Bir "ütopya" olarak 28 Şubat

00:0017/01/2001, Çarşamba
G: 10/09/2019, Salı
Fehmi Koru

28 Şubatçılar George Orwell''i okuyarak mı ütopyalarını oluşturdular, yoksa benzerlik, Orwell, romanını, dünyanın her yerindeki ''baskıcı rejim heveslileri''nin ortak noktalarından hareketle yazdığı için midir, bilemem; ancak bildiğim bir şey var: Şimdi en simgesel temsilcilerinden birinin taraf olduğu tartışmayla karşımıza çıkan 28 Şubat, bir çok yönüyle, ''1984'' romanını andırıyor...Herkesin herkesi izlediği, iradelerin baskılarla yok edildiği, çocukların anne-babalarına, komşuların diğer komşulara


28 Şubatçılar George Orwell''i okuyarak mı ütopyalarını oluşturdular, yoksa benzerlik, Orwell, romanını, dünyanın her yerindeki ''baskıcı rejim heveslileri''nin ortak noktalarından hareketle yazdığı için midir, bilemem; ancak bildiğim bir şey var: Şimdi en simgesel temsilcilerinden birinin taraf olduğu tartışmayla karşımıza çıkan 28 Şubat, bir çok yönüyle, ''1984'' romanını andırıyor...

Herkesin herkesi izlediği, iradelerin baskılarla yok edildiği, çocukların anne-babalarına, komşuların diğer komşulara muhbirlik yapmalarının teşvik edildiği bir süreçtir 28 Şubat. Sonuçta Türkiye''nin Batı ile mesafesinin açılmasını getirecek çalışmaları yürütenlerin seçtiği ''Batı çalışma grubu'' adı bile, savaş hazırlığını yürüten devlet birimine ''barış bakanlığı'' adının takıldığı ''1984'' ile zihinsel bir paralellik arzediyor. ''1984'' mevhum bir tehdit algılaması üzerine oturur; 28 Şubat da abartılı bir tehdit değerlendirmesinin ürünü değil mi?

Türkiye''de darbeler, yapan darbecilerin yanına kâr kaldığı için ''alın yazısı'' durumunda. ''Düğme'' edebiyatı üzerine güzellemeler yazmakla ziyan ettiğimiz şu son bir ay içerisinde, tıpkı son dört yılın herhangi bir zamanında olduğu gibi, zihinlerimizin bir köşesinde ''darbe'' sözcüğü yatıyordu. Darbeciler akıllı; 27 Mayıs''tan sonra kendilerini ''dokunulmazlık'' zırhına da kavuşturan ''temelli senatör'' sıfatıyla mücehhez kılmışlardı; 12 Eylülcüler ise kendi yazdıkları anayasaya bir madde (geçici 15.) ekleyerek tasarruflarını da yargı denetiminden kurtardılar. Sacit Kayasu adlı yargıç, ''zaman aşımı'' öncesi Kenan Evren''in yargılanması için harekete geçince, yargının bağımsızlığı unutuldu ve savcıyı yaptığına pişman edecek bir süreç başlatıldı...

''Post-modern darbe'' sıfatını sürecin mimarları da ''zekâ ürünü'' bulduklarına göre, 28 Şubat''ın da ''post-modern darbeciler'' açısından benzer bir niyeti olması gerekiyor. 28 Şubat, şimdilerde söylendiği gibi, yalnızca bir hükümeti alaşağı etme hamlesi olamaz; öyle olsaydı, siviller tarafından uygulanması imkânsız ''18 maddelik'' bir icraat programı ile hayata gözlerini açmazdı. Sürecin, onu başlatan kadroyu ''sorumlu mevkilere'' taşıyacak gelişmelere yol açmasının beklenmesi şaşırtıcı olmazdı. Kısa süren ''adaylığı'' sırasında, Org. Çevik Bir''in gönlünde cumhurbaşkanlığı makamının yattığı öğrenildi sözgelimi; benzer heveslerin dönemin başka sorumluları tarafından da taşındığını düşünebiliriz.

Süreci kendi çıkarları için kışkırtan bazı tiplerin kendilerine pay çıkarmak için alttan alta işledikleri, "Bildiğimiz anlamda darbe olacaktı, biz önledik" sözü ise boş bir iddiadan ibaret... 28 Şubat, başından sonuna darbesiz bir müdahale süreci olarak tasarlanmıştı; ancak başarılı olabilmesi için ''darbe'' tehdidinin başlar üzerinde korunması gerekiyordu. Refahyol''u devirdikten sonra iki hamleyle sonuç almayı planlıyordu ''post-modern darbeciler'': Medyayla sandığı etkilemek ve cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, Meclis başkanlığı ile bazı kritik bakanlıklar gibi devletin önemli makamlarını ''yetkin'' ellerde toplamak... Bugünkü tablo, 28 Şubatçılar açısından, hem bir başarı hem de hüsrandır... Tümg. Özkasnak, "28 Şubat olmasaydı, sandık farklı sonuç verirdi" derken ''başarı'' yönüne işaret ediyor; ancak bir çok 28 Şubatçı, kendileri için o zamanlar asla tasavvur etmedikleri köşelerdeler bugün... Çankaya Köşkü''nde Org. Bir, Org. Karadayı (veya Demirel) oturmuyor...

28 Şubat''ın ağır mirası ise her yerde kendini hissettiriyor. Üretim hevesini kıran ''yeşil sermaye'' tabusu ekonomiyi tüketime kilitledi. Başka ülkelerde hâzik doktorların gözetimine tevdi edilecek tipler uzak tutulmaları gereken koltuklarda oturmayı sürdürüyorlar. Eğitim darmadağın ve üniversiteler ilkokul düzeyinde. Liyakatsizliğinin bilincinde, bulunduğu mevkiyi hak etmediğinin farkında olan ne yapar? Hak iddia edebileceği huzursuzluklara kendi sebebiyet verir... Üniversiteler ve yüksek okullardan sonra imam hatipler ve İlahiyat fakültelerindeki kız öğrencilerin başörtüsünü sorun haline dönüştürmenin altında bu gerçek yatıyor.

Bu da bizi, 28 Şubat''ın devam ettiği ve ''1984'' romanında ustaca sergilenen evrenselliği tartışılmaz totaliter eğilimler dizgin altına alınmazsa yüzlerce yıl devam edeceği gerçeğine götürüyor. George Orwell, bir süre kendisi de ''totaliter'' ideolojilerle flört ettikten sonra, insanın içinde yatan canavara ışık tutup, eğer dikkatli olunmazsa ''baskıcı'' eğilimlerin egemen hale geleceğine dair uyarı manifestosu olan ''1984'' ile insanlığın karşısına çıkmıştı. Romanı kaleme aldıktan yarım asır, kitabın adına taşınan tarihten 12 yıl sonra, anlattıklarına ''ütopya'' diye sarılınacağını nereden bilebilirdi?

28 Şubat ile yüzleşme burada bitmiyor; devamı var...