiş bir arabayı görmek mümkün olduğu gibi "Sigara içmek yasaktır" levhası önünde sigara içen görevliyi görmek bile mümkündür. Kanunun koyduğu bu yasaklar uygulanmazken, hiçbir kanun veya mahkeme kararıyla yasaklanmayan türban bunlardan bir tanesidir.
Yeni bir yasak bulma zorunluluğu
Şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, başka bir yasak bulmadan başörtüsü veya türban yasağının kaldırılması mümkün görünmemektedir. Türbanın yasaklanmasını savunanlar da, serbest olmasını savunanlar da uygulamalardan rahatsızdır. İki taraf da geri adım attığı intibaını vermeksizin bu konuya çare aramaktadır.
Her iki tarafın da, kafasındaki fikri uygulamaya gücü yetmemektedir. Bu sebeple, Türkiye''de, türban yerine başörtüsü, yüksek okullarda serbest, ortaokullarda yasak olmalı gibi gerekçeleri tutarsız alternatifler üretilmeye çalışılmaktadır.
Yukarıda da dediğimiz gibi, içimizdeki yasaklama içgüdüsünden kurtulmadan Türkiye bir yere varamaz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.